Dillerin Doğuşu

Dillerin Doğuşu

Dillerin doğuşuyla ilgili birçok teori vardır:

1) Tanrısal Teori: Allah Adem'i yaratmıştır ve Adem'in seslendirdiği her canlının ismi o olmuştur. Birçok dinde insanların lisanları ile yaratıldıkları inancı vardır. Teoriye göre insan denilen varlık tek bir atadan gelmişse, insanla birlikte gelişen dil de tek bir kökenden gelmiş olmalıdır

2) Yansıma Teorisi: İlk insanlar, çevrelerindeki sesleri taklit ederek ilkel dilleri oluşturmuşlardır. Modern bütün dillerde doğal ses yansımalarına karşılık gelen kelimeler bulunmaktadır. Bu da yansıma teorisini desteklemektedir. Türkçede vızıltı, mırıltı, fısıltı, gürültü, çatırtı, patırtı, havlama, horlama... gibi kelimeler yansıma kelimelerdir. Buna rağmen somut olmayan, ses olgusuna sahip olmayan kelimelerin oluşumunu bu teori ile açıklamak zordur.

3) Ünlemler Teorisi: İlk insanlar, korkularını, acılarını, sevinçlerini, ruh hâllerini dışa vuran sesler oluşturmuşlar, böylece dil oluşmuştur.

4) Birlikte İş Teorisi: İlk insanlar, işleri birlikte yapmaya başlamışlar, birlikte tempo oluşturmuşlardır.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi


Dil Nedir ? -15- KONUŞMANIN ANATOMİSİ

konusmanin-anatomisi

KONUŞMANIN ANATOMİSİ

Bir konuşma, her şeyden önce dinamik bir bildirişim (communica­tion) modelidir. Böyle bir modelde aşağıdaki diyagramda da görüleceği üzere en az iki kişi vardır. Bunlar, “konuşanlar”dır. Konuşma halinde bu iki kişi, (ya da kişiler ve kitleler) hem “kaynak” (verici, source), hem de “dinleyici” (alıcı, receptor) durumundadırlar. Bu halde ilk konuşan “kaynak”, (Kl), ilk alıcıya (Al)’e aktarmak istediği “düşünce”yi (bildiri, message), konuşma dili ile şifreleyerek (code) ve iletişim kanallarına yükleyerek (ses, mimik, jest ile) varsa, verici araçlara (telefon, radyo, televizyon mikrofonlarına, kameralara) yoksa, doğrudan doğruya dinleyicilerine yöneltir. Alıcı (Al), (Kl )‘in kodladığı şifreyi kulak, hoparlör, ekran aracılığı ile çözerek bildiriyi (message) almaya ve anlamaya (semantics) yönelir. Ve cevap vermek üzere bir karşı kaynak (K2) durumuna dönüşür. Böylece cevabını (ya da karşı bildiriyi) aynı yollarla kodlayarak, bu kez alıcı (Al) haline geçen öteki tarafa iletir.

Konuşma, demek ki konuşanlar arasında, yani karşılıklı olarak “alıcı-verici”, (konuşmacı-dinleyici) arasında gidip gelen ve konuşmacıları, devamlı bildiriler (message) alış-verişi ilişkisi içinde her iki halde (K-A) ve (A-K) durumlarına dönüştürerek oluşturan düşünsel bir eylem olarak gelişiyor.

Kaynak    K1

Alıcı         A2

Kaynak    K3

Alıcı          A4

Kaynak     K5

_____________

_____________

_____________

_____________

_____________

Alıcı        A1

Kaynak   K2

Alıcı        A3

Kaynak   K4

Alıcı        A5

KİŞİ

KONUŞMA

KİŞİ

Bu, aynı zamanda bir etki (stimulus) ve tepki (reaction) ilişkisidir. Tamamen zihinsel ve bedensel bir haberleşme (communication) düzeyinde kurulan bu ilişkide ilk konuşanın etkisine verilen cevap, “geriye dönen besleyici yankı” (feed back) niteliğindedir. Yani, dinleyicinin konuşmacıya verdiği tepki (karşı bildiri), konuşmacının bildirisini de kısmen içermektedir. Bu kez onun geriye göndereceği bildiri de her iki bildiriyi içermiş bir “feed back” olmaktadır.

