Yaşam ve Dil

21. yüzyılı yaşadığımız şu günlerde insanoğlu, doğayı göz ardı ederek teknolojik zaferini kutlamaktadır. Ortalama her üç-beş saniyede yeni bir şeyler icat edilmektedir. Her gün, bize sunulan yeniliklerle başlamaktadır. Bu hızlı değişim ve gelişim hayatımızı şekillendirmektedir.

Yenilikler ve teknolojinin imkânları mitoz bölünme gibi çoğalarak dünyanın her yanına ulaşmaktadır. Özellikle bilgisayarın ve Genel Ağ (İnternet)'ın yaygınlaşması yaşamı fazlasıyla değiştirmektedir. Artık insanoğlu kendi aklından daha çok bilgisayara güvenmekte ve bilgisayarın zihniyle tüm işlerini yapmaktadır. Hâl böyle olunca insanın yerine bilgisayarlar düşünüp taşınmaktadır.

Bilgisayar ne derse ona göre hareket edilmektedir. Ancak bilgisayar, “evet” ve “hayır” arasında gizlenen yorum yapma yeteneğine sahip değildir. Bu özellik, sadece çalışkan ve bilinçli insanlarda bulunur. Bu insanlar, yorum yapabilme yetisine sahiptirler ve hayatı tüm renkleriyle algılayabilirler. Bilgisayar ile insan arasındaki yaşananları, bir filme benzetirsek başrolü kim kapmaktadır? Bugüne değin daima dünyanın başkahramanı olan insan mı; yoksa onun bulup getirdiği bilgisayar mı başoyuncudur? Başka birkaç soru: Başrol oyuncusu hangi durumlarda dublör kullanmaktadır? Senaryo hangisine göre yazılmaktadır? Filmin yönetmeni kimdir? İnsanların çoğu hayatlarının, önceki yüzyıllara göre, kolaylaştığını sanır. Kolaylık; çamaşır ve bulaşık makinesi, otomobil, uçak ve bilgisayar mıdır? Madde ve manevi arasındaki sonsuz ayrımın farkında olanlar için, bugünün kolaylık anlayışı aslında zorluktan başka bir şeyi ifade etmemektedir. Tüketim çılgınlığının gariplikleri, tüm kolaylığı zor yokuşların ardına itmektedir. İnsanoğlu hayatının son nefesini verene kadar yokuşlar arası yolculuğa çıkar. Bir yokuş aşılır, her şey düzelecek zannedilir; ama sonra başka bir yokuş insana eşlik etmekte gecikmez.

İnsan, bir kuş gibi gökyüzünün maviliklerinde kanat çırpabilseydi, dünyaya gerçekten kuşbakışı bakabilseydi, hayatın zorluklarının farkına daha az varacaktı. Ayrıntılar denizinde yüzen balıkların hayatları da bir o kadar ayrıntılara bulanmamış mıdır? Bu ayrıntıların bir kısmı, saati hatta saniyesi gelince strese dönüşmeyecek midir? Bu noktada teknolojinin bizler için getirdiği anlamlar ve götürdüğü anlamsızlıklar irdelenmemeli midir?

Tarihin bilinemeyen zamanlarında milletler ve milletlerle birlikte diller oluşmuştur. Günlük yaşamın, kültürün, coğrafyanın, komşuluk ilişkilerinin, geçmişin, inançların, psikoloji, sosyoloji, felsefenin ve daha nice unsurun ortaklaşa yoğurduğu diller, pek çok badireler atlatarak günümüze ulaşmayı başarmıştır. Bir milletin en önemli varlığı belki de dilidir. Çünkü dil milleti millet yapar. Millet diliyle konuşur, anlaşır, duygulanır, düşünür. Kısacası dilde millet yansır. Dil olmasaydı, dünya tarihi de tek düze olacaktı. Üç binden fazla milletten yoksun bir tarih de yavan kalmayacak mıydı? Diller geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki güçlü çelik zincirlerdir. Diller gücünü, ona can veren insanoğlundan alır.

