baharı

Türkçe baharı

10. Türkçe Olimpiyatları 30 Mayıs’taki açılış töreniyle başlayıp bu yıl İstanbul’da düzenlenen Kültür Şöleni’yle hız kazandı. 135 ülkeden 1500 çocuğun katıldığı organizasyonda heyecan, özellikle şarkı ve şiir finalleriyle zirveye çıkacak.  

Bu kadar ülke bayrağını bir arada hiç görmemiştik desek, abartmış sayılmayız. İstanbul Fuar Merkezi’nin girişinde 135 ülkenin bayrağı dalgalanıyor. Tanzanya’nın yanında Nijerya bayrağı, az ilerisinde Azerbaycan, onun yanında ABD… Türkçe coğrafyasının genişliği hakkında da bir fikir veriyor bu bayraklar. Haziranın ilk gününde Türkçe, bahar mevsimini yaşıyor âdeta. Renkleri, dilleri, milletleri ayrı çocuklar, yüzlerinde kocaman gülücüklerle ‘merhaba’ diyerek karşılıyor misafirleri. ‘İnsanlık El Ele’ sloganı sözde kalmıyor; Türk’ü, Gürcü’sü, Boşnak’ı, Kırgız’ı, Tatar’ı, Arap’ı sevgi dilinde buluşuyor.

Geçen yıl Ankara Altınpark’ta yüz binlerce insanı ağırlayan Kültür Şöleni, bu yıl İstanbul’u renklendiriyor.  Kültür Şöleni, Uluslararası Türkçe Olimpiyatları’nın en önemli ayaklarından biri. Şölende yarışmalara katılan ekipler stant kurup ülkelerini en iyi şekilde anlatmak için büyük gayret sarf ediyor. Bu işe kimi ülkelerin kültür bakanlıkları, elçilikleri de destek vermiş. Profesyonelce hazırlanmış stantlarda ülkenin tarihî ve doğal güzellikleriyle ilgili görsel ve yazılı materyaller yer alıyor, ülkelerin kültür zenginliklerini yansıtan objeler sergileniyor. Hediyelik eşyalar satılıyor. Stantlarda yemek ikram eden de var, Japonlar gibi sanatlarını (kâğıt katlama) icra edenler de... En çok rağbeti, yerel kıyafetler içindeki öğrenciler görüyor; ziyaretçiler bu çocuklarla fotoğraf çektirme yarışında. Çoğu lise çağındaki öğrenciler, büyük bir sabırla, gelen tekliflerin hiçbirini geri çevirmiyor…

Kültür Şöleni hazırlıkları bazı ülkelerde bir yıl öncesinden başlıyormuş. Bu yıl Afrika’dan üç tır materyal gelmiş. Kültür Şöleni Koordinatörü Aydın Panayır, “Afrika’da yaşayan hayvanların bire bir aynısı maketler yoğun ilgi çekiyor. Bu yıl bir tır dolusu ev geldi. Geleneksel kameriye evleri var ya bambudan yapılma, çivisiz; onlardan getirdiler. Ziyaretçileri gerçek bir Afrika evinde ağırladılar. ‘Ülkemizi daha güzel ve ilginç nasıl anlatabiliriz’ diye ziyaretçileri daha çok şaşırtan hazırlıklar yapılıyor.” diyor. Aydın Panayır, Avustralyalı ile Afrikalı bir çocuğun arkadaşlığının, kaynaşmasının çok önemli olduğunu belirtip ‘kültürler arası diyalog’a dikkat çekiyor. Panayır, aynı ortamı paylaşan çocukların ayrılırken gözyaşları içinde birbirlerine veda ettiklerini söylüyor.

Bu yıl en görkemli stantlardan birini Azerbaycan hazırlamış. Ülkedeki tarihî eserlerin büyük maketleri yapılmış. Şirvan Şahlar Sarayı, Mümine Hatun Türbesi, Nizami Gencevi’nin türbesi, Seki Han Sarayı, Kız Kalesi bu eserlerden bazıları. Standı gezenlere Azerbaycan bayrağı veriliyor; baklava ve ceviz reçeli ikram ediliyor. Azerbaycan medyasının da Türkçe Olimpiyatları’na büyük ilgi gösterdiğini öğreniyoruz. Bir Azeri televizyonu Kültür Şöleni’nin açılışını canlı yayınla izleyicilerine aktarıyor. Stantta Azeri gazetelerin geçen yılki Türkçe Olimpiyatları’yla ilgili  haberlerine göz atıyorum: “Türk Dili Olimpiadası başladı. Olimpiadada 130 ölkeden mine yaxın şagird iştirap edip şeirler, mahnılar, reqsler... Dünyanın dört bir terefinden gelmiş uşaqlar öz meharetlerini Türk dilinde nümayiş etdirir.”