Basit bir konuşma modeli gelişirken, konuşmacılar arasında bildiri ve anlam alış-verişi olurken, her iki taraf da düşündüklerini, birbirlerine en güzel, en etkili biçimde, en kolay şifrelerle aktarmaya ve en yakıp kanalları seçmeye çaba sarf ederler ve devamlı olarak, karşılıklı, besleyici tepkileri kontrol ederler. Bu kontrol ve oto kontrol, genellikle yarı bilinçli, otomatik olarak işlemektedir. Etkili, güzel bir konuşma bu kontrolü tam bilinçli hale getirmektir.

KONUŞMA TÜRLERİ

Konuşma türlerini sınıflandırmak, konuşmanın ne olduğu, niteliği, biçimi ve etkisi bakımından konuya daha derin yaklaşma olanağını verecektir. Konuşmaları:

1)   Konularına

2)   Biçimlerine

3)   Sürelerine

4)   Taraflarına

5)   Niteliklerine

göre genel bir sınıflandırmayla inceleyeceğiz:

I)   Konularına göre, konuşmaları kendi aralarında şöyle ayırmak mümkün olabilir:

1)   Bilimsel konuşmalar

2)   Sanat konuşmaları

3)   Politika konuşmaları

4)   Dinsel konuşmalar

5)   Teknik konuşmalar

6)   Ticari konuşmalar

7)   Sosyal konuşmalar

8)   Günlük konuşmalar

Bu konuşmalar iki kişi arasında olduğu gibi, çok sayıda insanın bulunduğu, geniş gruplar içinde de yapılabilmektedir. Bu konuşma türleri üst dil düzeyinde (bilim, sanat, felsefe, vb.), ya da normal dil düzeyinde (günlük işler, sohbetler, alış-veriş, vb.) olabilir. Örneğin nükleer enerji fiziği üzerine atom bilginlerinin kendi aralarında, bir hasta üzerine konsültasyon yapan hekimlerin kendi aralarında, sanatçıların, filozofların, din bilginlerinin, büyük ticari firma yetkililerinin kendi düzeylerinde yaptıkları konuşmalar, özel terimlerin, yüksek kavramların çok sık olarak kullanıldığı bilim dilleriyle sürdürülür. Örneğin "aşkın metafiziği" üzerine, ya da “yüksek estetik değerleri” konusunda konuşmakta olan kişiler, normalin üstünde bir düzeyde derin, duygusal ve bazılarına göre anlaşılmaz bir dil (meta - lingua) konuşuyor olabilirler.

Çoğu zaman politikacıların, teknokratların terimleri, kavramları, dilleri de bu konularla fazla ilgilenmeyenlere yabana gelebilir.

Birbirinden başka mesleklerin, ya da dalların insanları herhangi bir toplantıda bir araya geldiklerinde, ilk üç kişinin kendi konularında (üst-dil düzeyinde) konuşmaları grubun öteki üyelerini sıkar. Böyle durumlarda “ukalâlık yapıldığı” “akıl satıldığı” “bilgiçlik taslandığı” iddiaları haklı olarak ortaya atılabilir.

II)  Konuşmaların biçimlerine göre sınıflandırılması, hazırlanan ve sunulan konuşma biçimine göre yapılır. Bunlar:

1)   Yazısız konuşma

2)   Yazılı konuşma

3) Karma konuşma biçimleridir. Konunun, zamanın, yerin ve tarafların durumuna göre biri ya da öteki seçilebilir. Genellikle bilimsel, felsefi, ticari, teknik konuşmaların yazılı, hukuki politik, artistik, dinsel konuşmaların karma, tören konuşmalarının sohbetlerin, politik polemiklerin yazısız konuşma türünde olmaları doğal ve olağandır. Bu ölçülere uyulmaması halinde konuşmacı, dinleyiciler üzerindeki etkisini kaybetmektedir.

