• Türk Dili
  • Muhteşem İmparatorluğun Muhteşem Dili Osmanlı Türkçesi

Muhteşem İmparatorluğun Muhteşem Dili Osmanlı Türkçesi

Muhteşem Osmanlı Cihan İmparatorluğumuzun medrese, tekke ve ordunun temelleri üzerinde yükseldiği bilinen bir gerçektir. Bu üçlünün sembolize ettiği ilim, aşk ve kuvvet, her zaman için medeniyetlerin üç mühim esası olmuştur.

Her ferdin, her milletin ve her medeniyetin kendine has bir dili, kendine has kendini ifade şekli vardır. Geniş manâda davranışlardan geleneklere, edebiyattan mimarîye uzanan bu dil, kendini çok daha geniş bir şekilde lisanla ortaya koyar. Yahya Kemal'in ifadesiyle, her halk, kendi ikliminin lisanını söyler.

Türklerin Müslüman olmadan önce Orta-Asya yaylalarında geçen hayatını yansıtan Orta Asya Türkçesi, daha çok sert sessizli ve tek heceli fiillerle doludur. Bu, mes'elelerin üzerine sertçe ve doğrudan giden asker bir milletin kendini, konuştuğu ve kullandığı diliyle anlatmasıdır. Öyle ki, Türklerin İslâm’la tanıştığı ilk dönemlerin mühim bir eseri olan Kutadgubilig'de bile bu sertliği müşahede ederiz:

Ukuşka biligke bu almacı til

Yaruttaçı emi yorık tilni bil

kişik til ağırlar bulur kut kişi

kişik til ucuzlar borır er başı

til arslan turur kor işikte yatur

aya evlig er sak başıngnı yiyür

(Anlayış ve bilgiye dil tercüman olur; insanı aydınlatan dilin kıymetini bil. İnsana değer kazandıran dildir ve insan dille saadet bulur. İnsanı kıymetten düşüren de dildir ve yine dili yüzünden insanın başı gider. Dil arslandır, bak eşikte yatar; ey evin sahibi, dikkat et, yoksa başını yer.)

Dilde esas ve millî olan, seslerdir, gramerdir, dilin iç ve dış mûsikîsidir. Dolayısıyla, her dil, kendi öz yapısını korumak kaydıyla, başka dillerden bilhassa kelime olabilir. Meselâ, İspanyolca ve Portekizcede artık bu dillerin sesini ve ahengini almakla milliyet değiştirmiş binlerce Arapça kelime vardır. Aynı şekilde, Sovyet İlimler Akademisi, Rusçayla ilgili olarak, "Rusça'yı öz Rusça yapmak mümkündür. Ancak, bunun için Rusçada kullanılan kelimelerin yüzde yetmişbeşini terketmek ve yerlerine yeni kelimeler bulmak gerekir" raporunu vermiştir. Yine, İngilizcenin aslı 'Low German'dır, yani Almancadır; İngilizce zamanla Almanca gibi 'yapım ekli' dil olmaktan çıkmış, gramerinde kendine has seyyâliyete gitmiş ve bilhassa kelime noktasında Almanca, Latince, Fransızca ve daha başka dillerden o kadar çok kelime almıştır ki, bu dilde 'öz İngilizce" kelime bulmak, âdeta zorlaşmıştır.

Türklerin İslâm’ı kabulüyle birlikte Türkçe, Orta Asya yaylalarında bedevî bir hayat süren asker bir milletin dili olmaktan, incelerden ince muhteşem bir medeniyet kurmaya yönelmiş bir milletin dili olma yoluna girmiştir. Hür yaşamaya alışmış, köleliğe 'evet' demez cengâver bir millet, yavaş yavaş islâm'ın potasında eriyerek, yepyeni bir kültürle sarmaş-dolaş oldukça ve sert göğsünü ilim ve aşk karşısında yumuşattıkça, tekyelerde kazanına düştüğü belâ-yı aşkı ifade için Farsçadan, medreselerde içinde yoğrulduğu ilmi ifade için de, Kur'ân'ın dili Arapçadan kelimeler ve terkipler almaya başlamıştır. Bu çok tabiî gelişme içinde bir yandan tilek dilek,til dil, köz göz şeklinde yumuşarken bir yandan meselâ, köngül gönül olmuş ve bir yandan da başlangıçta Dede Korkut Hikâyeleri'nde "Ben erliğim bahadırlığım, cilasunluğum, yiğitliğim Rûm'a, Şam'a gitsin yayılsın; ...ol obada bir yahşi, hûb yiğit sayru düşmüş idi" vb. ifadelerde görüldüğü üzere Farsça'dan, Arapçadan dilimize mâl olmaya başlayan kelimeler, Orta Asya Türkçemizdeki aynı manâya gelen kelimelerle bir arada görülmeğe başlamıştır. Öyle ki, meselâ bugün Türkçe'mizde 'yiğitlik' ma'nâsı ifade eden pek çok kelime vardır: Er, eren, yiğit, alp, batur, mert, bahadır, cesur, kahraman, cilasun, dilîr, dilâver, yavuz, yaman, arız, kakız, arslan, börü, efe, kabadayı, deli gibi...

