Türkçe Nasıl Dünya Dili Olur?

Çocukluğumun yaz mevsimlerinde köyümüzün gurbetçileri bir aylığına tatile gelirlerdi. Bu dönüşlerde konu komşuya dağıttıkları hediyelerin yanında ilgimi çeken başka bir şey daha olurdu: konuşmalarındaki ses ve şekil değişiklikleri. Hele çocuklarının birbirlerine seslenmeleri yok muydu!  

Hey Faatma! Buleent gelmiyo musun? 

Bazen de iyelik eklerinden arındırılmış ve soru anlamı vurguya yüklenmiş ucube ifadeler:


Büyükbaba da bizimle geliyo?

Elimdeki gazeteyi incelerken düşündüm bunları. Gazetesinde kendisine ayrılmış köşeden, öğrencilere “ders çalışma teknikleri” hakkında bilgi veren bir “uzman yazar”ımızın bazı ifadeleriydi beni yıllar öncesine götüren: 

“Bir süre sonra, ders çalışmayı severek yapmaya başlayacaksınız.” 

Bu yazarımız acaba “Bir süre sonra severek ders çalışacaksınız.” dese hem kelimelerden tasarruf hem de doğru bir söz etmiş olmaz mıydı?

Yazarımızın diğer ifadeleri de kayda değer: 

“Bunun nedeni bazı soruları çözmek için temel matematiksel işlemleri bilmek gerekir.” 

“bilmek gerekir” yerine “bilme mecburiyetidir” denilse idi, bu cümledeki anlatım kusuru da ortadan kalkacak idi.

Aşağıdaki cümleler de yine aynı yazarımıza ait:

“Işığın önce okuyacağınız kitaba sonra gözünüze yansıyacak şekilde oturun.” “ışığın” kelimesi yerine acaba sadece “ışık” mı denmeliydi?

“Stresi oluşturan birinci koşul daha çok bireyin yaşadığı olaylardır.” Ah bu “koşul” kelimesi... bana hep tarlada karasabanla çift sürdüğümüz günleri hatırlatır. Ama bu cümlede koşul yerine “şart” desek de anlam düzelmiyor. Cümlede şarttan değil sebepten bahsediliyor; dolayısıyla “koşul” yerine “sebep” denmeliydi.

“Bunun sonucunda karşımıza üç farklı durum ortaya çıkar.” Buradaki anlam kusurunu da “karşımıza” ya da “ortaya” kelimelerinden birini atarak giderebiliriz.

Aşağıdaki cümleler de herhangi bir yorum gerektirmeyecek derecede “örnek” teşkil ediyor. 

“Hiçbir şeyde aşırıya kaçılmamalıdır. Her şeyde orta yol gözetlenmelidir.”

“Bu sırada asıl suçluyu bırakmış, kavgayı ayırt etmeye dalmışlardı.”

“Mühim olan boş zamanları değerlendirmek çok önemli.”

“Oldu bitti kitaplara düşkündü.”

“Bazı anne ve babalar ise çocuklarının giyimine, kuşamına, beslenmesine çok önem gösterirler.” ( bu cümlede epey düşündüm: Acaba önem verirler mi; yoksa özen gösterirler mi denecekti? 

Ana dilimizi bu derece özensiz ve savruk kullanmamızın önemli sebepleri olduğu muhakkak. Konunun bu yönünün sosyologların görev sahasına girdiğini düşünüyor ve meselenin bir başka yönüne dikkat çekmek istiyorum.


Medyada Türkçe’nin Kullanımı 

Siz hiç karartılmış bir televizyon ekranında şu yazıyı okudunuz mu? “Şu tarihli ve şu saatte yayımlanan bir programda sunucu-spiker Türkçe’yi yanlış kullanmıştır. Bundan dolayı ilgili kanala geçici olarak yayın durdurma cezası verilmiştir.” 

Biz bugüne dek böyle bir gerekçeyle herhangi bir kanala yayın durdurma cezası verildiğine şahit olmadık. Oysa kanun koyucu “3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun” un 4. maddesinin t bendinde, radyo ve televizyon yayınlarının “Türkçe’yi aşırılığa kaçmadan, özellikleri ve kuralları bozulmadan konuşma dili olarak kullanmak; millî birlik ve bütünlüğün temel unsurlarından biri olarak çağdaş eğitim ve bilim dili hâlinde gelişmesini ve zenginleşmesini sağlamak esasına” uygun olarak yapılmasını emretmiştir. Kanunun bu maddesini yürütmekle görevli kurum da Radyo Televizyon Üst Kurulu’dur.

Bugüne dek bu kanunun gereğine uygun bir işlem yapılmadığına göre iki sonuç ortaya çıkıyor; ya bu kanun maddesinin uygulanılmasında “esnek” davranılıyor, ya da Türkçe’miz medyada kusursuz kullanılıyor. Acaba öyle mi? İşte örnekler:

“müdail avukat”. HBB, Haber, 05.06.1999, 18.41.

doğrusu: müdahil

“Çadırkentte sünet”. Kanal 6, Haber, 05.10.1999, 12.15.

doğrusu: sünnet

“İpeklenmiş tüğlerine, yanaktaki benlerine”. TRT 4, Radyo Sanatçıları Konseri, 15.10.1999, 23.03.

doğrusu: tüylerine

“Mücize kurtuluş”. Kanal 6, Haber, 01. 07. 1999, 18.53.

doğrusu: Mucize

“ihracaat”. KENT, Güncel, 07.06.1999, 19.31.

doğrusu: ihracat

“Hasankehf Barajı...” TV 9, Aktüel Haber, 08.06.1999, 21.48.

doğrusu: Hasankeyf

“...1100 dolarlık meyva ve tropikal bitki yiyorlar.” TGRT, Haber, 05.10.1999, 20.12.

doğrusu: meyve

“... müsade et”. SHOW, Show Haber, 10.10.1999, 19.47.

doğrusu: müsaade et

Bir de, deyim ve atasözlerimiz bazen öyle kılıklara sokuluyor ki tanıyabilene aşk olsun. İşte onlara da birkaç örnek:

“Beş aşağı beş yukarı”. Kanal 7, Haber Saati, 12.05.1999, 21.00.

doğrusu: Üç aşağı

“davullu zurna ile karşılamak”. Kanal 7, Başkent Kulisi, 02.05.1999, 11.50.

doğrusu: davul zurna ile

“Hesabı olan, kitabı olan şeyler”. FLASH, Ekonomik Panorama, 10.07.1999, 20.30.

doğrusu: Hesabı kitabı olan

“Biliyorsunuz, milyonlar onu gönlüne gömdü”. FLASH, Kurdela, 13.07.1999, 15.45.

doğrusu: kalbine gömdü

“...bildik bilmedik bir karalama kampanyasına kalkışacaksınız”. FLASH, Haber, 12.07.1999, 19.30.

doğrusu: bilir bilmez

“Önüne gelen geçen şarkı söylüyor”. FLASH, Kâmuran Akkor Şov, 15.07.1999, 20.40.

doğrusu: Önüne gelen şarkı söylüyor.

“Kendimin döndüğünce ...”. Star, Çat Kapı, 22.05.1999, 09.01.

doğrusu: dilimin döndüğünce

Örnekler uzayıp gidiyor; fakat tüm örneklerin işaret ettiği hakikat şu: Eğer Türkçe bir gün dünya dili olacaksa, onu Türk Milleti olarak önce biz doğru kullanmalıyız.

                                                                                           

Yağmur Dergisi - Sayı: 17 Ekim - Kasım - Aralık 2002

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...