III) Sürelerine göre konuşmaları “uzun” ve “kısa” konuşmalar diye ikiye ayırmak mümkündür. Nutuk, konferans, bilimsel konuşmalar uzun konuşma türüne girer. Törensel konuşmalar, açış konuşmaları, iş konuşmaları, ayaküstü sohbetler ise kısa konuşmalardır.

Süre bakımından konuşmaların çok uzun olmaları, ya da çok kısa olmaları konuşmanın etki gücünü arttırıp azaltmaz. Her konuşmanın süresi, zamanı, yere ve konuya göre değişir. Ama hepsinde belirli bir ölçüyü tutturmak, sınırı aşmamak, dinleyicileri sıkıntıya düşürmemek gerekir.

Bazı kısa konuşmalar tarihte son derece etkili izler bırakmışlardır. Askeri konuşmalar çoğu kez kısa konuşmalardır. Ama öz ve özlü konuşmalar sayılırlar. Napolyon Bonapart’ın çok kritik bir anda: “Askerler, içinizde, eski komutanına kurşun sıkabilecek bir kimse varsa durmasın!.” diyerek göğsünü açması, kendisinin ve ülkesinin tarihinde bir yeni yaprak açmıştır. Fransız tarihçisi Michele, diyor ki: “Böyle bir nutuktan sonra insanın göğsü ya yüzlerce kurşunla delinir, ya da “Yaşa imparator!” sözleriyle o adam tahta çıkabilirdi. Nitekim Napolyon için ikincisi oldu...”

Çaldıran seferinde bir ara morali bozulmuş gibi olan askerlerine Yavuz Sultan Selim’in: “Savaştan korkmayanlar benimle kalsın, korkaklar karılarının yanlarına dönsünler.” sözü, tarihte ün yapmış bir kısa konuşmadır.

Atatürk’ün birçok konuşmaları kısa, kesin ve özlü konuşmalardır.

Osmanlı akıncılarının, at üstünde bir araya gelerek yaptıkları “özengi divanı” konuşmaları da özlü, kısa konuşmalardan sayılır.

Uzun konuşmalarda da ölçünün korunması, sabır ve tahammül sınırlarının aşılmaması konuşmanın etkisini arttırır. İçinizde uzun konuşmalar dinlemekten sıkılmamış insan hemen hemen yok gibidir.

IV)            Taraflarına göre, yani konuşmalara ve dinleyenlere göre konuşma türlerini de şöyle sınırlandırıyoruz:

1)   İki yanlı konuşmalar

2)   Grupsal konuşmalar

3)   Kitlesel konuşmalar

4)   Üç yanlı konuşmalar.

Bunları ayrıntıları ile görelim:

İki Yanlı Konuşmalar: Bunlara diyalog da diyoruz. Bu tür konuşmada genellikle karşı karşıya iki kişi, ya da iki taraf vardır. Bazen da iki taraf adına “sözcüler” konuşurlar. İki kişinin konuşması, iş konuşmaları, satıcı ile müşterinin, memur ile amirin, öğretmen ile öğrencinin, banka memuru ile müracaatçının, kitle sözcülerinin, dışişleri diplomatlarının konuşmaları bu tür konuşmalardır. Kimi zaman törenler dolayısıyla (kutlama, diploma, görev, v.b.) ve de araya uzun mesafe girmesi yüzünden araçlar aracılığı ile (telefon, telgraf) yapılan konuşmalar iki yanlı olurlar. Bazen bunların çok önemli olanları üçüncü ve dördüncü yanlara da mesaj verir: Kurtuluş Savaşında İnönü Muharebeleri dolayısıyla Başkumandan Gazi Mustafa Kemal Paşa ile Batı Cephesi Komutanı İsmet İnönü arasındaki ünlü telgraflar hem iki yetkili sözcü arasında bir gerçeği ortaya koymak ve zaferi kutlamak anlamını taşımakta, hem de millete ve bütün dünyaya karşı büyük bir mesaj vermektedir:

“Düşman, binlerce yaralı vererek savaş meydanına kahraman silâhlarımıza terk etmiştir”

“Siz orada sadece düşmanı değil, Türk milletinin ters talihini de yendiniz!..”