Milletlerin sosyal, siyasal ve ekonomik yönden zenginlikleri inişli çıkışlıdır. Bir süre bir milletin; bir süre sonra da diğerlerinin gücü ve varlığı dünyayı yönetir. Şu hâlde, güç bir yerden başka bir yere geçer. Zira insan yaşlanınca gençlik yıllarını bir rüyaymış gibi anlatır durur.

Dillerin ve edebiyatların tarihlerine bakıldığında, milletin durumuna paralel bir seyir izledikleri görülecektir. Milletin kurduğu devletin, maddi ve manevi olarak en gelişmiş dönemlerinde, sanatsal çalışmalarda da en şaşaalı dönemlerin yaşandığı görülecektir. Divan edebiyatının, Rus edebiyatının, Fransız edebiyatının veya İngiliz edebiyatının zirveye ulaştığı dönemlerin özelliklerini incelemek bile bu soruya en kestirme yanıtı verecektir. Zirveye ulaşmış sanatçıları anlamak için devirlerinin zihniyetinden de haberdar olmak gerekmez mi? Bir Bâki'yi Bâki, bir Tolstoy'u Tolstoy, bir Hugo'yu Hugo, bir Shakspeare'i Shakspeare yapan etkenleri incelemeden, bu sanatçıları okumak ne kadar anlamlı olacaktır? Bugünü bugün yapan geçmişi bilmeden de bugün ve yarın gerçekten anlaşılacak mıdır? Dil araştırmalarında da dilin başından geçen tüm olayları ve durumları bilmek; bizim toplumsal hayattaki, edebiyattaki, sanattaki hatta bilimdeki değişimin niteliği ve niceliği hakkında görüş bildirmemizi sağlamayacak mıdır?

Şairler ve yazarlar günlük hayatın kendilerine sunduğu en önemli malzemeyi yani dili işlerler. Dil, hayatın her dilimine ışık olmuştur. Dile bu görevi insanlar yüklemiştir. Tabii ki sözü, cümleyi, paragrafı karartacak da insandır.

Günümüzün toplumsal yapısına bakıldığında insanın teknolojik bir hegemonyanın içerisine, kendi kendini hapsettiği görülecektir. Kendisinin icadı olan nesneler - para, bilgisayar, cep telefonu, televizyon, Genel Ağ (İnternet) vb. - insanlığın bir bakıma gardiyanlığına soyunmuş gibidir. Onların komutlarına göre piknik yapılır, su veya çay içilir, yemek yenir. Görüntüde sistematik bir düzen oluşturulmuştur. Ama para ruha; ruhsa patlamaya hazır bir bombaya dönüşmüştür aslında. Tanpınar'ın söylediği gibi “Her Şey Yerli Yerinde” midir? Yoksa her şey allak bullak mı olmuştur?

Teknoloji, para, eğitim kısacası hayata yön veren şeyler dilleri de etkiler. Bugünün dilleri acaba dile gelselerdi, geçmişleri için bizlere neler anlatacaklardı.

Yaşlı birinin gençlik yıllarına duyduğu özlemi anlatmasına benzer bir anlatıma girişselerdi, sonumuzun da yaklaştığını anlardık. Gençlik yılları bir daha yaşanmaz. Oysa dillerin insandan daha farklı bir özelliği vardır. Diller de insan gibi canlıdır. İnsan gibi doğarlar, delikanlılık yıllarını yaşarlar. Ama dillerin insan gibi yaşam sınırları bulunmaz. Yaşayabildikleri ya da yaşatılabildikleri kadar yaşarlar.

Dil, milleti meydana getiren en önemli yapı taşıdır. Dilin varlığı, milletin varlığıdır. Milletin fertleri yaşadıkça diller de yaşar. Şu hâlde bir milletin diline bakmak bile o milletin geleceği hakkında bize ipucu verecektir. Milletin bireyleri yaşama aklı başında sarılırsa, dil de bir o kadar yaşama sevinciyle ruhlara dolar.