Orta-Asya yaylalarının yağız delikanlıları, alperenleri tarihe mühürlerini vurmaya durduktan sonra, artık dilleri de iklimleri, kavimleri, değişik âdetleri, farklı kültürleri, başka başka adet ve gelenekleri muhteşem bir imparatorluğun muhteşem medeniyetinde eriten, yoğuran ve Osmanlı-Îslâm rengine boyayan bir keyfiyete bürünecektir. Artık, meselâ Farsça dil kelimesi dilber, dilârâ, dilşâd, dilpesend gibi terkipleriyle ve gûşe köşe, pârçe parça, neverd-i bâm merdiven, serv selvi şekilleriyle bizim olacak; Ermenice örinak örnek, Bizansça allagion alay, italyanca roba urba, Rum telâffuzuyla Yunanca aftendis efendi olarak imparatorluk dilimize girecektir. Yine, Orta Asya Türkçemizdeki yalav, alma, ala, yınanç, selçik, edgii gibi kelimeler Osmanlı Türkçemizde alev, elma, elâ, inanç, selçuk, iyi şeklini alacaktır. Ayrıca, gül, bülbül, karanfil, yasemin, gonca, müjgân, lâle, sünbül, şeftali, kestane, şekayık, nergis, hayâl, hülya, sevda, endam, narin, hoş rânâ, saadet gibi kelimelerle dilimiz, fevkalâde bir taravet, halâvet, sabâhet ve melâhet kazanacaktır. Ve çok mühim bir nokta olarak, bîr zaman Mecmua-i Ebuzzi ya'da yazıldığı üzere din,iman, namus, şeref, haysiyet, hamiyet, gayret,iffet,ismet gibi sıfatlardan vazgeçmedikçe, dilimizden atılması mümkün olmayan Kur'ân'ın dili Arapçadan da pek çok kelime, kıt'alara uzanan medeniyet dilimizin öz malı haline gelecektir. Neticede, idare tahtında Muhteşem Süleyman'ın, mimarîde Muhteşem Sinan'ın, deryalarda Barbaros'un, serhadlerde Bâli Bey'lerin dört bir yana ışık saçtığı, çölleri gülzâr, çemenzâr eylediği bir dönemde, dilimiz de Bakîlerle, Fuzûlîlerle, Şeyh Galiblerle, Nef'î, Nedim ve Nâbîlerle, dünyanın belki de en zengin, en revnakdâr, en tatlı, en mûsikî dolu dili haline gelecektir. Üç kıt'ada at koşturan, Cihanın şarkına ve garbına ilim, iman, ümit, ümran götüren bir Cihan İmparatorluğu'nun dilidir artık bu dil... 

Muhteşem İmparatorluğumuz nasıl tekye, medrese ve ordu temelleri üzerinde yükselmişse, onun dili de aynı şekilde tekyeden, medreseden ve askerlikten beslenmiş, bilhassa Farsçadan geçme kelimelerle tekyenin aşkını Arapçadan geçme kelimelerle medresenin ilmini ve Orta Asya Türkçemizin bilhassa fiilleriyle de asker millet olma hususiyetimizi ifade eden bir dil olma hüviyet ve mertebesini kazanmıştır.

Talihimizin tersine dönüp, muhalif rüzgârlarla savrulduktan ve daha bir ihtişamla neşv ü nema bulmak üzere tohum tohum toprağa döküldükten sonra din. vatan, millet, tarih ve güzellik şuurundan mahrum olanlar, dilimizi de kendi dar, soğuk, maddî ve mekanik sınırlarına hapsetme gibi bir garabetin içine girmişlerdir... Pek tabîî ki, Edirne'yi vatan bilip Üsküp'ü bırakan, Kars'ı, Ardahan'ı vatan bilip Kerkük'ü terkeden, Buhara'ya, Semerkant'a, Yemen'e, Fi-zarfa uzanamayan ve Dicle ve Fırat'ın yansıyla avunup, Tuna'ya, Nil'e, Seyhun ve Ceyhun'a at sürmekten düşlerinde bile korkanlardan gökkuşağı bir dile sahip çıkmaları, onun ummanında yıkanıp, güzelliğinde güzellik, ihtişamında ihtişam bulmaları beklenemezdi. Ama yarının güzellikler dünyasını şimdiden dantel dantel, kanaviçe kanaviçe örenler,

Git vatan, Kabe'de siyaha bürün.

Bir kolun Ravza-i Nebî'ye uzat;

Bir kolunu Kerbelâ'da Meşhed'e at,

Kâinata o hey'etinle görün..

Aç vatan, kalbini İlâhına aç,

Şühedâm çıkar da, ortaya saç..

diye inleyen Osmanlı şairinin kırık duygularına merhem olacak; Dicle kenarında Fezeyânın tezâyüd ettikçe,

Tuna cûş eyliyor hayâlimde;

Tunalaştın gözümde gittikçe

diye hasretini dile getiren şairin hasretini Tuna'da dindirecek;

Ben ki, bir Türküm, unutmam Caber'i,

Türk olan nimetşinas olmak gerek..

Var yeri, gitsem Mezâr-ı Türk'e dek..

diyen şâir gibi tarihine, diline, vatanına karşı kadirşinas ve nimetşinas olacak ve

Sen Ahmet ü Mahmûd u Muhammed' sin Efendim,

Hak'tan bize Suitân-ı müeyyedsin. Efendim,

Efendiler Efendisi'nin izinde yeniden gülzârlar, çemenzârlar meydana getirirken, dilinde de en güzel kelimeler raksedecektir.. Çünkü

Körfezdeki dalgın suya bir bak, göreceksin;

Geçmiş geceler (in hepsi) durmakta yerinde..

Mehtâb, iri güller ve senin en güzel aksin,

Velhâsıl, o rüya duruyor yerli yerinde..

Evet, o rüya yerli yerinde duruyor.. aradaki sadece geçici bir kâbustan ibaret...

Kaynak : sızıntı dergisi -sayı 152

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...