Amerika Birleşik Devletleri Başkanlarından müteveffa John F. Kennedy ile o zamanki Sovyet Başbakanı N. Kruşçev arasındaki Washington ile Moskova’yı bağlayan “kırmızı telefon”, dünya barışını tehlikeye düşürebilecek ve nükleer savaşa sebep olabilecek diplomasi hatalarını önleyebilmek amacı ile kurulmuş bir sistemdir. Bu, ikili konuşmalarda bazen dünya ve tarih çapında önem taşıyabilecek “mesaj”lar, konuşmalar üzerine çok ilginç bir örnektir.

Hatalı bir konuşmanın nelere, ne felâketlere sebep olabileceği ve konuşmanın değeri hakkında bu örnek, düşünmeye değer bilgiler vermektedir. İki büyük imparator Yıldırım Beyazıt ile Timur arasındaki tatsız, öfkeli konuşmanın, özel ulaklarla iletilen ikili mesajların tarihimizde açtığı yara, bu konuda çok acı bir hatıradır.

Hemen her çağda ve dünyanın hemen her ülkesinde siyasal partiler sözcülerinin ikili konuşmalarla çok şey yaptıkları ve de çok şey yıkabildikleri görülmektedir. Bunlara, konuşmanın önemli öğesi olan mesajın iyi hazırlanamamış olması, gereken etkiye sahip bulunmaması, olumlu ya da olumsuz nitelik taşıması veya mesajın iyi anlatılamaması sebep olmaktadır.

Büyük çapta ikili konuşmaların kitleleri ilgilendiren mesajlarının aynı zamanda üç yanlı, dört yanlı konuşmalar olduğunu söylemiştik.

V) Grupsal konuşmalar: Bunlar çoğunlukla çok yanlı dinleyicisi ve konuşmacısı ikiden fazla olan konuşmacılardır. Çay, kokteyl, brifing, seminer, sempozyum, panel, yönetim kurulu, sergi, gibi toplantılarda yapılan konuşmalar bu sınıfa girer.

Bunlarda da konuşmanın özel teknikleri ve kuralları, konuşmacının uyması gereken ilkeler vardır. Uygulama ve örnekler bölümünde görülecektir.

VI) Kitlesel konuşmalar: Bu tür konuşmaların bir kısmı “yalın”, bir kısmı da “kitle” haberleşme araçları ile yapılır. Genellikle tek bir kaynak., fakat kitle, ya da kitleler halinde “alıcı”lar vardır.

Konferanslar, hutbeler, miting, kongre ve parlamento konuşmaları yalın kitlesel konuşmalardır. Sahne, film, radyo ve televizyon konuşmaları ise kitle haberleşme araç ve olanaklarından yararlanılmak suretiyle yapılırlar.

Araçlı veya yalın, kitlesel konuşmaların da kendilerine özgü teknikleri vardır ve farklılıklar gösterir. Uygulama bölümünde ayrıntılı olarak anlatılacaktır.

VII) Niteliklerine ve etkilerine göre de konuşmaları çok çeşitli türde sıralamaktayız: İnandırıcı, kandırıcı, öğretici, duygulandırıcı, temellendirici, harekete geçinici, güldürücü, ağlatıcı, yapıcı, heyecanlandırıcı, yatıştırıcı, körükleyici konuşmaların her çeşidine hemen her yerde rastlamaktayız. Uygar toplumlarda konuşmalar, etkileri ve sonuç alma hedefleri bakımından daima olumlu, yapıcı, inandırıcı karakter taşırlar. İleri Batı toplumlarında “kim”in “ne” konuştuğu ve “nasıl” konuştuğu çok önemli hususlardır.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...