Kültür Şöleni’ne halk, daha ilk günden büyük ilgi gösterdi. İlk gün hafta içi olmasına rağmen ziyaretçi sayısı 200 bini aştı. Ziyaretçilerin bir Japon’la ya da Afrikalı bir öğrenciyle Türkçe konuştuklarında ne kadar mutlu olduklarını gördük. Nijerya standında futbol konuşuldu. Türkler, Nijeryalılara hangi takımı tuttuklarını sordular ve genelde ‘Fenerbahçe’ cevabını aldılar. ‘Neden Fenerbahçe?’ demedik… Okocha, Uche gibi namlı Fenerlileri aklımıza getirdik. Zaten bu isimlerin yer aldığı formalar da stantta sergileniyor. 16 yaşındaki Nasir Shehu, bize bir futbolcuyu daha hatırlatıyor: “Fenerbahçe’de oynayan Yobo da bizim ülkeden.” Nasir, Nijerya Türk Lisesi 2. sınıf öğrencisi. Doktor olmak istiyor. Babasının bir petrol rafinerisinde yetkili olarak çalıştığını söylüyor. Nasir, Heredot Cevdet tiplemesiyle katılacakmış yarışmaya. ‘Ahiret’ bahsini Nijeryalı Heredot’tan dinliyoruz. Nasir’e Hasan Kaçan’ı tanıyıp tanımadığını soruyoruz. Videosunu izleyip yarışmaya hazırlandığını anlatıyor.

Stantları sadece Türkler gezmiyor. Amerika standındaki gençlerin çadır kuran Kırgızları ziyaret ettiğine şahit oluyoruz. Yine Tacik öğrencileri Brezilyalı gençlerle Türkçe konuşurken yakalıyoruz. Brezilya standında tanıştığımız Tacik gençlerden biri gazeteci olduğumuzu öğrenince kolumuza girip bizi Tacikistan standına götürüyor. Adının Firdavs Karimov olduğunu söylüyor. Tanışıyoruz. Firdavs, 17 yaşında. Tacik Türk Lisesi öğrencisi. Ülkesindeki Türk okullarını ve bu okulların açılmasında büyük emeği olan merhum Hacı Ata’yı (Kemal Erimez) anlatıyor uzun uzun. Standın bir köşesi de Hacı Ata Müzesi olarak düzenlenmiş. Bize yeşil çay ikram ediliyor. Türkçe Olimpiyatları şarkı yarışmasının finalistlerinden Khusrav Shukorov müzik ziyafeti çekiyor. Millî çalgıları ‘Dutor’ eşliğinde ‘Böyle Bir Kara Sevda’ türküsünü seslendiriyor.

Önünde uzun kuyruklar oluşan stantlardan biri de Japonlara ait. Çünkü bu stantta Japonlar, kâğıt katlama sanatı origamiden örnekler sergiliyor ve ziyaretçilere hediye ediyor. Ayrıca isteyene isimlerini Japon hattıyla yazıyorlar. Pirinçten yapılmış cips ve yosun da ikramları. Stant sorumlusu Serhat Bayram, Japonya’daki Türk okulunun yetkilisi. Japonya’da 10 eğitim kurumu olduğunu anlatıyor. Bu kurumlar içerisinde anaokulu da var, kültür merkezi de... İlk okul 1997 yılında açılmış. Bugüne kadar 10 bin kişiye Türkçe kursu verdiklerini ifade ediyor Bayram. Japonların Türkçeyi çok kolay öğrendiklerini söylüyor. Serhat hoca, Japonca yazmayı 2 yılda, konuşmayı bir yılda öğrenmiş. ‘Çayır Çimen Geze Geze’ şarkısıyla yarışmaya katılan Maeda Saidhino ile tanışıyoruz. 13 yaşında, çok güzel Türkçe konuşuyor.

