Kompozisyonlarının

Türkçe Öğretim Merkezi'nde Okuyan Yabancı Öğrencilerin Yazılı Kompozisyonlarının "Yanlış Çözümleme Yöntemi"ne Göre Değerlendirilmesi

Günümüzde yabancı dil öğretimi yapılırken üzerinde önemle durulan nokta dilin yapısı ve kurallarından ziyade öğrencidir. Öğrenme sürecinde, odak noktası öğrenci olduğu için, etkili bir dil öğretiminde de öğrenci merkezli öğretim büyük bir önem taşımaktadır. Eğitim alanında, günlük hayatta ve dünya ile iletişimde Türkçenin rolü ve önemi giderek artmaktadır. Ancak Türkçenin bir yabancı dil olarak öğretimi alanında yeteri kadar çalışma bulunmamaktadır. Bu bakımdan Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi alanı, yeni öğretim yöntemleri açısından yeni bir alandır. Bu araştırmanın amacı, Türkçe öğrenen öğrencilerin yazma becerilerini ölçmek için "Türkiye hakkındaki görüşleri" ve "Türkiye'de okumak' konularında yazdırılan kompozisyonlarda bulunan imla-yapı-noktalama yanlışlarını "yanlış çözümleme yöntemi" ne göre değerlendirmektir. Araştırmanın verilerini Gaziosmanpaşa Üniversitesi Türkçe Öğretim Merkezi'nde (GOÜ-TÖMER) eğitim gören A2 seviyesinde 22 öğrenciden elde edilmiştir. Bu öğrenciler Afganistan, Almanya, Azerbaycan, Kenya, Tacikistan, Türkmenistan'dan gelen öğrencilerdir. Yanlışlar, dilbilgisel yanlışlar, sözcük seçiminden kaynaklı yanlışlar, söz dizimi kaynaklı yanlışlar ve imla-noktalama kaynaklı yanlışlar olmak üzere sınıflandırılmıştır. Yanlışlar değerlendirilirken 'dil-içi gelişimsel yanlışlar' olarak sınırlandırılmıştır. Sonuç olarak; yazılı kompozisyonlar analiz edildiğinde 1154 yanlışın olduğu tespit edilmiştir. Bu yanlışların % 5,7 ile sözcük seçimi kaynaklı olup sırasıyla %7,1 ile söz dizimi kaynaklı, %22,09 ile dilbilgisel ve %64,9 ile imla ve noktalama kaynaklı yanlışlar olduğu tespit edilmiştir. Değerlendirmenin sonucunda yazma becerisinin geliştirilmesine yönelik birtakım öneriler sunulmuştur.

Yabancılara Türkçe öğretimi aracılığıyla Türk kültürüne ve Türkçeye büyük katkı sağlanmaktadır. Başka dili öğrenme istek ve çabanın diğer kültürlere olan hoşgörü ve alakanın göstergesi olduğu düşünüldüğünde; yabancı dil öğrenimi ve öğretiminin farklı kültürlere ve kültürlerarasılığa katkısı da göz ardı edilemez. Yabancı dil öğrenimi sayesinde insanlar diğer toplumların düşünce ve değer yargılarını tanıyarak, kültürleri hakkında bilgi sahibi olmakta, daha hoşgörülü ve uzlaşmacı bir tavra sahip olmaktadırlar. Yabancı dil sayesinde insanlar diğer kültürler ile kendi kültürü arasında karşılaştırma yapma fırsatı da bulmaktadır (Demir, 2010: 48).

Bugün yabancılara Türkçe öğretmek amacıyla görev yapan kurum ve kuruluşlar çeşitli milletlere mensup birçok insanla birlikte ülkemizde çeşitli kültür ve sanat etkinlikleri düzenlemektedirler. Bu sayede dil öğrenmek için gelen yabancılar ve halkımız arasında kalıcı dostluk ve hoşgörü köprüleri kurulmaktadır. Fakat yabancılara Türkçe öğretiminin dil ve kültürümüzü tanıtmada katkısı çok büyük olmasına rağmen; Cumhuriyet dönemine kadar Türkçe öğretimi konusunda kayda değer bir ilerlemeden bahsedilemez. Türkiye'nin Avrupa Birliği süreci ve yurtdışında açılan Türkoloji bölümleri de Türkiye'nin ve Türkçe'nin tanınmasında rol oynamaktadır. 1980'li yıllardan itibaren ise üniversitelerde açılan Türkçe Öğretim Merkezleri (TÖMER) ve 2007 yılında kurulan Yunus Emre Enstitüsü, Türkçe öğretimi alanında önemli gelişmelere öncülük etmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak Gaziosmanpaşa Üniversitesi'nde 2012 yılında kurulan Türkçe Öğretim Merkezi yabancı öğrencilere Türkçe öğretimi alanında hizmet vermeye başlamıştır.

