• Türk Dili
  • Türkçede Ses Ve Anlam İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

Türkçede Ses Ve Anlam İlişkisi Üzerine Bir İnceleme

Türkçede sesbilgisi çalışmaları henüz gelişmemiştir. Akustik, fizyolojik, karşılaştırmalı, artsüremli, eşsüremli sesbilgisi incelemelerine az da olsa rastlanmaktadır. Bu çalışmada Türkçenin sesleri sesbilgisi ile anlambilim arasındaki ilişkiler açısından ele alınmış ve bazı seslerin anlamsal işlevlerinin neler olduğu, adbilim çalışmaları bağlamında, ad-nesne uygunluğu çerçevesinde üslup çalışmaları ve filolojik incelemelerden hareketle saptanmaya çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Sesbilgisi, ad, adbilim, nesne, anlam, anlambilim, şiir, üslup, ünlü, ünsüz

Türkçede seslerin çeşitli yönlerini ele alan incelemeler olduğu halde anlambilgisi açısından değerlerini ele alan çok fazla çalışma yoktur. Türkçedeki seslerin işlevlerini genel olarak "görevsel sesbilimi" açısından ele alan tek çalışmayı Ergenç yapmıştır. Coşkun da çalışmasının sonunda şiir yazma ve açıklamada fonetik ile semantik ilişkisi kurulması gerektiğini belirtmekle yetinir. Onun da dediği gibi sözcüklere anlamını kazandıran, onların en küçük anlamlı birimleri olan seslerdir.

Platon'un Kratylos diyalogundan beri, sözcükteki seslerin değer ve karakterleri ile gösterdiği nesneyi betimleyen anlam arasında bir ilişki olduğu bilinmektedir. Buna karşılık, sesbilgisi çalışmaları daha çok fizyolojik özelliklere ve söyleyişe özgü kaldığından, üslup (biçem-style) çalışmaları sesbilgisinden ayrı olarak gerçekleştirilmiş ve biçembilgisi filolojik araştırmaların bir alt dalını oluşturmuştur.Oysa sesbilgisindeki son eğilimlerden biri, sesbilgisinin söylem çözümlemesi (discourse analysis) ile ilişkilendirilerek işlenmesidir. Söylem çözümlemesi çalışmaları daha önceleri sözlü dili temel alan söyleyiş sesbilgisi içinde gerçekleştirilirken artık yazılı metinlerin ve bu arada yazınsal metinlerin ses değerlerinin yazınsallık-şiirsellik ve anlam yükü açısından çözümlemesine doğru yönelmektedir. Böylece edebiyat eleştirisi dilbilimle ilişki kurmakta ve dilbilimsel edebiyat eleştirisi gelişmektedir.

Semantik Bağlamda Poetik Ve Fonetik İlişkiler

Yazılı dilin yetkinleşmişlik açısından en uç noktası kuşkusuz şiirdir. Öbür yazın türlerinde amaç metnin dışında bulunan bir düşünsel odağa yönelik olduğu halde şiirin göndergesi yine kendisidir.

Şiirin ne olduğu Aristoteles'ten beri tartışılmaktadır. Şiirin kuramsal yönlerini açıklayan poetika kitaplarına yazın tarihinde sık rastlanır

Poetikalar Aristoteles, Horatius ve Boileau gibi yazarların kaleminde şiirle ilgili kuramsal bir inceleme niteliği kazanırken çeşitli yazın akımlarının anlayışını sergileyen bildirgeler ve şairlerin kendi şiir görüşlerini açıkladıkları yazılar da poetika kapsamına girer.

Poetikalarda genellikle biçimsel ve anlamsal yapılarla düşünsel içerik çözümlenir.

Şiir seslerinin şiirsel mimarinin yapı taşları olduğu düşünülürse seslerin çözümlenmesinin de aynı zamanda anlambilimsel sonuçlar çıkarmaya hizmet edeceği anlaşılır. Aksan da şiir dili incelemelerini dilbilimin tam içinde hatta tam ortasında yer aldığına inandığını belirtir.


Şiirde seslerin dağılımı, sözcüklerin metin içindeki yatay ve dikey dağılımı kadar önem ve anlam taşır. Çünkü ses, şiirsel yapıda etkiyi yaratan ya da çoğaltan önemli öğelerin başında yer alır. Seslerin ve ses öbeklerinin yinelenme sıklığı ve metin içindeki yerleşimi özel bir dizge oluşturur ve bu biçimsel yapı çoğu kez içerik düzlemini destekleyerek anlamın etkisini oluşturur. Bu konuda Roman Jakobson biçimci araştırmanın ilk üç aşamasını şu şekilde sıralar

  1. Bir yazınsal yapıtın sessel görünümlerinin çözümlenmesi;
  2. Bir şiirbilim çerçevesinde anlamlandırma sorunları;
  3. Ses ve anlamın bölünmez bir bütün içinde bir araya gelmesi (birleşmesi)."

Ş iir dilinde amaç, geçici de olsa, anlamla ses arasında eşitlik, uygunluk yaratmaktır. Valery'nin "şiir sesle anlam arasında uzun bir kararsızlık" sözünü Jakobson şiirin en doğru tanımı sayar.

En büyük Türk şairlerinden biri olan Tevfik Fikret hakkındaki doçentlik tezinde Kenan Akyüz, şiirde ahengin bütün tılsımını kelimenin kendisinde ve onun kullanılışında bulur. Çünkü ona göre, şiirde sesi canlı olarak taşıyan unsur kelime olduğu için ahengin sağlanması işini de her şeyden önce kelimeye dayandırmak gerekir. Cemal Süreya'nın "Şiir geldi kelimeye dayandı"  sözü, bu yaklaşımın veciz bir karşılığıdır ve Valery'nin "Şiir kelimelerle yapılır" sözünü hatırlatmaktadır.

İşte bu anlayış yüzünden, şiir çözümlemelerinde sesbilgisi verileri kullanılamamakta ve dolayısıyla şiirde yapıtaşının sözcük olduğu sanılmaktadır. Oysa sözcükaltı parçacıklar, hece ve seslerdir. Seslerin üstünde de vurgu, tonlama, ezgi ve ritim gibi parçalarüstü birimler bulunur.

Şiirin en küçük parçası sözcük olarak alındığında, armoniden imgeye değin pek çok örtülü gönderim anlaşılamayacaktır. Akyüz ve Cemal Süreya'nın yaklaşımının aksine Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret hakkındaki doçentlik tezinde şiirde müzikaliteyi bulmak için, her şeyden önce müziği aramak gerektiğini söyleyen sembolist şair Paul Verlaine'den hareketle ahenge anlam kadar önem vermek gerektiğini söyler. Bu doğrultuda Kaplan, Fikret'in şiirinde aliterasyon ve asonans örneklerini araştırır. Bu stilistik yani üslupçu tutum, sonuçta sesbilgisi ile anlambilimin şiirde ilginç buluşmasının güzel örneklerini verir.