Günümüzde normal şartlar altında yaşanması gerekenler, özellikle kentlerde yaşayan bazı insanlarda, ardı ardına gelişigüzel biçimiyle yaşanmaktadır. Bu hız içerisinde, sadece o günü kurtarmak için odaklanan şeylere bakılır. Örneğin; uçakla bir yere gidilirken yol üzerindeki yerler düşünülmez bile. Oysa otobüs yolculuğunda bu yerler kısmen de olsa görülür. Çok daha önceleri ise at, katır, deve üzerinde günlerce gidilirdi. Yolun ruhu yolculara sinerdi. Yolculuğun güzelliği de, çilesi de yaşanırdı. Hatta yol boyunca görülen bazı yerler varılacak yeri unutturabilirdi.

İnsanların çoğu hayatı nasıl yaşadığının farkında olmadan, en yoğun biçimiyle yaşamaktadır. Çoğu insan için artık, hayattaki her şey yoğunlaştırılmış olarak kavanozlara doldurulmuştur. Örneğin; o an mutlu olmak isteyen biri, evindeki mutluluk kavanozundan bardağına bir miktar mutluluk döker. Stres suyuyla karıştırdığı mutluluğu içer ve bir an yüzünde gülücüklerin de olabileceğini hatırlar. Dil de bu geçici mutluluğa ortak olur. Acaba, eskiden dilin ortak olduğu mutlulukların durumu şimdiki gibi miydi? Dillerden bugünden farklı olarak ne tür mutluluklar dökülmekteydi? Bu mutluluklardan kana kana içen insanların gözlerindeki sevinç gözyaşlarını şimdilerde kolayca bulmak mümkün müdür? Şu hâlde kalıcılık ve geçicilik hangi devirde daha çok yaşama aksetmiştir? Yaşamın aynası olan dildeki unsurlardaki kalıcılık ve geçicilik ne zamandan beri akıl almaz bir yarış içerisine girmiştir? 

Çoğu insan, maddi dünyanın göz boyayan düzeniyle, manevi dünyanın ruhsal yapısı arasında sıkışıp kalır. Aynı kargaşa şehirler ve kentler için de geçerlidir. Şehirler ve kentler iç içe girmiştir. Modern sitelerle bahçeli cumbalı evler yan yanadır. Sitede önce dairenin dört duvarı, sonra sitenin güvenlik duvarları sınır çizgilerini belirlemektedir. Bu duvarların içine girildi mi, kent insanı kendini güvende hisseder ve bahçıvanın şekillendirdiği bahçeyi gül bahçesi zanneder. Oysa şehirde ve köydeki yaşamda doğallık vardır. Güvenlik duvarlarına, güvenlik görevlilerine gerek duyulmaz. Uçsuz bucaksız papatya ve menekşe tarlalarından toprağın has kokusu etrafa yayılır. Bal arıları kovanlara hoyratça çiçeklerden polenler taşır. Şehirdekiler mi, yoksa kenttekiler mi daha samimi sohbetler yaparlar? Hangisinde dil, kişiliğinin zirvesine ulaşmıştır? Şehrin dili mi, yoksa kentin dili mi yaşama yön veren gerçek dildir?

Yaşama bakışları ve yaşamı algılayış biçimleri madde üzerine kurulu olan bazı insanlar için, yaşananlar bir taşınabilir belleğin içine atılmış herhangi bir dosyadan ibarettir. Bellekte saklanan yaşamlarla dolayısıyla dillerle yeri geldikçe yine herhangi bir monitörde oynanır. Her taşınabilir belleğin farklı kapasitesi vardır. Belleğin kapasitesinin artması fiyatının da artması anlamına gelir. Kimin parası çoksa o daha kapsamlı bir hayatı, virüs yok edinceye kadar, saklama şerefine erişecektir. Acaba biz mi belleği taşıyoruz; yoksa bellek mi bizi taşıyor? Bu soru tıpkı tavuk ve yumurta sorusu gibi zor; bir o kadar da kafa yorucu ve kafa bozucudur

Diller; insanlar, hayvanlar, bitkiler ve nesneler gibi ortaya çıkan en gelişmiş iletişim aracıdır. Ancak son yıllarda yaşamın yapaylığı, dili kendi kıskacı içerisine almıştır. Yapay yaşam; yapay kelimeler türetmektedir. Bu yapmacık sözler anlamsız sohbetlere, modayı yansıtan alışverişlere, suni teneffüslere ve daha da vahimi cinaslı aşklara tanıklık etmektedir.

