Dil Nedir? -9- Edebiyat Akımları

YENİ ÇAĞLARA KADAR GELEN ESKİ EDEBİYAT

AKIMLARININ ÖZELLİKLERİ NASIL ÖZETLENEBİLİR?

 Bir önceki sayımızda yaptığımız sıralamaya göre bu akımların özelliklerini kısaca belirtmeye çalışalım:

A)    İLKEL EDEBİYAT

İnsanlığın ve toplumların en eski tarihlerinde yazı diline geçmeden önce, ezberlenen, anlatıla anlatıla gelişen anonim, özel biçimler kazanarak nesnelleşen, içeriğinde dinsel, ulusal temalar, savaş kahramanlık ve aşk menkıbeleri bulunan destanlar, masallar, yiğitlemeler, ağıt ve türküler ilkel edebiyat örnekleridir. Genellikle söyleyiş biçimi, motifler, ritim, hava ve öğeler bakımından hemen hemen her toplumda birbirine benzer.

Hayvan, ya da bitki motifli bütün masallar, aşk hikâyeleri, binbir gece sohbetleri, tekerlemeler en eski destanlar henüz yazıya geçmeden önceki biçimleriyle Gılgamış (Sümer), İlyada ve Odise (Batı Anadolu), Kalavelâ (Fin), Mete, Hun, Ergenekon, Türeyiş, Altın-Işık (Türk) destanları hep ortak, evrensel genellikler taşımaktadır.

B)    DOĞU EDEBİYATI

Tarih, genellikle Doğudan Batıya bir akışla başlamış ve devam etmiş gibidir.

En eski uygarlıklara, insana ait en eski izlere Doğuda rastlanmıştır.

Asya, Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve sonra Avrupa...

Doğu Çin’den Hind’e, Mezopotamya ve Mısır’dan Anadolu’ya kadar yazıdan önce, o büyülü, mistik, destani, masalımsı edebiyatın vatanı olmuştur. Şaman yakarışları, Budist duaları, yazının icadından sonra Doğu mistizminin ilk metinleri olan Veda Manzumeleri, Uygur şiirleri, Mısır ve Mezopotamya tabletleri tarih boyunca gelişen biçimler altındaki derin ve çok duygulu içerikler ve step kahramanlıklarını anlatan destanlarla, şairane masallar, içli ağıtlarla Batının çok yararlandığı, halâ daha yararlanmakta olduğu güçlü edebiyat hazinelerini bağrında saklayan Doğu, belli başlı akımların kaynağı halindedir.

Uzak Asya’dan Batı Anadolu’ya kadar çok geniş bir coğrafyada oluşan Doğu edebiyatı, mistik, hümanist, romantik, realist, sembolik, kübik, sürrealist ve egzistansiyalist motifler ve öğeler taşıyan çok çeşitli zengin bir sanat dünyasıdır.

Tarih içinde geliştikçe;

-                    Arap edebiyatı

-                    İlk Hıristiyan edebiyatı

-                    İslam edebiyatı

-                    Eski ve Ortaçağ Mistik edebiyatı

-                   Türk, Hint, İran edebiyatı

biçim ve dallarında oluşan Doğu edebiyatı üzerine bilimsel araştırmalar ve incelemeler ilerledikçe bu konuda dünya çok şey öğrenecektir.

Çin, Hint, Mısır, Sümer, Uygur, Hitit, Türk sanat ve edebiyatı alanlarındaki çalışmaların tarihi daha yarım yüzyılı bile doldurmamıştır.

Eski Batı edebiyatının ilk kaynakları ise, Batı Anadolu uygarlıklarında yani yine Doğu edebiyat, sanat ve felsefesi uzantılarında saklıdır.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATINDA BÜTÜNLÜK NE DEMEKTİR?

Türk dili (Türkçe) ve Türk edebiyatı, bilinen en eski Türk tarihinin yazılı (belgeli) kaynaklarında bir ve beraber doğmuş bir ve beraber oluşmuş, aynı aşamaları bir ve beraber geçirmiştir.

Bu birlik, beraberlik ve bütünlük Türk dili gibi edebiyatının da milli, milliyetçi, toplumcu bir niteliğe sahip olduğunu Türk toplumlarının ekonomik, sosyal, moral, siyasal tarihinin bir aynası olduğunun da ispatıdır.

Türkçe’nin en eski yazılı belgesi olan (Orhun Yazıtları) aynı zamanda Türk edebiyatının da en eski örnekleridir. Bunlar Türk yazı dilinin ilk metinleri, eski Türkçe’nin ne kadar iyi işlenmiş bir uygarlık dili olduğunu, Türk toplumunun ekonomik, sosyal, siyasal, askeri yapısını yansıtan belgeler olarak dil ile toplum düzeni arasındaki ilişkileri dilin sosyal yaşamı düzenlemekteki rolünü ortaya koymaktadır. Orhun anıtları üzerindeki yazılar aynı zamanda çok güzel söylenmiş, edebi değeri cidden çok yüksek nutuklardır. (Bilge Kağan MS. 732)

Türk tarih sahnesine gelişmiş, olgun bir dil ve seviyeli bir edebiyatla çıkmıştır.

Türk dili ve edebiyatı Orhun yazıtlarından bugünlere kadar bütün aşamalarda aynı paralelde bulunmuşlardır. Tarih boyunca Türk edebiyatı Türk dilini, Türk dili de edebiyatını koruyarak geliştirmiştir.

Bunda Türkçe’nin ve Türk edebiyatının toplum dili ve edebiyatı olarak halk yığınlarının engin ve vefalı sinesinde zenginleşmesinin büyük ölçüde rolü olmuştur.

Halk dili ve edebiyatı, halktan kopuk zümreler elinde edebiyatın da, dilin de yozlaşmasına karşı koymuş, biri saptığı zaman diğeri, öteki saptığı zaman beriki işe karışarak milli ve milliyetçi çizgiden ayrılmamayı sağlamıştır.

Bu çok önemli özellik, Türk dili sorunlarının anlaşılmasında ve çözümlenmesinde dilini kendi sosyal ve psişik fakat aynı zamanda doğal kaynaklarında oluşturan, geliştirip zenginleştiren, (yaşayan Türkçe’nin) yaratıcısı, koruyucusu ve sahibi bulunan Türk halkının, Türk milletinin gerçek kaynak olarak esas alınmasını zorunlu kılar.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...