‘Ben bir Yakup olsam’

Peki, ‘Yarışmacılar güzel Türkçe ile şarkı söyleyebiliyor ama Türkçe konuşabiliyorlar mı?’ sorusunun peşine düşüyoruz. Kültür Şöleni Koordinatörü Aydın Panayır, Türkçeyi iyi konuşamayan yarışmacıların elendiğini belirtiyor. Daha sonra yarışmaya gelen öğrencilerin hangi aşamalardan geçtiğini açıklıyor. Her ülke kendi içinde yarışmalar düzenleyerek finalistlerini seçiyor ve Türkiye’ye gönderiyor. Türkçe Olimpiyatları’na katılmış öğrenciler, ikinci kez katılamıyor. Kamuoyu tarafından daha çok şarkı ve şiir yarışması bilinse de dünya çocukları konuşma, yazma, dilbilgisi, kompozisyon, halk oyunları, resim gibi 20 ayrı kategoride yarışıyor. Yarışılan alanlardan biri de stant. En iyi düzenlenmiş stantlar bir anketle belirleniyor.

Stantları gezmeyi sürdürürken Benin, Burkina Faso, Zambiya gibi Afrika ülkeleri karşımıza çıkıyor. Öyle çok bilinmeyen bu ülkelerde bile Türk okullarının olmasına artık şaşırmıyoruz. Yolumuz Kamboçya standına düşüyor. Stant görevlisi Mustafa hoca, Kamboçya’da  biri üniversite olmak üzere 3 Türk okulu olduğunu anlatıyor. ‘Gamzedeyim Deva Bulmam’ şarkısıyla yarışacak olan 9. sınıf öğrencisi Nittavann Ly’nin (16) hikâyesini dinliyoruz. Yarışma için şarkı seçeceği sırada Ly’nin babası bir kaza geçirmiş. Uzun süre yoğun bakımda kalmış. Ly bu sırada ‘Ben Bir Yakup idim’ şarkısını seçmiş. Sebebi de babasının isminin de Yakup olması. Hep gözyaşları içinde okumuş o şarkıyı. Ly, “Babam artık daha iyi. Ben de burada başka bir şarkıyla yarışacağım.” diyor. Stantta ziyaretçilerle ilgilenen iki üniversiteliyle de tanışıyoruz. Kamboçya’daki Türk kolejlerinden mezun olan gençler Fatih Üniversitesi’nde okuyor.

‘Ben bir Yakup olsam’

Peki, ‘Yarışmacılar güzel Türkçe ile şarkı söyleyebiliyor ama Türkçe konuşabiliyorlar mı?’ sorusunun peşine düşüyoruz. Kültür Şöleni Koordinatörü Aydın Panayır, Türkçeyi iyi konuşamayan yarışmacıların elendiğini belirtiyor. Daha sonra yarışmaya gelen öğrencilerin hangi aşamalardan geçtiğini açıklıyor. Her ülke kendi içinde yarışmalar düzenleyerek finalistlerini seçiyor ve Türkiye’ye gönderiyor. Türkçe Olimpiyatları’na katılmış öğrenciler, ikinci kez katılamıyor. Kamuoyu tarafından daha çok şarkı ve şiir yarışması bilinse de dünya çocukları konuşma, yazma, dilbilgisi, kompozisyon, halk oyunları, resim gibi 20 ayrı kategoride yarışıyor. Yarışılan alanlardan biri de stant. En iyi düzenlenmiş stantlar bir anketle belirleniyor.

Stantları gezmeyi sürdürürken Benin, Burkina Faso, Zambiya gibi Afrika ülkeleri karşımıza çıkıyor. Öyle çok bilinmeyen bu ülkelerde bile Türk okullarının olmasına artık şaşırmıyoruz. Yolumuz Kamboçya standına düşüyor. Stant görevlisi Mustafa hoca, Kamboçya’da  biri üniversite olmak üzere 3 Türk okulu olduğunu anlatıyor. ‘Gamzedeyim Deva Bulmam’ şarkısıyla yarışacak olan 9. sınıf öğrencisi Nittavann Ly’nin (16) hikâyesini dinliyoruz. Yarışma için şarkı seçeceği sırada Ly’nin babası bir kaza geçirmiş. Uzun süre yoğun bakımda kalmış. Ly bu sırada ‘Ben Bir Yakup idim’ şarkısını seçmiş. Sebebi de babasının isminin de Yakup olması. Hep gözyaşları içinde okumuş o şarkıyı. Ly, “Babam artık daha iyi. Ben de burada başka bir şarkıyla yarışacağım.” diyor. Stantta ziyaretçilerle ilgilenen iki üniversiteliyle de tanışıyoruz. Kamboçya’daki Türk kolejlerinden mezun olan gençler Fatih Üniversitesi’nde okuyor.