Söyleyişteki seslerin durumu daha önce konuşma bozuklukları bağlamında ve dilbilimde diyalektoloji bağlamında incelemelere konu olmuştur. Örneğin rotasizm, lambdaizm, kappaizm, sigmaizm gibi kavramlar psikiyatride ve ses fizyolojisinde r, l, k, s gibi ünsüzleri doğru boğumlayamama anlamında bir konuşma bozukluğu adı olarak kullanılırken lengüistik açıdan lehçe araştırmalarında ses değişmelerini deyimler. Burada, üçüncü bir durum ortaya çıkmaktadır. O da, seslerin akustik psikolojisi bağlamında hangi sesin dil içinde hangi anlam durumunu çağrıştırdığı, hangi anlam izlenimini verdiği yani sesbirim olarak hangi anlambirimlerle ilişkide olduğu konusudur. Bu konuda Kaplan'ın çalışması öncü bir nitelik taşımaktadır.

Kaplan'a göre Fikret bütün ünlü ve ünsüzlerden faydalanmış, bazı sesleri ise diğerlerinden daha fazla sevmiş ve kullanmıştır. Bu seslerin başında r, s, ş, n gelir. Bunlardan başka z, l, f, p, b, v, m, h, ç, c, k seslerinden de ahenk elde etmeğe çalıştığı görülür. Fikret bu ünsüzleri birbiriyle kaynaştırarak daha zengin bir musiki yaratmaya çalışır.

r ünsüzü, Kaplan'ın belirlediğine göre, Fikret'in şiirlerinde, bazen yumuşak, bazen sert akan fakat hiç dinmeyen bir nehir gibidir. Onu hemen her sesle birleşmiş buluruz. Fikret'te r ünsüzünün fazla olmasının bir nedeni musiki kaygısı olmakla birlikte, şairin fiillerini çoğunlukla geniş zaman ve şimdiki zaman şeklinde kullanmasının da bu kullanım sıklığında rolü vardır. Çoğul eki de (-lAr) r'leri çoğaltan bir biçimbirimsel etkendir.

Fikret'te r ünsüzü çeşitli anlamlarla birleşir. Bazen "Balıkçılar" şiirindeki mısralarda, "Nef i" manzumesinde veya " Haluk'un Defteri"nde olduğu gibi devamlı bir gürültü izlenimi uyandırır.

"La Danse Serpantine"de olduğu gibi r bazen yumuşak, kadifemsi ve kaypak hareketleri anlatır. Şair bu manzumede r ile biten kelimeleri dikkatle seçmiştir. s ünsüzü, Fikret'in şiirlerinde serinlik, sükunet, sabah tazeliği, parlaklık, dini huşu anlamlarıyla armonize edilmiştir. ş ünsüzü, şiddet, gürültü, parlaklık, neşe izlenimlerini verir ve daha çok r ve s ile birlikte gelir. n ünsüzü,


hüzünlü veya neşeli, şiddetli veya sakin bir tınlama verir; diğer ünsüzlerle en güzel şekilde kaynaşan bir unsurdur. z ünsüzü, Fikret'in şiirlerinde sonbahar, karanlık, ölüm atmosferi içinde yan yana gelir. l ünsüzü, genellikle hayali, geceye ait ve uzak şeylerin izlenimlerine eşlik eder. p, b, f, v dudak ünsüzleri, Fikret'in musiki çıkardığı kaynaklardan biridir. f ve p, s ile birleşerek sakin, yumuşak hareketleri anlatır. "La Danse Serpentine"de ani dönüş ve kıvrılışlar b, br aliterasyonu ile uyumludur. t ünsüzü, sertlik, şiddet, bazen da titreklik izlenimi verir. v ünsüzü, bazen gürültü anlamına eşlik eder. m ünsüzü, bazen şiddet, bazen yumuşaklık ifade eder. h ünsüzü Fikret'in şiirlerinde bazen mahremiyet bazen köhnelik ve çirkinlik izlenimi vermek için kullanılmıştır. c, ç ünsüzü "Balıkçılar" şiirinde görüldüğü üzere daha çok ş ve diğer sert ünsüzlerle beraber sertlik, haşinlik etkisi uyandırır.

Fikret şiirlerinde en çok ünsüzlerin musikisine önem vermekle birlikte bilerek ya da bilmeyerek ünlüleri de armonize etmiştir. Bunlar da daha çok dizede anlatılan ruh haline uyar. Örneğin kalın ünlüler özellikle, yuvarlaklar (yuvarlakların incesi dahil) genellikle karanlık bir atmosfer ve ruh hali uyandırmak için kullanılmıştır. u, ü bazen a, e, i ile fısıldanarak bir raks, bir dalgalanma izlenimi verir. a, u genellikle ağır, karanlık, melankolik atmosfere uydurulmuştur. e, i daha çok neşeli, hafif yahut ince, gamlı duygulara eşlik eder.

Kaplan bu yöntemi Tanpınar'ın şiir dünyasını konu alan çalışmasında kullanmaz. Çünkü Tanpınar'ın şiirlerinde "kelime musikisi" Servet-i Fünuncular, kısmen Ahmet Haşim ve Yahya Kemal'de olduğu kadar önemli bir rol oynamaz. Tanpınar için sözcükler, seslerinden çok uyandırdıkları hayaller bakımından önemlidirler. Kaplan bu yöntemi diğer şairlerin şiirlerini çözümlerken de sürdürür. Örneğin Arif Nihat Asya'nın "Bayrak" şiirini incelerken şunlara değinir: Mısra başlarında "sen" kelimesinin ilk s sesine uyan "sabah, söyle" kelimeleri adeta eski Türk şiirinde görülen mısra başı aliterasyonunu vücuda getirmektedir.

Mustafa Seyit Sutüven'in "Sutüven" şiirinde de Kaplan son ve daha önceki heceleri r ünsüzü ile biten şiir, masalar, birer birer, Akhalılar, içtiler, tapar, mor, füsunludur, borçludur, bu yer, Homer, Mısır, asır, içer, keser, kadar gibi sözcüklerin şiirde aralıklı olarak kulağa sık sık çarptığını, şiirin musikisine karışan seslerden birinin de duman duman, dağ, tel tel, tapardı, denk, Tesalya, tığ, türkü, taşlar gibi sözcüklerin başlarındaki t ve d ünsüzleri olduğuna işaret eder.Birinci üçlükte r ve n, ikincisinde r ve d, üçüncüsünde n ve l ünsüzleri güçlü birer aliterasyon ögesidir. r, n, ve l ünsüzleri yumuşak ve akıcı özellikleri ile şiire belirgin bir yumuşaklık katmaktadır. İkinci üçlükte r ve d seslerinin aynı gramer kategorileri içinde ve yan yana kullanılmış olması, ses bağlantılarını arttırıcı bir rol oynamıştır. Şiirin tamamı dikkate alındığında r (101 adet), n (93 adet), l (72 adet), d (66 adet) seslerinin hakimiyeti görülüyor. Aynı şiirin değişik üçlüklerinden alınan şu dizeler, aynı seslerin ısrarla kullanıldığını ortaya koyuyor:

İnsan!

