Dilinize Sahip Çıkın

“Dilinize sahip çıkın!”Bu söz, Türkiye’ye, Amerikan Temsilciler Meclisi Üyeleriyle gelen Kızılderili bir kadının Türklere nasihati. Kasım ayı başında (07.11.2010) İstanbul’a gelip burada çeşitli kuruluşları gezerek incelemede bulunan heyet, birkaç gün içinde geri dönmüştü. İçlerinden biri, İTÜ’deki eğitimin İngilizce olduğunu görünce bir tehlikeye dikkat çekerek bu cümleyi kullanmıştı.

Neden dilimize sahip çıkmamız konusunda bizi uyarıyordu acaba? Çünkü yıllar önce topraklarına gelerek Kızılderililerin konukseverliğinden yararlanan Avrupalılar, onlara verdikleri sözlerden biri dışında hiçbirini tutmamışlardı. Avrupalıların tuttukları tek söz, Kızılderililerin topraklarını ellerinden almak oldu. Onları yerlerinden yurtlarından etmekle kalmayıp “En iyi Kızılderili, ölü Kızılderili’dir” anlayışıyla soykırıma tabi tuttular. Ayrıca, bunların dilleri ve dolayısıyla kültürleri sistemli bir şekilde yok edilmiştir. Bir dilin önemini en iyi, dilini ve kültürünü kaybedenler bilir.

Bizim kuşaktan olanlar, kovboy filmlerinde ve çizgi filmlerde bu ırkın nasıl tasvir edildiğini; insanların, onların vahşiliklerine nasıl inandırıldıklarını iyi bilirler. Oysa Kristof Kolomb, Kızılderilileri şöyle tarif ediyordu:“(…)Kötülüğün ne olduğunu hiç bilmiyorlar, çalmıyorlar, öldürmüyorlar. Komşularını kendileri kadar çok seviyorlar. Dünyada onlar kadar tatlı dilli insanlar yoktur.”

Son yüzyılda, bir ulusu yok etmek için önce onun diline el atılıyor. Dilin kuralları bozulup üretkenliğine ket vuruluyor. Böylece zayıflatılan dil, kavramları karşılayamaz hâle getirildiğinde de insanlar birbirine düşürülüyor. Zaten dil bu noktaya gelmişse, kültür iyice yozlaşmış, ulusal birlik zayıflamıştır. Böyle bir toplumu silaha gerek kalmadan sömürge haline getirmek çok kolaydır.

Ne yazık ki bugün dilimiz büyük bir hızla yıkıma uğramaktadır. Kurallarına yabancı dil bilimcilerin gıptayla baktığı Türkçemiz, özellikle İngilizcenin baskısına direnme gücünü yitirmek üzeredir. Daha anaokulundan itibaren İngilizceye özendirilen çocuklarımız, ana dilinin kurallarına hâkim olmadan bu dilin kurallarını beynine kazıyor. Kendi dilinin tınısına, kavram zenginliğine vakıf olmadan başka bir dili öğrenince de Türkçe kuralları bozarak o dilin kurallarına uyan söyleyişler geliştiriyor. Dolayısıyla siyasetçisinden öğretmenine, sanatçısından sporcusuna kadar birçok insan, farkında olmadan Türkçe kurallara ters düşen söyleyişlerle iletişim kurmaya çalışıyor. Aşağıda bu yanlış kullanımlardan yalnız birkaçına değineceğiz.

