Ana Dili ve Standart Dil

"Ana dilinde eğitim", başta Türkiye olmak üzere, birçok ülkede resmi dilden farklı bir dile sahip etnik grupların aktif bir biçimde dile getirdiği bir talep olarak gündemde. Bu etnik grupların siyasi liderleri ve aydınları, devlet okullarında ve özel okullarda, resmi dile paralel olarak ana dilinde de eğitim yapılması, ana dilinin okullarda da öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar.

Bu, gerek insan hakları açısından, gerek siyasi açıdan, gerekse daha sağlıklı bir eğitim ve çocukların gelişimi perspektifinden, meşrû ve savunulabilir bir talep gibi gözüküyor. Ancak "ana dilinde eğitim" tartışmalarında "ana dili" tabirinin siyasileştirildiğini, gerçek anlamından farklı bir biçimde kullanıldığını görüyorum.

Ana dili, çocuğun, aileden, çevreden, yaşadığı köy veya mahalleden, "belirli bilinçli bir öğrenim evresi olmaksızın" edindiği dildir. Çocuk ilk bu dilde düşünür ve kendini ifade eder. Bu dilin çerçevesinde dünyayı algılamaya başlar. En temel duygu ve düşünceler çocuğun beyninde bu dille kaydolur. Dolayısıyla, çocuğun ana dilini iyi kullanmayı öğrenmesinin önemi tartışma götürmez.

Ama çocuk ana dilini -- yukarıdaki tanımda da belirtildiği gibi -- ailesinden (başta annesinden) ve yakın çevresinden öğrenir. Ana dilini okulda da öğrenebilir mi? Okul çocuğa ana dilini öğretebilir mi?

Belki öğretebilir. Nitekim, birçok ülkede ana okullarında öğretmenler çocuklarla ana dillerinde iletişim kurarlar ve çocukların ana dillerinde kendilerini daha iyi ifade etmelerini sağlarlar. Ama ilkokuldan başlayarak eğitim sisteminin amacı çocuğa ana dilini öğretmek değildir. Hemen her ülkede eğitim sisteminin amacı, çocuğa bir veya birkaç standart dili öğretmektir.

Standart veya standartlaştırılmış dil, bir dilin belli bir şîvesi veya ağzı baz alınarak, dilbilimcilerin, eğitimcilerin, edebiyatçıların, genel olarak aydınların ve çoğu zaman devlet kurumlarının bazen uyumlu, bazen ihtilaflı bir şekilde birlikte çalışarak oluşturduğu dildir. Standart dil, resmi kurumların kullandığı dildir; bilim insanlarının kullandığı dildir; aydınların eserlerini yazdığı dildir; çoğu yazar ve şairin eserlerinde gördüğümüz dildir. Okullar da işte bu standart dil veya dilleri öğretir.

Çocuğun ana dili ile okulda öğretilen standart dilin aynı dilin iki versiyonu olduğu bir durumu ele alalım. O çocuk, eğer büyük bir şehirde yaşamıyorsa, iyi eğitim almış bir anne-babası yoksa, muhtemelen standart dille ilk defa okula başladığında karşılaşır. Çocuğun evinde, köyünde, mahallesinde, aynı dilin farklı bir şîvesi veya farklı bir ağzı, belki farklı bir lehçesi konuşulmaktadır. Okulda ise ana diline gerçekten benzeyen, ama birçok bakımdan da farklı bir dil kullanılmaktadır. Öğretmenlerinin öğretmeye çalıştığı dilde birçok kelimenin çekimi farklıdır; kelimelerin aldığı ekler farklıdır; bazı kelimeler değişik anlamlarda kullanılır; söz diziminde farklılıklar vardır; ve en önemlisi telaffuzda ciddi farklar vardır. Çocuk bu yeni dili öğrenmek için evde kullandığı isim ve fiil çekimlerini, söz dizimini, kelime anlamlarını, telaffuzu vs. beyninin bir tarafına itmek zorundadır. Çoğu zaman öğretmenler çocuğa evde öğrenmiş olduğu dilin "yanlış" olduğunu, okulda "doğru, düzgün, güzel" dili öğrenmesi gerektiğini söylerler.