Nasıl sevdiğim? İnsan

Nasıl bir tanem? İnsan

Nasıl, Allah'ım!

mısraları, üçer defa tekrarlanan insan ve nasıl sözcükleri aracılığıyla güçlü bir ritmik yapı kazanmıştır. Bu altı mısrada tekrarlanan n (10 defa), s (7 defa); a (9 defa); ı (6 defa) seslerinin ia, aı, ia, aı, ia, aı düzeni içinde meydana getirdiği armoni, ses blokları hâlinde insan-nasıl, insan-nasıl, insan nasıl olarak duyulduğu zaman, bariz bir ritim unsuru karakterine bürünmektedir. Sutüven'in şu şiirinde ise durum şöyledir:

KOŞMA-XVIII'den :

Devlet kuşum, devlet kuşum

Sen uçmuşsun, ben uçmuşum

Göz önünde bulunuşum

Bulunmazca bir bulunuş

Dörtlükte, kuşum ve ben kelimelerindeki ünlülerin toplam 26 defa, diğer ünlülerin toplam 6 defa (%81 ve %19); iki kelimede mevcut olan ünsüzlerin toplam 52 defa, diğer ünsüzlerin ise toplam 21 defa (%71 ve %29) kullanıldığı görülmektedir. u ve e assonansı ile ş, m, n, b aliterasyonu, uş ve en ile desteklenmiş ve kuvvetli bir armoni elde edilmiştir.

Nazım Hikmet'in "Makinalaşmak" şiirinde tekrarlanan sesler, makinanın madde ve hareketine uygun olarak sert, katı ve monotondur. Şair, burada mekanik seslerden ibaret kelimeleri kullanır: Trrrrum trrrrum trrrrum! Trak tiki tak!

Burada bir insan sesi değil, makine sesi söz konusudur. Şiire havasını veren, şairin duygu ve düşüncesini tayin eden, bu mekanik sestir. Diğer mısralarda sözcüklerin çoğu aynı sese uydurulmak için seçilmişlerdir. Başlarında, içlerinde veya içlerinde r, k, t konsonlarını içeren sözcükler şirin dokusunu meydana getiriyor. K, r, t konsonları büyük bir yoğunluğu dikkat çekicidir. Yalnız şiirde bu sesler gelişigüzel sıralanmamıştır. Kendilerine has ritm şemaları vardır. Arka arkaya üç kere tekrarlanan "trrrrum"dan sonra farklı başka bir ses işitiyoruz: "trak tiki tak". Burada mekanik sesli üç sözcük bir mısrada toplanmıştır. kendi içinde bir ritmi içeren bu dize grubu, şiirin başında, ortasında ve sonunda üç kere tekrarlanarak bütün şiirin yapısını tayin ediyor. Nazım Hikmet'in esinlendiği ve 1930 yılında intihar eden Mayakovski de şiirlerinde belirli ritm şemaları uygulamıştır. Bunlardan birisi şöyle başlar:

"Ta-ra-ra/re-ra/ra, ra, ra, ra/r ara/

Ra-ra-ri/r ara ra/ra ra/r ara r ara/

Ra-ra-ra/ vs".

Necip Fazıl'ın şiirlerinde de musiki en önemli etkenlerden biridir. Şair, kişiliğinin iç ve dış belirişlerini, bunalım, sıkıntı ve üzüntülerini; Türk dilinin seslerinden, ses yapısının her türlü ayırtısından yararlanarak dile getirir. Belki modern Türk Edebiyatında ses ögesini en ustaca kullanan, vezin ve kafiyeyi çağın duygularına en güzel uygulayan şairlerden biridir Necip Fazıl. Şiirde armoniyi sağlayan, dize örgüsündeki seslerdir. Bu seslerin sert, yumuşak, uzun, kısa; ünsüz ve ünlü oluşlarına göre ayırt edilmeleri gerekir:

a) Yumuşak Sesler: b, c, d, l, r, v, y, z

B- Şiirlerin hemen hepsinde b ünsüzü, kendisini ilk anda belli eden, hissettiren seslerden biridir. Bu sesin her özelliğinden faydalanan şair, bazen en derin anlamlara, en çetrefil konulara dokunduğunda; bazen da his ve hayalin ön planda olduğu şiirlerinde bu sesin yumuşak gidişi duyulabilir. Örneğin Çile'nin ilk kıtasında müthiş bir sıkıntı ve ızdırap nağmesi olur. Sonra ilk şiirlerinden olan Örümcek Ağı'nda o gergin atmosferden sessizliğe bürünür. Kaldırımlar'da b ünsüzü yine karanlığın aydınlatıcısı gibi yürür gider.

C-Bu ses diğerleri gibi Necip Fazıl'ın dilinde her atmosferde kullanılır. Ancak diğer konsonlar gibi tek başına olmaktan çok, serti ile birlikte yani ç ünlüsünün anlamı gerdiği anlamda görülür.

D- Yukarıda b sessizinden bahsederken, her hal ve her durumda kullanıldığını ifade etmiştik. Aynı yumuşaklığı veren d konsonu da şairin hemen her vesileyle faydalandığı bir unsurdur. b sessizinin kullanıldığı bütün örneklerde görüleceği gibi bu ses düşünceli, ızdıraplı ve sıkıntılı temlerde daha çok tercih edilmektedir. Hasret ifadesiyle de bu konsonant karşımıza çıkar.

L- şairin kelime hazinesine bakılırsa bu ses ve bununla birlikte yumuşak seslilerden, mesela, m ve n konsonantlarının çoğu zaman birlikte ve daha fazla dini, metafizik konularda geçtiği görülür. En çok kullandığı kelimeler de bu sesleri verir. Kafiyelerin altında beş kere tekrar eden "hırıl hırıl, fırıl fırıl, şırıl şırıl, mırıl mırıl" kelimeleri bazen aydınlığı bazen hırıltıyı bazen akışı ve bazen mırıltıyı taklittir.

