• Türk Dili
  • Dil Nedir? -2- “ Dil” İ Nasıl Sınıflandırıyoruz?

Dil Nedir? -2- “ Dil” İ Nasıl Sınıflandırıyoruz?

DOĞAL BAKIMDAN “ DİL” İ NASIL SINIFLANDIRIYORUZ?

 Cansız tabiatın ve canlıların hem birbirleriyle, hem de kendi aralarında, devamlı ve çok yönlü ilişkisi vardır. Bu ilişkilerin süregeldiği alana bildirişim düzeyi diyoruz. Bu alanda bir anlatım aracı olan dili, doğal bakımdan üç sınıfta inceliyoruz:

1) Doğa dili; doğanın, evrenin ve eşyanın, insan zekası tarafın­dan algılanmasına, anlaşılıp hissedilmesine araç olan doğal bildirişim­lerdir. (Göklerin dili, ağaçların dili, denizlerin, toprağın dilleri, v.b. )

2) Hayvan dili; hayvanlar arasındaki bildirişimlerle ilgili işaret sistemleridir. (Zoosemiyotik)

3) İnsan dili; bir gramer sistemine bağlı olarak insanın düşünce ve duygularını ifade etmesine yarayan hareketli, sesli, sözlü, yazılı işaretler sistemidir.

 TEKNİK YÖNDEN DİL KAÇA AYRILIR?

 Dil dediğimiz, bildirişim ve anlatım aracını, işaretlerin yapısı, biçimlendirilmesi, kısaca ifade tekniği bakımından üç bölümde kontrol edebiliriz: -

 1) Hareket dili; insanın, genellikle, başkalarına bir şey anlatmayan doğal hareketlerinin dışında kalan, işarete (— anlamlı ifade) ye yönelmiş, bilinçli ve sınırlı hareketleridir. Bunda harfler, sözcükler, ya da bunların bilinçli çağrışımları; kopyaları yoktur: Hareket dili adeta klişe cümlelerle örgütlenmiştir. Bu bakımdan hareket dilini, sağır dil­sizlerin “parmak işaretleriyle konuşmak” biçiminde, bilinçli olarak harf harf, kelime kelime düzenlenmiş, öteki hareket dilleri ile karıştırmamalıyız. Çünkü bu ikinciler, aslında varolan bit dilin, sesli ve yazılı dilin şifrelerinin biçim değiştirerek kopya ve taklit edilmesinden oluşmuşlardır. Gerçek hareket dilinin kendine özgü bir yapısı ve derin psişik ve sosyal, zihinsel ve sosyo-kültürel, gizli birikimleri vardır.

Hareket dili, öyle anlaşılıyor ki ilk insanların uğultulu, homurtulu, inlemeli, haykırışlar, ya da sükun ifade eden “ sesleniş”lerine arkadaşlık eden ilk ve en ilkel dili idi.

2) Konuşma dili: Konuşma, insanın, düşündüklerini, sesli, sözlü belirtilere bağlama yetisini, dil aracılığı ile belirli, bilinçli bildirişim biçimleri ve dinamik bir mekanizma içinde kullanmasıdır. Şu anlamdaki “konuşma”, sesli bir “düşünme”dir. Konuşma dili, düşüncedeki içerik­leri, sistemli, uyumlu ses kalıpları halinde düzenleyip, bildirişime, anlatıma araç olur.

3) Yazı dili; yazı, düşünülenlerin dil aracılığı ile anlatım ve bildirişiminde yararlanılan resimsel çizgiler, sistemli ve uyumlu yapma işaretlerdir. Yazı dili, konuşmanın maddesel kalıplara dökülmüş biçimidir.

Bilinen en eski yazısı olan en eski diller Sümer (MÖ. 3500 )., Akad (MÖ. 4000), Mısır (MÖ. 4000 Y ve Çin (MÖ. 2000), dilleridir.

Yazının bulunup kullanılmaya başlamasından sonradır ki,. dil, işlenmiş ve oluşmuştur. Bir bakıma yazı, dilin gözler önüne serilmesine, somutlaşmasına, ele avuca. alınmasına sebep olmuştur: Yazı dili, konuş­ma diline oranla daha nesnel, daha maddeseldir. Bu niteliği dolayısıyla yazı dili, edebiyatın, şiir, hatta resim sanatının başlangıcı sayılmalıdır.

COĞRAFYA, DİLDE NASIL BİR AYRIMA SEBEP OLUYOR?

Coğrafya, dilde milli dil, yabancı dil ve azınlık dili ayrıcalıklarını sınırlayan etkendir. Buna göre:

1) Belli bir toplumun, belirli bir coğrafyaya yerleşmesi, orayı bir ülke, yurt, vatan haline getirir. Ve bu ülke üzerinde yaşayan topluluk kendisine özgü, özel gramer kurallarına bağlı özel işaretler sistemi olan kendi milli dilini konuşur.

2) Ülke coğrafyasının sınırları dışında kalan toplulukların konuştuğu diller ise genellikle, yabancı dillerdir.

3) Her iki biçimde de dutuma ters düşen grupların konuştuğu dillere azınlık dili demek gerekmektedir.

 DİLLERİN SINIFLANDIRILMASINDA TARİHİN OYNADIĞI ROL NEDİR?

 Tarih, dilin doğuşunda, gelişmesinde ve oluşumunda son de­rece etken rol oynamaktadır.

Sosyo-ekonomik ve siyasal, kültürel sebepleri içinde saklayan tarih, bu nedenlerle gelişen, ya da yıkılan toplumları sıralamaktadır. Bili­nen tarih yazı ile başladı. Belgesel tarih yazı dilinin eseridir. İşte bu tarih bize bazı toplulukların dilleri ile birlikte göçüp gittiklerini anlatmaktadır. Bazan da topluluklar dil değiştiriyorlar.

Bütün bu olgulara dayanarak tarih içinde dilleri zaman bakımın­dan bir ayrışıma tabi tutabiliyoruz.

Bazı istatistikler. 2500 3500 kadar dil saymışlardır. Bunlardan 20-25’i önemsenmektedir.

Bilinen diller arasında tarih bize şu sınıflandırmayı yapmak olanağını veriyor:

1) Ölü diller: Bunlardan sınırlı olarak belgesel yarar sağlanabildiği halde bugün artık konuşulmaz olmuşlardır. (Latince gibi).

2) Canlı (yaşayan) diller: Bu sınıfa, günümüzde kullanılan bütün diller girmektedir.

3) Uygarlık dilleri: Geçmişte ve günümüzde belli bir toplumun dilinin, kendi ülkesinin sınırlarını aşarak bilim, sanat, teknik ve tüm kültür alanında önemli etkiler yapması halinde o dilin bir uygarlık dili niteliğini kazandığını görüyoruz. Tarih bize bir dilin çok geniş ve yabancı alanları etkileyebilmesi için sadece askeri kudretin yetmediğini, o dil aracılığı ile yüksek uygarlık değerlerinin de yayılması gerektiğini göstermektedir. Günümüzde bilim, teknoloji, sanat, kültür ve uygarlık yayan diller kitle haberleşme araçlarıyla daha etkili roller oynamaktadır.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...