Kültürü, getiren de götüren de dildir. Dil vasıtasıyla çağlar arası yolculuk yapan kültür, normal şartlar altında değişir ve gelişir. Bugün en basit bir kültür unsurunun oluşmasında dahi eskiden yaşamış hemen herkesin katkısı bulunmaktadır. Kültüre bu gözle bakıldığında, bugünün insanları da kültüre kendilerine göre bir şekil, bir ruh vereceklerdir. Ama nasıl bir ruh? Dil ve kültür arasında ortak bir anlaşma vardır. Günümüz insanı bunu bilerek hareket etmek zorundadır. Dil ile kültür daima birlikte hareket etmişlerdir. Bu birlik, beraberlik milletin diğer unsurlarına rehberlik etmiştir.

Dillerin ve kültürlerin önemi teknolojinin zirveye ulaştığı son yıllarda daha da artmaktadır. İnsanların bazıları, bu hızlı geçiş döneminde kendiliğinden oluşan bir şaşkınlık içerisine girmişlerdir. Bu şaşkınlık; ya her şeye boş vermişlik, ya stres ya da her şeyi elde etme arzusu olarak kendisini göstermektedir. İnsanlara, teknolojinin getirdiği yan etkilerin neler olduğu yine dil aracılığıyla anlatılacaktır. Eğer dil de bozulur daha da ötesi yozlaşırsa insanlara doğrular nasıl anlatılacaktır? Toplumun değişirken ayakta kalmasını, zamanlar arası bağ kurabilen dil sağlayacaktır. Kültürel dinamiklerin de harekete geçirilmesiyle olumsuz durumların izleri yavaş yavaş silinecektir.

Dil bilimci, dili her yönüyle ele alıp inceleyen kişidir. Günümüz dil bilimcilerine eskisinden daha çok iş düşmektedir. Çalışacakları ve anlatacakları birçok konu da vardır. İnsanlara dilleri aracılığıyla tarihler, kültürler ve medeniyetler hakkında bilgi verilmelidir. Dünyadaki tekleşmenin, bireyselleşmenin; insanlığın ve hayatın varlık sebebine aykırı olduğu anlatılmalıdır. Farklı fikirlerin, duyguların önemi ve her insanın beyin süzgecinden kendisine has düşünüş ve duyuş akıtmalarının tadı üzerinde durulmalıdır. Yerellik de evrensellik de olmalıdır. Böylece milletler özlerini unutmayacaklar ve farklı renklerle örülen dünya birliğini sağlayacaklardır.

Daire sahiplerinin farklı olduğu on katlı bir apartman ve yan tarafında bulunan öteki apartmandaki dairelerin de aynı şahsa ait olduğunu düşünelim. Hangi dairelerde iç donanım birbirinden farklı olacaktır, hangilerinde oturanlar evlerine daha çok değer verecektir. Daha da ötesi bir apartman toplantısı yapıldığında hangilerinin söz hakkı olacaktır? Dil milletin malıdır. Her millet, halkına dil dolayısıyla kültür ve tarih bilinci vermelidir. Herkes önce kendi öz varlığına sonra da aynı küredeki diğer ortak öz varlıklarına sahip çıkmalıdır. Böylece post- modernizmin kıyısından dönülecektir.

Diller ayaklar altına alınmadan konuşuldukça, yazıldıkça kültürler, milletler de var olacaktır. Dillerin ve milletlerin varlığı evrendeki tek canlı gezegeni olan Dünya'yı daima dinç tutmayacak mıdır? Dünya bu şekilde daha anlamlı dönmeyecek midir? Farklılıkların toplamı yaşamın kendisini vermeyecek midir? İnsanlara önce gerçeklere ulaşmanın yolları gösterilmelidir. Bu da en gelişmiş doğal gösterge olan dille sağlanacaktır

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...