R- Bu sesin ince, zarif akışı; m ve n ünsüzü ile şairin dilinde akıcı, lirik duyguları ifade eden bir edası vardır. Suyun akışından tutun da yalnızlığın verdiği melankolik havaya kadar her hisse ifade vasıtası olur. Doğadaki ses taklidi kelimelerde aranan bu ses, sert ünsüzlerle şiddet ve infial ifade edebilecek durumdadır. Mesela Sakarya Türküsü sanki nehir akışına uygun bir ahenk verir:

"İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;

Oluklar çift: Birinden nur akar, birinden kir.


Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur, Sırtına Sakarya'nın, Türk tarihi vurulur."

V- Daha çok dini, tasavvufi şiirlerde rastlanmakla beraber v sesi de şairin gerek aliterasyonlarda ve gerekse diğer y, z,r konsonlarıyla ahenk bulduğu bir sestir.

Y- Necip Fazıl'ın şiirinde bu ses de önemli bir unsurdur. Daha çok ses tonunun alçalıp yükselmesinde, uzatılan kelimelerin yaydığı ifade tarzında kendini gösterir. Şair bezginliğin, bıkkınlığın ve karamsarlığın söylettiklerini y konsonu ile kuvvetlendirir. Çile'de yükselen tansiyonun ifadesini, öteleri kucaklarken çekilen azabı belirtir. Cemiyetle ilgili şiirlerinde yine aynı sesi, bu defa yükselen sesi hedefe yöneltir. Mesela Canım İstanbul şiirinde y ünsüzünün dilimizin altından kayarken verdiği ahenk hemen hissedilir:

Yedi tepe üstünde zaman bir gergef ister!

Yedi renk, yedi sesten sayısız belirişler...

Ana gibi yar olmaz, İstanbul gibi diyar;

Güleni şöyle dursun, ağlayanı bahtiyar...

Z- Bu ses şairin dilinde çoğunlukla azap, azgın, iz, ez, yalnız, sonsuz, özel, zerre gibi kelimelerde geçer. Ancak bu sesin "Ölüm" başlığı altında topladığı şiirlerinden "Gözler" adlı iki kıt'alık parçasında bıraktığı iz, çok açıktır. Ölünün açık giden gözlerini ifade ederken şairin sırf mana bakımında tasvir ettiği gözlere z konsonantını kullanmıştır: Bir şey kalmaz, yalınız, Kalır maziden gözler. Ölür de her yanımız, Sağ kalır, neden gözler? b) Sert Sesler: ç, h, k, p, s, ş, t, f

Bu sesleri verdikleri ses tonu, müzikalite his ve heyecanları dile getirirken sert, şiddetli ve yüksek tansiyonla ifade özellikleri dolayısıyla hiç elden bırakmamıştır. Çok tekrarlanan ve şairin de sevdiği bir tabirle "ferdi humma"yı ifade edebilecek kelimeler ve seslerdir bunlar.

Ç- Bu ses daha çok t, ş, f ünsüzleri ile birleşerek, gam, keder, şiddet ifadesi için kullanılır. Yapısındaki sertlik gereği düşmanlık ifade eden anlamlarda da ahengi alçaltıp yükseltirken sanki bir müzik parçasının gidişini ifade etmektedir. Mesela Çan Sesi, Şehirlerin Dışından, Hiç mi Hiç şiirlerinde olduğu gibi.

K- Bu sese de sert, şiddet, ifade tonlama için şairin hemen her önemli parçasında rastlanır. Şair, ağır ve kesif bir manayı, yeni hayal ve orijinal imajları ustalıkla kullanmıştır. Diğer sert sessizlerle birleşen K sesi Necip Fazıl' ın şiirinde buhranları ifade etmek için biçilmiş kaftan hüviyetindedir.

P- daha ziyade t, k, ç konsonları ile ve sessizlerle uyum içinde ahengi sağlar. Doğal olarak bu seslerin sertliğini ve şiddetini de ifade eder. Hem anlamı pekiştirir, hem de ses ve ahengi sağlar.

F- Sesi de şiirdeki konuya uygun olarak bazen soluk ve sessiz ve bazen de mana pekiştirmelerinde kullanılır.

S- Necip Fazıl' ın şiirlerinde ses, ahenk, armoni ve müzik için başvurulan en mühim konsonlardan biridir. p, ç, k, ş sesleriyle birleştiği kelimeler, sessizlik, serinlik, sisli duygular ifade ettiği gibi sıkıntı ve buhranlarda da aynı derecede kullanılır. Ninni şiirinde sessiz, çocuksu ve rahat bir havayı yansıtır. Ukde şiirindeki s sesi bilinmezlerin, muammaların, sıkıntıların girdabından ince bir ahenk ve ses getirir şiire.

Ş- Bu konson daha çok kelime içinde bazen da sonunda görülür. Akıcı, tabiatı taklit edici ve şiddet, öfke ifade eden manalarda görülür. Bunun yanında parlaklık manasını da vermektedir.

Sessiz bir ortamı anlatırken genellikle l, m, n, r ötümlü ünsüzlerin; savaş gibi konuların ve kızgınlık gibi duyguların dile getirilişinde ç, k, p, t gibi patlayıcı seslerden yararlanıldığı görüşü ağırlık kazanmıştır.

Cahit Sıtkı'nın "Ölümden Sonra" şiirinde ise durum şöyledir: Şiirde 90 ötümlü ünsüz, 36 ötümsüz ünsüz kullanılmıştır. İlk bölümde 50 ötümsüz ünsüz, 20 ötümlü ünsüz, ikinci bölümde 45 ötümsüz ünsüz, 16 ötümlü ünsüz, kullanılmıştır. l, r, m, n gibi özellikle sessiz bir ortamı ifade ederken kullanılan ünsüzler ilk dizemizde 26 defa, ikinci dizemizde 23 defa; ç, k, p, t gibi kızgın ve sert bir ortam ifade edilirken kullanılan ünsüzlerin ilk bölümde 7 defa, ikinci bölümde ise 12 defa kullanıldığını görüyoruz.

Ötümlü ünsüzlerin bariz bir şekilde ötümsüz ünsüzlerden fazla olduğu görülmektedir. l, r gibi akıcı ünsüzlerin kullanılması (23 defa), şiire bir akıcılık kazandırmış, genel olarak ötümlü ünsüzlerin çokluğu da şiire, sakinliğin, sessizliğin ve duygusallığın ön plana çıktığı bir hava katmıştır. Ancak, "Nasıl hatırlamazsın o türküyü" ve "öylesine karanlık ki gecemiz" gibi sert çıkışların ve sitemlerin olduğu dizelerde ötümsüz ünsüzlerin daha fazla kullanıldığını görüyoruz.