Mesele sadece dil değil...

Stantlara gelip gidenin hesabı yok… Sabah 10’da başlayan yoğunluk, saatler ilerlemesine rağmen azalmak bir yana artıyor. Her gelen farklı bir soru yöneltiyor. Danimarka standı önünde duyduğumuz sorulardan bazıları şöyle: “Grönland çok mu soğuk?”, “Danimarka’dan Grönland’a nasıl gidiliyor?”, “Almanca ile Danca benzer mi?” Öğretmen Fatih Doğan, yüzünden eksiltmediği tebessümle her birine yetişmeye çalışıyor. Ama yoğunluk ve yorgunluktan direncinin zorlandığı aşikâr. Neyse ki hanımı Rukiye kendisine yardım ediyor. Tabii 1,5 yaşındaki oğulları Yavuz Selim’in bir köşede uyuması da ikilinin kârı...

Acaba ikili 10. Uluslararası Türkçe Olimpiyatları etkinliklerine katılmak için Türkiye’ye gelirken bu yoğunluğu hesaplamış mıydı? “Farkındaydık.” diyor, Rukiye Hanım, “Ama tatlı bir yorgunluk denir ya, öyle bir hâl üzerimizdeki. Çünkü niye burada olduğumuzu biliyoruz.” “Türkçenin ne kadar çok ülkede öğretildiğini göstermek mi?” sorusu havada kalıyor. Fatih Bey, “Bu kadar basit değil.” çıkışıyla konunun esaslı noktasına işaret edeceğini belli ediyor: “Eşim aslen Kırım Tatarı ama Danimarka’da doğup büyümüş. Sonra sadece bu ülkenin değil, Avrupa’nın da ilk Türk okulu unvanına sahip Hoca Ahmet Yesevî Koleji’nde ilköğrenimini tamamlamış. Ardından da üniversiteyi… Şimdi matematik öğretmeni unvanına sahip. Beraber koşturuyoruz. Hem Danimarka’da hem de bu etkinlik sayesinde Türkiye’de... İşte bütün bu süreci siz sadece Türkçe öğretmeye bağlarsanız yanılırsınız. Çünkü biz insanların birbirini tanıması ve kaynaşması için çalışıyoruz. Kültür Şöleni ve Türkçe Olimpiyatları, söz konusu misyonun ana göstergeleri.”

Hedefim Türkçe öğretmenliği

Kültür paylaşımı! Fatih Doğan’ın ifade ettiği bu kavram, insanların birbirini anlamasına, oradan diyaloğa, nihayetinde de hoşgörüye kapı aralayacak muhakkak… Kültür Şöleni sayesinde ortaya çıkan tablo da bunu açıkça gösteriyor. Yoksa Avusturyalı Diane Gerstmayer’in Viyana’dan kalkıp sırf Türkçe Olimpiyatları için İstanbul’a gelmesini izah kolay değil. Kızı Chiara’nın 3 aydır Türkçe kursuna gittiğini belirten Diane Hanım, “Zaman geçtikçe daha güzel konuşacak, buna inanıyorum.” diyor. Peki, kızını bir Türk okuluna gönderir mi? “Hâlihazırda Viyana’da yok. Ama olsaydı, gönderebilirdim.” İsviçreli Stephan Hauri’nin fikirleri de Gerstmayer’inkiyle kesişiyor. Onun da kızı Rebekka Türkçe öğrenmeye başlamış. Hatta kızından ‘merhaba’, ‘nasılınız?’, ‘Teşekkür ederim’ gibi genel kalıpları da öğrenmiş.

