Hangi Türkçe?!

DİL bayramı dolayısıyla, arı dilcilerden yine tasfiyecilik övgüleri dinledik.

Tasfiyecilik ne demek?
"Temizlikçilik" mi, "arındırmacılık" mı?!
Neyse...
Arı dili kullanan Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, yayımladığı bildiride diyor ki:
"Bilim dallarının kendine özgü kavramları dışında, günlük konuşma ve yazı dili, anlam karışıklıklarına olanak vermeyecek biçimde anlaşılır olmalıdır."
Sayın Sezer'in ifade ettiği bu kıstasa yürekten katılıyorum.
Evet, "bilim dallarının kendine özgü kavramları"na dokunulmamalı, arılaştırma gayretiyle yeni kelimeler uydurularak bilimde kavram kargaşası yaratılmamalıdır.
Hukukta da yerleşmiş, kuşaklar boyu hukukçular tarafından kullanılmış, içtihat ve ilmi eserlerle anlam zenginliği kazanmış kavramlara dokunulmamalıdır.
* * *
BİZ hukuk fakültesindeyken, medeni hukuk derslerimizin bir bölümüne Prof. İsmet Sungurbey gelirdi. Çok değerli bir hukuk bilginiydi, kendisini çok severdik. Ama öyle arı dil, hatta uydurma dil kullanırdı ki, anlamakta zorlanırdık, daha kötüsü kavramakta daha çok zorlanırdık.
"Medeni kanun" yerine "yurttaşlar yasası" deyince, "zilyetlik" yerine "elmenlik" deyince, "miras" yerine "kalıt" deyince daha anlaşılmaz olduğu gibi, 'bilimsel' zenginliğe sahip "kavramlar" bu şekilde yüzeysel "kelimeler"e dönüşüyordu!
Bugün arı dili kullanan Sayın Cumhurbaşkanı'nın anayasa hukukuna ilişkin bir konuşmasını veya Anayasa Mahkemesi'nin bir kararını okuduğumuzda, Anayasa kitabındaki kavramlardan farklı kelimeler kullanıldığını görüyoruz.
"Şikayet hakkı"nı "yakınma hakkı" yapınca, "iddianame"ye "sav yazısı" deyince, "refah"ı "gönenç"e çevirince, "mal tahsisi"ni "mal özgülemesi" diye arılaştırınca daha anlaşılır olmuyor. Kavramlar derinliğini kaybediyor, yüzeysel kelimelere dönüşüyor.

* * *
BİLİM dili yanında, günlük dil 'arı' kelimelerle de, ağdalı sözlerle de anlaşılmaz hale getirilmemelidir. Türkçeleştirme adıyla dilin fakirleştirilmesine de yol açılmamalıdır.
"Taarruz, tecavüz, hücum" ayrı kavramlardır, hepsine "saldırı" diyerek dilimizi fakirleştiriyoruz. "Arzu, emel, temenni, rica, istirham, talep" kelimelerinin nüanslarını kaybeden bir dil, fakirleşir.
"Merhamet" ve "şefkat" kelimelerini "acımak"a indirgediğiniz zaman, bir kısım insani değerleri aşındırmış olursunuz.
1930'ların başında tek parti oligarşisinin halktan kopuk 'özel dil'i halinde ortaya çıkan tasfiyeciliğin nasıl bir kültürel yıkım olduğunu gören Atatürk, Falih Rıfkı'nın anlattığı gibi, "dili bir çıkmaza sokmuşuzdur" diyerek bunu bırakmış ve bıraktırmıştır.
Atatürk, 1935'ten sonraki konuşmalarında artık "yaltırık, özenç, gönenç, ataç özlük, önürme, kıldacı, baysal, utku, tüzün, söyünç" gibi uydurma kelimeleri terk etmiş, mesela 15 Kasım 1937'de Diyarbakırlıların misafiri olduğunda, "duyduğum zevk ve saadetin ne kadar büyük olduğunu kaydetmekle bahtiyarım" diye konuşmuştur; zengin, ahenkli, şiirsel, güzel Türkçe ile yani...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...