Behçet Necatigil de şiirlerinde, asonaslara yer vererek mısrada vurgulamak istediği kavramın kendince en belirgin ünlüsüne göre asonans yapar. Necatigil, şiirlerinde ahengi sağlamada asonanslardan olduğu kadar aliterasyonlardan da yararlanmıştır. Bunu yaparken de dizenin ve şiirin anlamını belirgin bir biçimde veren sözcüğün en çarpıcı ünsüzünü seçer. "Çıkar düze çelme çevrilir yolunuz" mısrasının anlamı "çelme (takmak)" sözcüğünde yoğunlaşmıştır. Aliterasyon da görüldüğü gibi bu sözcüğün en çarpıcı ünsüzü olan ç ile yapılmıştır. Ayrıca ç biçim olarak da çengele benzemektedir. Necatigil'in "Kilim" şiirinde imgelerini çağ eleştirisi üzerinde yoğunlaştırırken çağ için kullandığı en çarpıcı sıfat, "çiğ" sözcüğüdür. Şair çağın çiğliğini "çiğ" kelimesinin ünsüzleri olan ç ve ğ seslerine sıkça yer vermekle yansıtma yoluna gitmiştir. Necatigil'in "Kareler/Aklar" şiirinde ise ünlülerin kullanımının sayısal dağılımı şu şekildedir: 45 a, 9 e, 5 o, 4 ö, 3 ı, 6 i, 8 u, 3 ü. Kalın ünlülerin yoğunluğu, ince ünlülerin azlığı, özellikle a ünlüsünün egemenliği, şiirdeki karamsarlığın, katılığın bunaltının ve bunların yüksek sesle anlatımının göstergesi, işlev taşıyıcısıdır.

Anday ise a, e, i ünlüleri ile n, r, l, k, d, m ünsüzlerini baskın bir şekilde ön planda tutar. Çağdaş biçembilim incelemelerinde ünlülerin ön planda olduğu metinler daha sağlam, yavaş ve dalgalı; ünsüzlerin ön planda tutulduğu metinler ise, daha değişken, dinamik ve süratli metinler olarak tanımlanır. Anday şiirinde a, e, i ünlüleri ile n, r, l, k, d, m ünsüzlerinin eşit ağırlıkta seslendirilmesi, şiirin izlekleri ile de örtüşür konumdadır.

Seslerdeki 'değişken-sağlam', 'süratli-yavaş', 'ince-kalın', düz-yuvarlak' zıtlığı, temaya ya da şiirsel söze 'geçmiş-gelecek', 'çocukluk-yaşlılık', 'ümit-karamsarlık', 'yaşama sevinci-hüzün', 'yabanıl-uygar', 'ölüm-ölümsüzlük' gibi zıtlıklarla yansıtılmak istenir. "Uygar ile Yabanıl", "Kolları Bağlı Odyseus", "Alışamadım" şiirlerinde, d, t, b/p, r ve k/g/ğ seslerinin dizimsel düzeni şiirin yabancılaşma izleği ile birlikte ilerletilmiştir. Çağdaş dil kuramcısı Maurice Grammond, t ve d seslerinin telaffuzunda dudakların şişkinliğini öne sürerek bu sesleri "hor görme" ve "tiksinti anlatan sesler" olarak tanımlar ki, alıntılanmış olan şiir metninde de bu gerçek yansıtılmak istenmiştir. Dizelerinde içinde yaşanılan uzamın tiksindiriciliğinin doğurduğu uzamdan kaçma isteği sessel örüntüye de aks eder. t, k ve r sert sessizlerinin yinelenmesi, tiksinti duyulan ortama sessel olarak da saldırgan bir tutum sergilendiğini gösterir. Bu bağlamda göstergenin nedensizliğine karşı çıkan ve sesin anlamla bütünlüğünü savunan Macar dilbilimci İvan Fonagy'nin t, k ve r seslerini 'saldırgan' sesler olarak tanımladığını da vurgulamak gerekir. Yine Anday'ın "Yolculuklar" şiirindeki l ve r sesleri aracılığı ile oluşturulan aliterasyon (l 51, r 71 kez yinelenir), şiirin başlığındaki 'yol' kavramının çağrışımları ile de örtüşür. "Acele "şiirinde e sesi, şiirin ismindeki 'acele' eyleminin çağrışımını ('bir telaş bir telaş' ve 'nefes nefese'de olduğu gibi) sessel olarak da destekler niteliktedir.

Yukarıda verilen örneklerde de görüldüğü gibi şiir, sesler ve onların uyandırdığı çağrışımlar ve izlenimler göz ardı edilerek çözümlenemez. Türk şiirinde Servet-i Fünun dönemine kadar egemen olan anlayış Tanpınar ve ikinci yeni şairlerinde de etkisini sürdüren kelimeci anlayıştır. Kelimeci anlayıştan sesçi anlayışa dönüş Recaizade Ekrem ile başlamıştır. Ekrem ile birlikte edebiyat ahlaktan ve siyasetten uzaklaşarak güzel sanatlara yaklaşmıştır. Ekrem'in etkisinde kalan Fikret ve arkadaşları şiirle resim ve müzik arasında ilişki kurarlar. Cenap Şahabettin Elhan-ı Şita'da bir yandan pitoresk tablolar çizerken bir yandan da özellikle kar, bahar, arar, ağlar, kuşlar, yuvalar, kovalar, uçarlar biçimdeki uyaklarda geçen a ve r sesleri ve yine r sesini içeren lerze, serd, kebuter, bahar, derin, yer, rişe, mürde, düşer, dallar, serteser, tüyler gibi sözcükler aracılığıyla müzikal bir etki yaratır.

Servet-i Fünunculardan sonra şiirde seslerin yarattığı ahenge en büyük önemi veren ve sesler sayesinde yeni imgeler yaratan şair Ahmet Haşim'dir. Haşim, şiirlerinde yaptığı uygulamayı kuramsal olarak da "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adıyla bilinen poetikasında da vurgulamıştır. İlk kez 1926'da basılan "Piyale" adlı şiir kitabının önsözünde Haşim, şiirde müzik arayan Verlaine ve şiiri bir nağme sayan Mallarme'nin etkisi altında şiirde öncelikle önemli olanın sözcüğün anlamı değil, cümledeki söyleyiş değeri olduğunu savunur. Ona göre anlam ahengin telkinlerinden başka bir şey değildir. Bu yaklaşımıyla Haşim, şiirde seslerle yaratılan müzikaliteyi anlamdan daha önemli sayar. Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar yazısının ana fikri olan şu yargı aynı zamanda şiirin de Haşim açısından en uygun tanımıdır: "Şairin lisanı nesir gibi anlaşılmak için değil, fakat duyulmak üzere vücut bulmuş, musiki ile söz arasında sözden ziyade musikiye yakın mutavassıt bir lisandır." Şair, Haşim'in bazı eserlerinde olduğu gibi, şiirini yalnızca sese dayandırsa bile, dilde duygu ve hayal, ses yapısından ayrı olmadığı için, oynadığı esrarlı oyunla içeriği de belirler.Şiirde yüzeysel yapı morfolojik ve sentaktik analizle incelenebilir. Bu analizden ortaya çıkacak anlam, yüzeysel bir semantik katmanı gösterir. Chomsky'nin dikkat çektiği derin yapı araştırmalarında ise fonetik analiz verimli sonuçlar doğurabilir. Müzikte güfte ile bestenin örtüşmesine prozodi denir. Türkçede bu kavram sağduyu teriminden yola çıkılarak sağdeyi ve bürün biçimlerinde karşılanmıştır. Şiirde sağdeyi fonetik yapının semantik yapıyla uyum içinde olmasını ifade eder. Böylece şiir söz ile anlamın ortasındaki kararsız durum ya da belirsizlik durumu olmak yerine şöyle bir şema ile gösterilebilir:

Semantik Bağlamda Fonetik-Morfoloji İlişkisi

Morfolojik incelemenin iki konusu vardır. Bunlardan biri sözcüklerin cümle içindeki görevlerine göre ad, önad, adıl, belirteç, ilgeç, bağlaç, ünlem ve eylem türlerinden hangisine girdiğinin incelenmesi ya da klasik söyleyişle kelime çeşidi konusudur. İkincisi ise kök, gövde, yapım eki, çekim eki ögelerini inceleyen türeme veya yapı bilgisi konusudur. Burada sözcük türleri konusuna değinilmeyecektir.

Türkçede sözcüklerin yapısı ve eklerin işlevleri konusunda dilbilgisi kitaplarında genel bir uzlaşma vardır. Ekler yapım ve çekim ekleri olmak üzere ikiye ayrılır. Kök ya da gövdenin anlamında değişiklik yapan addan ad, addan eylem, eylemden eylem, eylemden ad yapan eklere yapım; adlar ve eylemleri ilgi ve nicelik yönünden işleten eklere de çekim ekleri denir. Sözcük yapısı Türkçede şöyledir:

Kök+yapım eki+çekim eki

Genellikle sondan eklemeli bir dil olan Türkçede kökler tek heceye değin indirilebilir ve değişmezdirler. Köklerin eylem kökü olduğu yolunda genel bir kanı varsa da bu görüş tartışılabilir. Hatta köklerin ünlü ya da ünsüz olmak üzere tek sese indirilmesi ve bu sesin anlamca karşılık geldiği nesne veya eylemle Kratylos bağlamında doğal ya da uzlaşımsal ilişkileri de incelenebilir. Ancak dilin kökeni ile de ilgili olan bu konu üzerinde çocuğun dil öğrenme süreci dışında bir deney ve gözlem imkanı olmadığı için bilimsel bir sonuç çıkması beklenmemelidir.

Ekler, Türkçenin yapı bakımından olduğu kadar anlam bakımından da önemli bir ögesidir. Bu nedenle Arat, eklere de en az sözcükler kadar ilgi ve dikkat gösterilmesi gerektiğini söyler. Hatta dizin ve sözlüklerde tıpkı sözcükler gibi eklerin de alfabe sırasına alınmasını önerir.

Eklerin Türkçedeki anlamsal işlevleri üzerinde özel olarak duran fazla çalışma yoktur. Bu konuda yalnızca Ercilasun'un çok önemli bir bildirisi vardır. Bu bildiride Ercilasun yapım ya da çekim eki ayrımına gitmeksizin eklerin birer biçimbirim olarak anlamsal işlevlerini göstermektedir. Pekiştirme, belirtme, süreklilik, mübalağa, çokluk işlevlerini yapısında taşıyan ğ, d, z, l, m, n, nazal n, a, e, ı, i seslerini Ercilasun kuvvetlendirici fonksiyon alanındaki sesbirimler olarak gösterir. İkinci işlev öbeğini Ercilasun, eşleştirici-sevgi işlevi olan t, ç, ş, s seslerinden ve birinci gruptaki l, n, ğ, a, e, ı, i sesleriyle birleşmelerinden oluşturmaktadır.

Dilbilim çalışmalarında gözden uzak tutulmaması gereken ilkelerden biri, dilbilim disiplinlerinin birbiriyle girişik ögeler olduğu ve bütünlük içinde bulundukları gerçeğidir. İkinci olarak, birimlerin dönüşebilirliğine dikkat edilmelidir. Örneğin bir ses, sesbilgisi bağlamında fonem iken, biçimbilgisi bağlamında morfem olabilmektedir. O yüzden sözgelimi l sesinin sesbirim mi anlambirim mi olduğu, ancak bağlam ve işlevden yola çıkılarak anlaşılabilir. Bu durumda fono-morfoloji ve fonomorfem kavramlarından da söz etmek mümkün olabilir.

Sonuç Ve Öneriler

Anday şiirinin sesbirim-anlambirim ilişkisi açısından incelendiği bir çalışmada seslerin kullanım sıklığının çoktan aza doğru şu dizilişte olduğu belirlenmiştir:

Karma diziliş: aeinrlıkdmusybtüoşgzçğöhvcpfj ünlü dizilişi: aeiıuüoö ünsüz dizilişi: nrlkdmsybtşgzğhvcpfj

 Bu dizilişte en çok kullanılan a sesi 17660 kez, en az kullanılan j sesi ise 7 kez geçmektedir. A ve e ünlüsünün çok kullanılması yalnızca Anday'a özgü bir durum değildir. Örneğin Necatigil'de hatta bütün Türk şairlerinde benzer bir durum gözlemlenebilir. A ünlüsü hece ve sözcük oluşturmada en çok kullanılan ünlüdür. Dolayısıyla bu ünlüyü ünlüler taksonomisi içinde merdivenin ilk basamağına veya güneş sistemindeki gibi merkeze yerleştirmek ve ikinci sırayı da e ünlüsüne vermek doğru olur. Ünsüzlerde ise birkaç yer değiştirme dışında en çok kullanılanların n, r, l, k, d, m, s, y olduğu görülüyor. Ünsüz taksonomisinde de çekirdeğe n, birinci halkaya r, ikinci halkaya l yerleştirilebilir. Başka şairlerin metinlerindeki ses kullanım sıklıkları da aynı sayım yöntemiyle belirlendikten sonra Türkçedeki seslerin aşamalı dizgesi ya da başka bir deyişle Türkçenin ses taksonomisi oluşturulabilir.