1. Türkçe tamlamalar kırıldı. Artık tamlamalar yabancı dil kurallarına göre oluşturulmaktadır:

Bugün TRT’de bile yabancı dil kurallarına uygun tamlamalar kullanılıyor:

YANLIŞ                                                        DOĞRU

Tv 8                                                                8. Tv

Haber Aktif                                                    Aktif Haber

Kanal D                                                          D Kanalı

Kanal Avrupa                                                Avrupa Kanalı

Doğru arkadaş                                               uygun arkadaş

Kepek ekmek                                                 kepek ekmeği

Bayan ayakkabı                                             bayan ayakkabısı

2. Türkçe fiillerin birçoğu öldürüldü, öldürülmeye de devam ediliyor. Bunların yerine yabancı dillerden geçme yapmak (İngilizce), almak (Fransızca) yardımcı fiilleri kullanılıyor:

YANLIŞ                                                             DOĞRU

Taciz yapmak                                                taciz etmek

Telaş yapmak                                                telaşlanmak

Birikme yapmak                                            birikmek

Sol yapmak                                                  sollamak

Davet yapmak                                               davet etmek

3.  Dilimizin hazinelerinden biri olan deyimlerimiz de kırılmaya uğramıştır:

YANLIŞ                                                                   DOĞRU

Vicdan yapmak                                              vicdanı sızlamak

4. Kimi televizyon sunucularının dağarcığı yeni dil öğrenenler gibi kıtlaştı: Özellikle spor karşılaşmalarını sunanlar, ancak “var” ve “yok” kelimeleriyle cümle kurabiliyorlar:

YANLIŞ                                                                          DOĞRU

Bu atışta isabet var.                                       Bu atış isabetli. / İsabetli bir atış.

Sinir var bende şimdi.                                                Sinirlendim şimdi.

Yukarıdaki birkaç örnekte de görüldüğü gibi dilimizin içyapısında ve işleyişinde bozulma başlamıştır. Bir dil için asıl tehlike budur işte.

Dil insanın yurdu gibi, sıla gibidir ve insan, bu yurttan uzaklaşırsa kendisini dönülmez bir gurbete düşmüş gibi hisseder. Âsaf Halet ÇELEBİ anadilimiz için şöyle diyor:

Ninnilerimi bu dil söyledi

Masallarımı bu dil

Bu dille duydum türkülerimi

Bu dille okudum şairlerimi

“Zalim beni söyletme derunumda neler var.”

Bir dildeki kuralların oluşması için yüzlerce yıl gerekir.  Buna karşın günümüzde aynı kuralların kırılması için on beş yirmi yıl yetmektedir. Çünkü eskiden dil ne kadar baskıya uğrarsa uğrasın, halk o dilin kurallarını korurdu. Oysa çağımızda televizyon aracılığıyla halk ağızları da kırılmaya uğramıştır. Halk, dili daha çok televizyondan öğrenmeye, televizyonu taklit etmeye başladı. Üstüne bir de yabancı dille eğitim eklenince dilin kaderini siz düşünün artık. Bu yüzdendir ki günümüzde özellikle Afrika’da onlarca dil ölüyor.

İşte bu şartlarda, dilin yabancı dillere karşı korunması bir zorunluluk hâline gelmiştir. Bu yüzdendir ki Fransa’da, başbakanın ve kültür bakanının ortak önerileri ile Fransızcayı İngilizcenin akınından korumak için “Fransız Dilinin Kullanımına İlişkin Yasa Tasarısı“  adlı bir tasarı hazırlanmış ve kanunlaşmıştır (1994).” Bu kanunla radyo ve televizyon kuruluşlarının Fransız dilini koruması ve geliştirmesi esas alınıyor; vatandaşların ve tüzel kişilerin yabancı dilde deyim ve marka kullanmaları yasaklanıyor. Buna karşın, bizim büyük şehirlerimizden kasabalara kadar caddeler yol boyu yabancı tabela ve markalar boy göstermektedir. İşin kötüsü, bu durumu aydınından köylüsüne, herkes kanıksamış gibidir. Türkçe karşılığı olan yüzlerce yabancı kelimeyi gururla kullanmamız da cabası…

Bu durum nereye kadar sürecek? Bu gidişe “dur” diyen olmayacak mı? Türkçemizin sahibi yok mu?

 Meliha ÜNLÜ

 Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Emekli Öğretim Elemanı



 Zeynep Korkmaz, Türk Dilinin Yabancı Dillere Karşı Korunması İçin Alınması Gereken Önlemler, TD, S. 528, Aralık 1995.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...