İletişimde Dilin Önemi

Dil, toplum hayatında insanların anlaşmasını ve birbirleri ile yakınlaşmasını sağlayan en önemli iletişim aracıdır. Dil olmadan insan kendini ifade edemediği gibi acı ve sevinçlerde de ortak noktayı yakalamak mümkün olamazdı. Hal ve hareketlerle anlatılan iletişim çok sınırlı kalır, his, duygu, coşku, fikir ve düşüncelerimiz ifade edilemezdi. Bu nedenle dil, hayati öneme haiz bir iletişim ve aktarım aracıdır.

Karşı tarafa bir mesajı ulaştırmak üzere kullanılan bu iletişimin sağlanması sözlü veya yazılı şekilde mümkün olmaktadır. Dil, toplumsal anlaşmanın bir ürünü olarak bireyler arasındaki iletişimi, bir uzlaşma zemini içinde tesis eder. İnsanoğlu diliyle kendisini topluma kabul ettirir, diliyle çevresinden uzaklaşır yada uzaklaştırır. Diliyle sever ve sevilir, saygınlık kazanır yada nefret ettirir...

Dil aynı zamanda lisan olarak da değerlendirilmekte olup, gönüllere de aynalık yapmaktadır. İnsanların iç dünyasından taşan müspet veya menfi düşünceler, dilde tercümesini bulur. Bu noktadan bakıldığında dil mevzuu çeşitli atasözlerine de konu olmuştur. “Allah insanoğluna bir ağız ve iki kulak vermiştir. Bir konuşup iki dinlesin diye!” “Dilim seni dilim dilim dileyim, başıma geleni senden bileyim.” gibi…

Konuşma ve yazma yeteneği insana, ilk insan Adem (a.s) zamanından beri verilmiştir. Konuşma melekesi sadece insanlara ait müstesna bir özellik olup, bu özellikli nimeti kullanabilmek de çok önemli bir meziyettir. Çünkü biz, iletişim içinde olduğumuz her sahada mesajımızı dille anlatıp dille aksettirmekteyiz. Dil yüzünden savaşlar çıkmış, dille askerimiz motive edilmiş, dil ile isyanlar sükunete erdirilmiştir. Yine dille fitneler yaygınlaşmış yada susturulmuş, dille kötülükler körüklenmiştir. Gönülden yapılan dualarımız, bazen yalvarmak bazen de nazlanmak şeklinde olmuş ve boynumuzu bükerek yine dille taçlandırılmıştır. Bütün bu hakikatler göstermektedir ki dil, değeri bilinmesi gereken çok önemli bir iletişim vasıtasıdır.

İşte bu yüzden olmalı ki atalarımız da; “Sükut-u lisan, selameti insan!” “Söz var, iş bitirir; söz var baş yitirir.” demekte, Hz. Mevlana ise ; “Dili sözü bir olmayan kimsenin, yüz dili bile olsa, yine dilsiz sayılır.” diyerek nerede nasıl konuşulması ve dil ile gönlün bir bütün olması gerektiğine ışık tutmuşlardır. Lakin günümüzde sanki böyle söylenmemişçesine çoğu zaman ve zeminde dil; dedikodu, laf taşımak, olumsuzlukları körüklemek ve sürekli bir menfilik aracı olarak kullanılmaktadır. Tabi ki bunun temelinde gönül dünyasındaki marazilik ve çirkinlik yatmaktadır. İçte olanlar dış dünyaya yansımakta olduğuna göre; olumsuz düşüncelerin ve manevi hastalıkların ev sahibi olan bir gönülden dile yansıyacak olan sözcüklerde, ancak zehir etkisi taşıyacaktır. Hatta muhatabının kalbine saplanan zehirli bir kıymık gibi her gün yükselen bir acıyla ızdırap verecektir…

Bizler inanç, ahlak, kültür, tarih, duygu, düşünce ve hatıralarımız başta olmak üzere her şeyimizi dille taşımak ve aktarmak imkanı buluruz. Bu nedenledir ki hiçbir çıkar, hiçbir birliktelik, hiçbir siyasi mülahaza ve antlaşma dilimizin güzelliğinin önünde yer almamalıdır. Bir toplumun kültürünü tahrip etmek, geçmişle bağlarını kopartmak ve halkını cahil etmek ancak o toplumun dilini elinden almakla, bir birlikteliği bozmak bir dostluğu yıpratmak ve bir ocağa ateş düşürmek ancak dili keskin kılıç gibi kullanmak ve kullandırtmakla mümkündür.