Şiirlerdeki seslerin tek tek ünlü ve ünsüzlerin karakterlerine göre incelenmesi, ya da diğer bir deyişle sesbilgisel sayım-döküm yapılarak da şiir çözümlemeleri dilbilimsel bir zeminde sürdürülebilir. Bu konuda Türkçede yaşanan gelişmeler sevindiricidir. Ancak yazar ve şairlerin söz dağarcıklarını saptayacak çalışmaların aynı zamanda ses-sayımı alanında da yapılmasında yarar vardır. Bu noktada fonosemantik diye bir kavramdan söz etmek kaçınılmaz olmaktadır. Şiirin ses ile anlam arasındaki alacakaranlık bölgede olduğu düşünülürse bu alanın fonetik ve semantik özelliklerin kaynaştığı bir ortak alan olduğu görülür. Böylece ses-anlambirimcik (fonosem), ses-anlambirim (fonomonem), biçim-anlambirimcik (morfosem) ve biçim-anlambirim (morfomonem) biçiminde ara birimleri de düşünmek ve araştırmak imkanı doğmaktadır. Bu birimler elbette bağımsız birim veya parçacıklar değil bağımlı ögelerdir. Herhangi bir sesin anlamsal çağrışımları fonosemleri, bu fonosemler toplamı fonomonemi oluşturmalıdır. Yine ek işlevi olan örneğin -r, -t, -rt, -dir, gibi ses-eklerin de ses-anlambirim ve biçim-anlambirim olarak üzüm salkımı modeline benzer biçimde incelenmesi mümkündür.

Yapısalcı insanbilimin en önemli düşünürü Claude Levi-Strauss'un dilbilimsel bir amaç gütmemekle birlikte burada incelenen konuyla yakın ilgisi olan sözlerini, bu çalışmanın da anafikrini verdiği için alıntılamak yararlı görülmüştür. Claude Lévi-Strauss, "Mit ve Müzik" adlı makalesinde şunları söyler:

"Dilin, bir yanı ses, öbür yanı da anlam olan, ama aynı zamanda birbirinden ayrılamayan öğelerden meydana geldiğini bize gösteren Ferdinand de Saussure'dü. Dostum Roman Jakobson da bu yakınlarda dilin ayrılmaz iki yanını anlatan le son et le sens adlı bir kitap yayımladı. Ses var, sesin bir anlamı var ve hiçbir anlam, kendini dile getiren bir ses olmadıkça varolamıyor. Müzikte ses ögesi öne geçiyor, mitte ise anlam ögesi."

 Ceyda ADIYAMAN

Pamukkale Üniversitesi

Kaynaklar

  1. Aksan Doğan, (1990), "Şiir Dilinin Kimi Semantik Özellikleri Üzerine Gözlemler", Boğaziçi Üniversitesi IV. Dilbilim Sempozyumu Bildirileri, 17-18 Mayıs ss. 59-69
  2. Aksan Doğan, (1997), Anlambilim, Ank., Engin Yayınevi
  3. Aksan Doğan, (2004), Dilbilim ve Türkçe Yazıları, İst., Multilingual Yayınlan
  4. Aksan Doğan, (1979), Her Yönüyle Dil-Anaçizgileriyle Dilbilim, Ank. TDK Yayınları, C.12-3
  5. Akyüz Kenan, ( 1947), Tevfik Fikret, Ank., AÜ DTCF Yayımları
    1. Alpaslan G. Gonca Gökalp, ( 2009), "Metinlerarası İlişkiler Işığında Cemal Süreya Şiirinin Bileşenleri", Turkish Studies International Periodical For the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Winter, Volume 4 /1-1 ss.435-463
    2. Arat R. Rahmeti,  (1967), "Türkçede Kelime ve Eklerin Yapısı", Dilbilgisi Sorunları-1, Ank., TDK

Yayınları, , ss. 190-196

  1. Banguoğlu Tahsin, (1959), Türk Grameri-Birinci Bölüm: Sesbilgisi, Ank.,TDK Yayınları
  2. Banguoğlu Tahsin, (1986), Türkçenin Grameri, Ank., TDK. Yayınları
  3. Bayraktar Nesrin, (2006), Dil Bilimi, Ank., Nobel Yayınları
  4. Bayrav Süheyla, (1999), Dilbilimsel Edebiyat Eleştirisi, İst., Multilingual Yayınları
  5. Cemal Süreya, (1956), "Folklor Şiire Düşman", a dergisi, Sayı: 6, s. 1-2
  6. Coşkun Volkan, (2008), Türkçenin Ses Bilgisi, İst., IQ Kültür Sanat Yayıncılık
    1. Çebi Hasan, (1987), Bütün Yönleriyle Necip Fazıl Kısakürek'in Şiiri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
    2. Çetin Nurullah, (1997), Behçet Necatigil-Hayatı, Sanatı ve Eserleri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
    3. Demircan Ömer, (2001), Türkçenin Sesdizimi, İst., Der Yayınları
    4. Demircan Ömer, (2004), Türkiye Türkçesinde Kök-Ek Birleşmeleri, İst., Papatya Yayınları
      1. Durmuş Mitat, (2006), "Sesbirim- Anlambirim Arasındaki İlişkiler Düzeyi ve Melih Cevdet Anday'ın Şiirlerinde Sesbirimsel Yinelemeler", Hürriyet Gösteri, S.278, Mart, s.76-80
      2. Ercilasun Ahmet Bican, (1997), "Türk Dilinde Ek-Ses İlişkisi", Türk Dili Araştırmaları Yıllığı-Belleten, TDK Yayınları, Ank., 2000, s.41-47; ve aynı metin: Makaleler, Ank., Akçağ Yayınları, 2007,

ss. 340-346

  1. Ergenç İclâl, (1987), "Fonolojik İstatistik Yoluyla Karşılaştırmalı Bir Üslûp Araştırması (Karl Bühler -Grimin Kardeşler) " AÜDTCF Dergisi, Cilt:31, Sayı:1.2, ss. 147-178
  2. Ergenç İclal, (1989), Türkiye Türkçesinin Görevsel Sesbilimi, Ank., Engin Yayınları
  3. Ergin Muharrem, (1977), Türk Dil Bilgisi, İst., Minnetoğlu Yayınları
  4. Geçgel Hulusi, (2005), "Çanakkaleli Bir Şair: Ece Ayhan ve Şiiri", Çanakkale Araştırmaları Türk

Yıllığı, Mart, Sayı:3

  1. Gemalmaz, Efrasiyap, (1995), "Türkçe'nin Morfo-Sentaktik Yapısının Fonolojisine Etkileri", Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Erzurum, S: 3, ss. 1-7.
  2. Gencan Tahir Nejat, (2001), Dilbilgisi, Ank., Ayraç Yayınları
  3. Harris Zellig S., (1952), Discourse Analysis, Language, Vol. 28, No. 1, (Jan.-Mar.,), pp. 1-30
  4. Hengirmen Mehmet, (1999), Dilbilgisi ve Dilbilimleri Terimleri Sözlüğü, Ank., Engin Yayınları, s.