Ve çocuklar okulda bu standart dili, ana dillerini bazen bastırarak, bazen ikinci plana atarak öğrenirler. En zor bastırılan, en zor terk edilen, ana dilinin telaffuzudur, aksanıdır. Birçok kişi standart dili hayatlarının sonunda kadar ana dilinin aksanıyla konuşurlar.

Peki, okulda standart dilin öğretilmesi kötü ya da yanlış bir şey midir? Hayır. Nitekim, anne ve babaların da beklentisi, hatta talebi, çocukların okulda standart dili öğrenmesidir. Dilin "doğru ve güzel" olarak nitelenen biçiminin öğretilmesidir. Toplumun da genel olarak beklentisi budur. Hatta, bu beklentiyi tam olarak karşılamayan, mesela ana dilinde (diyelim, yerel bir ağızla) konuşmakta ısrar eden öğretmenlere "kötü, cahil öğretmen" gözüyle bakılır. Standart dili iyi öğretemeyen okullar da "başarısız" addedilir.

Standart dil, ana dilinden çok daha geniş bir sözcük dağarcığına, bilimsel, idari ve sanatsal konularda çok daha zengin bir ifade hazinesine sahiptir. Geniş kitleler standart dili çok daha kolay anlar; çocukluklarında farklı birer ana dili öğrenmiş iki kişi standart dilde birbirleriyle çok daha kolay anlaşır. Dolayısıyla, bir öğrencinin toplumda ilerlemesi, iyi bir iş sahibi ve başarılı olması için standart dili iyi öğrenmesi elzemdir.

Ama standart dil öğretilirken ve öğrenilirken, ana dili bastırılmamalıdır; yanlış, çirkin, değersiz sayılmamalıdır. Öğrenci, kendi ana dilinden utanır hale getirilmemelidir. Öğrencilere, birçok duygu ve düşüncenin ana dilinde standart dilden çok daha etkili ve içten bir biçimde ifade edilebileceği anlatılmalıdır. Hatta, standart dil yerine ana dilinin kullanılmasının çok daha uygun ve doğal sayıldığı durumların da olduğu vurgulanmalıdır. Mesela bazen, samimi ortamlarda, farzedelim eski dostlarla mahallede sohbet ederken ya da aile içinde, birisi ana dili yerine standart dilde (yani neredeyse bir haber spikeri gibi) konuşmayı tercih ederse, tavrı ve söyledikleri aşırı resmi, yapay ve hatta gülünç bulunabilir.

Bütün yukarıda yazdıklarım, standart dil ile çocuğun ana dilinin aynı dilin iki farklı versiyonu olduğu durumlar için. Eğer bir çocuğun ana dili standart dilden tamamen farklı ise, o zaman tabii ki o çocuk standart dili öğrenirken daha fazla zorlanacaktır. Okulda ana dilini konuşamadığında, özellikle de o dil öğretmenlerce hor görüldüğünde ciddi bir yabancılaşma yaşayacaktır. İşte ana dilinin standart dilden temelde farklı olduğu böyle durumlarda, çiftdilli eğitim, sadece standart dile dayalı eğitime kıyasla, pedagojik açıdan daha doğru bir eğitim biçimidir.