Türkçeye artan ilgi, Türkçe öğretimini bir program, teknik ve yöntemler çerçevesinde gerçekleşmesi zorunluluğunu doğurmuştur. Yabancılara Türkçe öğretiminde genellikle dil bilgisi ön planda tutulmaktadır. Dilbilgisi öğretiminin amacını Roland, 2005; Bentotila, 2006 şöyle ifade eder "Yapılandırmacı dil yaklaşımına göre dil bilgisi öğretiminin amacı, dil becerileri, iletişim, anlama, etkileşim, işlevsellik, kavramları geliştirme ve zihinsel becerileri geliştirme olarak ele alınmaktadır (Aktaran: Güneş, 2007: 262). Dil öğretimi sürecinde ise yabancıların gerek Ana dilden getirdiği gerek hedef dilin zorluğundan kaynaklı sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların belirlenmesi, çözümlenmesi için çeşitli yöntemler bulunmuştur. Bu yöntemlerden dilbilim alanında geliştirilen, Ana dil ile hedef dilin benzer ve farklı yönlerini inceleyen karşıtsal dilbilim uygulamaları dikkat çekicidir.

"Bireyler, kendi kültürlerindeki, dillerindeki biçimleri ve anlamları, yabancı dil ve kültüre aktarma eğilimindedir. Bu olay, gerek üretici olarak konuşmaya ve yeni kültürde edimde bulunmaya çalıştıkları zaman gerekse alıcı olarak amaç dili, Ana dili olarak konuşan insanları anlamaya çalıştıkları zaman gerçekleşmektedir. Böyle düşünüldüğünde, karşıtsal çözümleme yoluyla öğrencinin karşılaşacağı güçlükleri önceden saptamak ve bu doğrultuda öğretim ortamını planlamak, öğrencilerin yanlış yapmalarını önleyebilir." (Bölükbaş, 2011:1358). Lado (1957: 2)'ya göre, yabancı dil öğrenen öğrenciye, hedef dildeki yapıların Ana dile benzeyen yönleri kolay; benzemeyen yönleri ise zor gelmektedir

Lado'nun ortaya koyduğu teori(güçlü görüş) zaman içinde orta ve zayıf görüş olarak üçe ayrılır. Lado (1957)'nun güçlü görüşüne göre; hedef dilin Ana dil ile benzerliğinin anlama güçlüğünü azalttığını, hedef dilin Ana dil ile farklılığının ise anlama güçlüğünü artırdığını söylemektedir. "İnanıyoruz ki, yabancı dil öğrenmeye başlayan öğrenci bu dilin bazı özel­liklerinin kendisine kolay, kimi özelliklerinin ise zor geldiğini görecektir" (Aktaran, Büyükikiz ve Hasırcı, 2013: 52).

İkinci bir dili öğrenmek ilk dili öğrenmekten çok daha farklı bir çalışmayı gerektirir. Temel sorunlar valnızca yeni dilin kendine özgü belli başlı güçlüklerinden değil, aslında ilk dildeki alışkanlıkların yarattığı özel bir"ket vurum"dan kaynaklanmaktadır. Ket vurum denilen olgu, karşıtsal çözümlemede olumsuz aktarıma denk gelmektedir. Olumsuz aktarım, yeni bir olguyu, kavramı öğrenirken eski bilgilerin yeniyi engellemesi, yeniyi kendine benzetmesidir. Dil öğretiminde de bu kavram hedef dilin dil bilgisi yapılarının anadilden getirilen yapılara benzetilmesi, değiştirilmesi ve anlamasının zorlaştırılmasıdır. Bu sorunun ortadan kaldırılması için, karşılaştırılan dil ve kültürlerin örtüşen ve çelişen noktalarına dikkat çekilerek öğrenci açısından çelişen ve ters düşen konularda ilerde olumsuz sonuçlara yol açabilecek boyutta sorunlar yaşanmaması için öğretmen özellikle bu konuları programa alarak işlemesi gerekmektedir (Tosun, 2005: 23).

Yanlış Çözümleme Yöntemi

İkinci bir dil ediniminde karşılaşılan zorlukların aktarıma ve anadili girişimine dayandıran karşıtsal çözümlemeye zaman içinde farklı görüşler eklenmiş, bütün yanlışlar aktarım ve anadili girişimiyle açıklanamayınca dilbilimciler yanlış çözümleme yöntemini alternatif olarak görmüşlerdir. Başka bir ifadeyle yanlış çözümleme yöntemi öğrencilerden elde edilen verilerin değerlendirilmesidir. Elde edilen veriler her zaman hassas değildir (İşler,2002:127).

Nitekim Schachter (1974) belirli yapılarda hata yapmayan öğrencilerin durumunu, onların o yapıları kullanmamalarına bağlamaktadır. Zira, bu tür öğrenciler hata yapacağını anladığı yapıları kullanmaktan kaçınmakta, onların yerine daha iyi bildiği yapıları kullanma eğilimine girmektedir. Dolayısıyla bu tür veriler yabancı dil öğreniminde karşılaşılan güçlüklerin çözümü bakımından her zaman yeterli olmayacağı gibi yanıltıcı da olabilir. Karşıtsal çözümleme ile yanlış çözümlemesi arasındaki diğer önemli bir fark, karşıtsal çözümleme önceden yapılırken (a priori); yanlış çözümlemesi yabancı dil öğrenen öğrencilerden elde edilen veriler veya onlara uygulanan sınavlar üzerinde yapılır. Bu özelliğinden dolayı yanlış çözümlemesi sonradan yapılır (a posteriori) (Aktaran: İşler, 2002:127). Bundan dolayı yanlış çözümleme yöntemi karşıtsal çözümlemenin aksine dillerin "girdi"lerine değil hedef dilin "çıktı"sına bakar.