315

  1. Horata Osman (1998), "Ses, Anlam Bütünlüğü ve Gazel-i Tecnisler",. Doğu Akdeniz, yıl:1, Sayı:1, Gazimağusa / KKTC, ss.65-76.
  2. Jorgensen Marianne -Louise Phillips, (2002), Discourse Analysis as Theory and Method, London-Thousand Oaks-New Delhi, Sage Publications
  3. Kaplan Mehmet, (1987), "Ahmet Haşim'in Şiirinde Renkli Hayaller", Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar 2, İst., Dergah Yayınları, s. 293
  4. Kaplan Mehmet, (1990), Cumhuriyet Devri Türk Şiiri, Ank., Kültür Bakanlığı Yayınları
  5. Kaplan Mehmet, (1985), Şiir Tahlilleri 1, İst., Dergah Yayınları, s. 97-106
  6. Kaplan Mehmet, (1982), Tanpınar'ın Şiir Dünyası, İst., Dergah Yayınları
  7. Kaplan Mehmet, (2008),Tevfik Fikret, İst., Dergah Yayınları
    1. Karahan Leyla (2008), "Tekrar Gruplarında Ünlü Düzeni -Anlam İlişkisi Üzerine Düşünceler", Prof. Dr. Ahmet B. Ercilasun Armağanı (Editör: Ekrem Arıkoğlu), Ank. Akçağ Yayınları, s.140-148
    2. Karpuz H. Ömer, (2002), "Türkçe Öğretiminde Konusal İlişkilendirme ve Bütünsellik", Türkçe-Türk Dili ve Edebiyatı Öğretiminde Sorunlar, Çözümler, Yeni Yaklaşımlar Sempozyumu-II Bildirileri Kitabı, 30 Mart 2002, İst. Eyüboğlu Eğitim Kurumlar Yayınları,
    3. Kırman Aydın, (2005), "Klasik Türk Nesrinde Ses ve Anlam İlişkileri Hakkında Bir Metin İncelemesi: Tazarruname Örneği", Muğla Üniversitesi SBE Dergisi Bahar, S:14, ss.167-183
    4. Kocaoğlu Timur, (2004), "Türk ve Dünya Dillerinde Ses-Anlam Eşitliğine Dayalı Karşıt Denklikler" V. Uluslararası Türk Dili Kurultayı Bildirileri, Ank. Türk Dil Kurumu Yayınları, Cilt II, ss. 1985-2004
    5. Kocaoğlu Timur, (2008), "Ses-Anlam Eşitlikleri Rastlantısal mı?", Uluslararası Dilbilim Kurultayı (2007) Bildirileri (editor: Yusuf Çotuksöken). Istanbul: Maltepe Üniversitesi Yayınları
    6. Korkut Ece, (2003), "Dilbilimsel Şiir Çözümlemeleri", Günümüz Dilbilim Çalışmaları, İst., Multilingual Yayınları
    7. Kortantamer Tunca, (1993), "Türk Şiirinde Ses Konusunda ve Ses Gelişmesinin Devamlılığı Üzerine Genel Bazı Düşünceler", Eski Türk Edebiyatı-Makaleler, Akcağ Yayınları, Ankara, C.I
    8. Lévi-Strauss, Claude, (1986), Mit ve Anlam, Çev. Selahattin Erkanlı- Şen Süer, İst. AlanYayıncılık,


s.60-62

  1. Martinet Andre, (1985), İşlevsel Genel Dilbilim, Çev. Berke Vardar, Ank., Birey ve Toplum Yayınları
    1. Mutlu Hüseyin Kahraman, (2006), "Türkiye Türkçesi Ses Bilgisi Üzerine Bir Bibliyografya Denemesi", Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, C. VI, S: 2, ss. 373-382
    2. Okay Orhan, (1987), Şiir Sanatı Dersleri-Cumhuriyet Devri Poetikası, Erzurum, Atatürk Üniv. Fen-Ed. Fakültesi Yayını
    3. Özdem Ragıp Hulusi, (2000), Dil Bilimi Yazıları, Haz. Recep Toparlı, Ank., TDK Yayınları, ss. 553­638
    4. Özdem Ragıp, (1937-1938), Tarihsel Bakımdan Öztürkçe ve Yabancı Sözlerin Fonetik Ayraçları 1­2, İst., İÜ Yayımları
    5. Özek Fatih, (2001), "Cahit Sıtkı Tarancı'nın Ölümden Sonra Adlı Şiirinin Dilbilimsel Açıdan İncelenmesi", Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, , Elazığ, C.11, S:2, ss. 147-164
    6. Özsoy Sumru, (2006), Türkçenin Yapısı-I (Sesbilim), İstanbul, Boğaziçi Üniversitesi Yayınları, 135 s.
      1. Pınar Aka, (2002), Hilmi Yavuz Şiirine Metin-Merkezli Bir Bakış, Bilkent Üniversitesi, Ekonomi ve Sosyal Bilimler Ens., Türk Edebiyatı Bölümü, Yayımlanmamış YL Tezi, Tez Danışmanı: Prof. Talât Halman, Haziran
      2. San, Mustafa, (2004), "Türkçede Ses ve Anlam İlişkisinin Farklı Bir Yönü", V. Uluslararası Türk Dil

Kurultayı II Bildirileri, Ank. TDK Yayınları, ss. 2577-2584

  1. Selen Nevin, (1979), Söyleyiş Sesbilimi, Akustik Sesbilimi ve Türkiye Türkçesi, Ank., TDK Yayınları
  2. Tansu Muzaffer, (1963), Durgun Genel Ses Bilgisi ve Türkçe, Ank., Türk Dil Kurumu Yayınları
  3. Tercanlıoğlu Leyla, (2000), Linguistics, İst. Multilingual
  4. Topaloğlu Ahmet, (1989), Dil Bilgisi Terimleri Sözlüğü, İst., Ötüken Yayınları
  5. Üçok Necip, (1951), Genel Fonetik-Ana Çizgileri, Ank., AÜDTCF Yayınları
  6. Vardar Berke, (2002), Açıklamalı Dilbilim Terimleri Sözlüğü, İst., Multilingual Yayınları
    1. Weiss Gilbert -Ruth Wodak (ed.), (2003), Critical Discourse Analysis Theory and Interdisciplinarity, New York, Palgrave Macmillan Ltd.
    2. Yıldız Saadettin, (1999), "Mustafa Seyit Sutüven'in Şiirinde Ahenk Unsurları", I. Balıkesir Kültür Araştırmaları Sempozyumu Bildirileri, Balıkesir Üniversitesi Yayınları No: 0012, Balıkesir

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...