Fakat çiftdilli eğitim de aslında çocuğa standart dille birlikte ana dilinin öğretilmesi şeklinde gerçekleşmez. Çocuğa iki dilin standart versiyonunun öğretilmesi şeklinde gerçekleşir. Batı Trakya'daki azınlık okullarını ele alalım: Bu okullarda Yunanca'nın standart versiyonu (buna Atina Yunancası da diyebiliriz) ve Türkçe'nin standart versiyonu (buna da İstanbul Türkçesi diyelim) birbirine paralel biçimde öğretilmeye gayret edilmektedir. Eğitimin kalitesi kuşkusuz yetersizdir ve azınlık eğitiminin özellikle Yunanca ayağında yapılan iyileştirmelere rağmen, azınlık mensupları hala bu eğitimin kötü durumundan haklı olarak şikayet etmektedirler. Ama azınlık mensuplarının istedikleri nedir? Çocuklarının standart Türkçe'yi iyi eğitim almış bir Türkiyeli Türk gibi konuşması ve kullanması, ve, aynı şekilde, standart Yunancayı da iyi eğitim almış bir Yunanlı gibi konuşması ve kullanması. Yani istenen, iki standart dilin daha iyi öğretilmesidir.

Okullarda öğretilen İngilizce, Fransızca gibi yabancı dillerde de beklenen, o dillerin standart versiyonunun öğretilmesidir; mesela Türkiye veya Yunanistan'da hiçbir veli, çocukları okulda Bavyera'daki bir köylünün Almanca'sını veya ABD'nin güneyindeki bir balıkçının İngilizce'sini öğrensin istemez.

Madem eğitim sisteminden öğrencilere standart dili veya dilleri öğretmesi isteniyor, o zaman niye siyasal alanda dil eğitimi ile ilgili taleplerde ve tartışmalarda hep "ana dili" tabiri kullanılıyor? Çünkü "ana dili" tabiri duygu yüklü bir tabir. "Ana" kelimesini içerdiği, ve aileyle bağlantılı olduğu için, itiraz edilmesi zor, sempati uyandıran, meşrûlaştırıcı bir tabir. Standart dil, "ana dili ambalajında" çok daha kolay pazarlanıyor. Günümüzde fabrikalarda makinalarca ve mekanik biçimde üretilen birçok yiyecek "tıpkı annenizin yaptığı gibi" türünden reklam sloganlarıyla pazarlanmıyor mu?

Şöyle bir örnek vereyim. Türkiye'de günümüzde Kürtlerin çok büyük bir kesimi "ana dilinde eğitim" talep ediyor. Bu talep dile getirilirken, evde annelerden, hatta "ana koynunda öğretilen" dilden söz ediliyor. Evet, ama okullarda okutulacak Kürtçe, evde annenin öğrettiği Kürtçe mi olacak? Hayır, ona benzeyen ama ondan birçok bakımdan da farklı bir Kürtçe olacak. Türkiye'deki ve Türkiye dışındaki Kürt aydınlarının, edebiyatçılarının, dilbilimcilerin, Kürt enstitülerinin standartlaştırdığı, Kürt siyasi ve kültürel kuruluşlarının kullandığı Kürtçe olacak. Kürtçe eğitim talebi "ana dilimizde eğitim istiyoruz" yerine "Kürt aydınlarının, edebiyatçılarının, dilbilimcilerin, Kürt enstitülerinin standartlaştırdığı Kürtçe'nin okullarda okutulmasını istiyoruz" şeklinde dile getirilse, bu talebi olumlu karşılayabilecek Türklerin sayısı çok azalmaz mı?

Sadece Türkiye'de değil, her ülkede, ana dilinde eğitim konusundaki gelişmeleri ve tartışmaları takip ederken bu "standart dil - ana dili" ayrımını hatırda tutmakta fayda var. Belli bir dilin standart versiyonunun okullarda öğretilmesini talep etmenin yanlış veya gayrı meşrû olduğunu düşünmüyorum. Bunlar meşrû ve çoğu zaman haklı talepler. Ama böyle bir talebin "ana dili ambalajında" sunulmasının yanıltıcı ve ahlaken de pek doğru olmadığı görüşündeyim. Bir şeyi isterken onu doğru biçimde tarif etmek ve ismini doğru koymak en iyisi.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...