Bu sebeple yanlış çözümleme yöntemi, karşıtsal dilbilim karşısında olan bir yöntem değil, birbirini tamamlayan bir yapı olmalıdır. Karşıtsal çözümlemeyle elde edilen veriler ışığında hazırlanan ortam ve gereçler sayesinde hedef dil öğretilmeli, elde edilen verilerden yanlış çözümleme yöntemi uygulanarak hedef dil öğretiminde nelerin eksik kaldığı belirlenmelidir. Karşıtsal çözümlemeye bir seçenek olarak ortaya çıkan yanlış çözümleme yöntemi, karşılaştırmalı dilbilimin varsayımlarını yoklayan, kısıtlamalarına ve sorunlarına çözüm getiren, kısacası onu tamamlayan yöntemdir (Dede, 1985: 123).

Yabancı dil öğretiminde yanlış çözümleme yöntemi 1960lı yıllarda Stephen Pir Corder ve arkadaşları tarafından ortaya atılmıştır. Yanlış çözümleme yöntemi dilin nasıl öğrenildiği ve öğrenicinin dil öğrenilirken nasıl bir strateji uyguladığı ile ilgili kanıtlar sunar (Corder, 1967:167). Yanlış çözümleme yöntemi öğrencilerinden alınan verilerin, bunlar genellikle bir konu hakkında duygu, düşünce ve görüşlerin olduğu kompozisyon halinde yazdırılan metinler olup, vanlışlarının belirlenip sınıflandırılması ve yorumlanması ile ilgilidir. Richards (1970:204) yanlış çözümleme yöntemi konusunu insanların öğrenilen dili öğrenme yolları ve o dili konuşan yetişkinlerin nasıl konuştukları arasındaki farkların ortaya çıkarılması olarak açıklamıştır.

Yanlış çözümleme yönteminin dil öğretiminde bir araç olarak kullanılabileceğini belirten Sridhar (1976: 260), yanlış çözümleme ile ilgili üç düşünce üzerinde durur:

  1. Yanlış çözümleme, karşıtsal çözümlemenin doğal sınırlılıklarına (diller arası aktarım kaynaklı herhangi bir yanlışa yönelik sınırlama) zarar vermez. Yanlış çözümleme, öğrenici tarafından sıklıkla yapılan diğer birçok türdeki yanlışları ortaya çıkarır.
  2. Yanlış çözümleme, karşıtsal çözümlemeden farklı olarak, gerçek, onaylanmış ve varsayımsal olmayan problemlerden veri sağlar. Bu nedenle öğretim stratejilerinin düzenlenmesinde çok daha etkili ve ekonomik temel oluşturur.
  3. Yanlış çözümleme, karşıtsal çözümlemenin karşılaştığı karmaşık teorik problemlerle karşı karşıya değildir." (Aktaran: Büyükikiz ve Hasırcı, 2013: 23). Dil içi ve gelişimsel yanlışlar, öğrenicinin iki dili birbirinden ayırmadaki yetersizliğinden ziyade öğrenicinin belirli bir aşamadaki gelişimsel yanlışlarını yansıtır ve dil ediniminin bazı genel özelliklerini örneklendirir (Richards, 1970: 3).
  4. Aşırı Genelleme:Yabancı dil öğrenen birey, hedef dilde öğrendiği bir yapıdan yola çıkarak dilin diğer kurallarını bulmaya çalışır. Böyle olduğunda, öğrenci hedef dildeki bazı yapıları aşırı genelleyerek bozuk yapılar oluşturur. Bu durum genellikle öğrencinin öğrenme yükünü azaltma ve öğrencinin dilde fazla olarak gördüğü yapıları eksiltme eğiliminden kaynaklanır.
  5. Kural Kısıtlamalarını Bilmeme:Bu yanlış türü, aşırı genellemeye çok benzemektedir. Öğrencilerin kurallardaki özel kısıtlamaları ayrımlayamamaları yanlış yapmalarına neden olmaktadır. Bir kuralın uygulanmaması gereken yapılara uygulanması sonucu yapılan bu yanlışlar, yabancı dil öğrenimi sırasında en çok yapılan yanlış türlerindendir.
  6. Kuralların Eksik Uygulanması:Bu tür yanlışlar, öğrencinin anlamlı bir yapı oluşturmak için bilmesi gereken kuralları, tam olarak öğrenip uygulayamamasından kaynaklanmaktadır.
  7. Yanlış Kavram Geliştirme:Bu tür yanlışlar, yabancı dil öğrenirken bir yapının yanlış anlaşılmasından dolayı oluşturulan bozuk yapıları kapsamaktadır. Bu yapıların öğrencinin Ana dilinde ve hedef dilde karşılığı olmayabilir (Aktaran: Bölükbaş, 2011:1359).

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...