Bizim dilimiz, toplumun ve halkın ortak bir malı iken, “entelleşme” ve “özenti” adına oluşan yaklaşımlara güncel sorunlarında eklenmesi neticesinde, önemli ölçüde bir kirlenme yaşamaktadır. Acaba hiç düşündük mü, günde kaç kelimeyle konuşuyoruz, dağarcığımızda kaç kelime mevcuttur. Türk dilinin karşısında pazara çıkartılmak istenen dil ve dillerle neyin amacı güdülmektedir..? Günümüzde halkımızın konuştuğu dil ile aydınların konuştuğu ve yazdığı dil arasında kabul etmekte zorlandığımız bir farklılığın olduğu, ikili ilişkilerde de yapıcı olmayan hatta argo kelimelerin etrafı ve kitle iletişim araçlarını kirlettiği ortadadır… Peki ne oldu da böyle oldu asırlardır; “Ya hayır söyle yada sus”kaidesine uygun hareket eden bu milletin iletişimdeki konuşma diline…

Halbuki aydınlarla, yazılı ve görsel medya hizmeti sunanların okuyucu ve dinleyici kitlesi tarafından sade, anlaşılır ve zengin bir üslup kullanmaları, hem dilimize hem de kendilerini takip eden kesime karşı bir görev ve borçları olduğu düşüncesindeyim. Zira anlaşılmak ve kalıcı olmak için ilim, bilim ve eser üretmek istiyorlarsa bunu tesis edebilmek için kullandıkları dile dikkat etmek zorundadırlar. Dilin üreticiliğini zorlayıp özgün bir anlatım dili oluşturmak için dilimizin alt yapısı tüm orjinalliği ile buna müsaittir..!

Halk olarak bizlerde insanlar arası iletişimde, kendimizi ifade biçimimizde, taleplerimizi dile getirirken ve her türlü diyaloglarımızda sözlerimizi seçmeli, olumlu ve sıcak bir tutum içerisinde olmalıyız. Sözlerimiz karşımızdakine batmamalı, onları incitmemeli bilakis kucaklayıcı olmalıdır. Böyle olmalı ki gönüller sükunete ersin, sevgiler denize dönüşsün ve söz sarfettiğiniz insana sözünüz etkili olsun. Aksi halde argo, kırıcı ve kaba bir şekilde söylenen sözlerle insanların gönüllerine nasıl girilecektir. Girilse bile o gönülde nasıl yer tutulacaktır. Açtığınız dil yarası nasıl onarılacaktır..? Bu yüzden güzel söylemekten kimse bir şey kaybetmediği gibi, kişinin hem kendisi hem de çevresi bir çok kazanımlar elde edecektir. Konuşulacağı yerde güzel söz söylemek, susulması gerektiği yerde de susmayı bilmek aklı düzgün kullanmanın da bir göstergesidir. Atalarımız; “Söz gümüşse sukut altındır” ve “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkartır” ifadeleri ile konuyu veciz bir şekilde özetlemişlerdir.

İstiklal Marşı şairimiz merhum Mehmet Akif de safahatında;
“Ağlarım, ağlatamam, hissederim söyleyemem.
Dili yok kalbimin, ah ondan ne kadar bîzârım.”
 mısraları ile dilsizliğin büyük bir felâket olduğundan bahsetmektedir. Ayrıca konuyla ilgili Hz.Ali de; “Kişinin haysiyeti, dilinin altında gizlidir” buyurmak suretiyle dilin önemine vurgu yapmıştır. Büyük tasavvuf adamı ve gönül insanı Yunus Emre de;
“Söz ola, kese savaşı,
Söz ola, kestire başı!
Söz ola, ağulu aşı,
Yağ ile bal ide bir söz!”
 diyerek bizleri aydınlatmaktadır. İşte büyüklerimizin bu ifadeleri fazla söze hacet bırakmamaktadır...

Dil konusu oldukça geniş bir konu olmakla birlikte bu yazımızda sadece dilin iletişim yönüne değindik. Bundan sonra da Türkçe konuşmak ve Tosya yöresinde kullanılmakta olan dille ilgili konulara da zaman zaman yer vereceğimizi belirterek konuyu bitirmek istiyorum.

Toplum olarak her kesimden bütün fertlerin dilin öneminin farkında olması, nice doğruları ve güzellikleri gönülden dile getirip tatlı ve yapıcı bir üslupla, kırıp-dökmeden maksatlarını ifade edebilmeleri en tabii beklentimizdir…

Bu beklenti içinde güzel sözler duymanız ve sözün güzelliğinde gönüllere misafir olmanızı diliyorum.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...