Öğretmen Fatih Doğan’ın üzerinde durduğu ‘kültür paylaşımı’nın daha üst düzey yaşandığı misalse İspanya’dan ilköğretim öğrencisi Miriam Garcia’ya ait: “Bir gün okulumuzda Türkçe dersinin verileceğini duydum. Merak ettim nasıl bir dil diye ve katıldım.” Eğitim süreci başlayalı bir sene olmuş. Zamanla Türkçeye ve ilgisi artmış. “Türk kültürünü daha fazla tanımak ve öğrenmek beni Türkçe konusunda motive ediyor.” diyor. Ötesinde anne ve babasına da ‘Merhaba’ ve ‘Evet’ gibi telaffuzu kolay kelimeleri öğretiyormuş. “Hangisi daha hızlı yol alıyor?” sorusuna da “Annem…” karşılığını veriyor.

Mısırlı Aya Sultan Süleyman Badr’in Türkçe öğrenimi ise Rebekka ve Miriam’a göre daha zorlu bir süreçte cereyan etmiş. Hâlihazırda üniversitede Türkoloji okuyor. Ama ortaokul yıllarında başlayan bu sevda, başlangıçta babasından onay alamamış: “Babam ‘Türkçe öğrenip de ne yapacaksın? İngilizceye yönel.’ diyordu. Hatta ben ısrar ettikçe o da diretiyordu. Ama ben hiç taviz vermeyince onun adına atacak bir adım kalmadı.” İki yıl sonra okulu bitecek Aya’nın. Tek hedefi Türkçe öğretmeni olmak. İki yıl sonra master için Türkiye’ye gelme niyetinde. Ardından da Türkiye veya Mısır’da Türkçe öğretmeye başlayacak. Kısacası Türkçe sayesinde Türkiye’nin zenginliklerini başka insanlara ulaştıracak.Peki, bunun önemi nedir? Angolalı Fonseca Gomes Canga ile Nijeryalı Musa Bindawa Tanimu’nun Türkçe muhabbetinde alınıyor sorunun cevabı. Ya da Iraklı Türkmen Zekeriya Hasan Turan, Meryem Miktat Tahir ile Kürt Zübeyde Halef Hüseyin ve Merve Ziver Kadir’in yer aldığı fotoğraf karesinde…

İstanbul Fuar Merkezi üç holdeki stantları gezip kendimizi dışarı atınca, Çin Devlet Televizyonu, El Cezire gibi yayın organlarının da takip ettiği etkinliğin insanları yorduğunu fark ettik. Gel gelelim bu yorgunluk yüzlerdeki tebessümü azaltmamış. Aksine artırmış. Hemen yanımızdan yürüyen genç kızın arkadaşına telefonda söyledikleri de bunun açık ve net göstergesiydi: “Valla üç saat içinde dünyayı gezmiş olduk.”

Olimpiyatlar ve Türk okulları hakkında kim ne dedi?

Mehmet Sağlam (Türkçe Olimpiyatları Tertip Komitesi Başkanı): Türkçe Olimpiyatları önyargılara meydan okuyor.

Nihat Özdemir (Eski F.Bahçe yöneticisi, iş adamı): Buradaki her bir çocuk Türkiye büyükelçisi gibi. Bundan büyük bir hizmet olamaz. Yürekten kutluyorum.

Mehmet Ali Yalçındağ (Doğan Yayın Holding Yürütme Kurulu Başkanı): Birkaç yıldır katılıyorum, olimpiyatları heyecanla bekliyorum.

Ferit Şahenk (Doğuş Holding Yönetim Kurulu Başkanı): 10. yıl hayırlı olsun. Türkiye’nin tanıtımı ve kültürel gelişimi anlamında çok güzel bir organizasyon.

Adnan Polat (Eski Galatasaray Başkanı): Artık yabancı çocuklardan Türkçe şarkılar dinliyoruz. Bu çok gurur verici.

Kadir Topbaş (İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı): Serdengeçtiler olarak dünyanın her bir yanına giden, Türkiye’nin güzelliklerini ve Türkiye sevdasını kalplere nakşetmeyi esas alan gönül erlerini kutluyorum.

Ateş Ünal Erzen (Bakırköy Belediye Başkanı): Dünya ülkelerinde Türkçe konuşulması benim hayalimdi. O yüzden çok mutluyum. Bu işe uğraş verenlere teşekkür ediyorum.

Muammer Yıldız (İstanbul Millî Eğitim Müdürü): Öğretmenler Türkçenin sadece belli gramerlerini değil, mimiklerimize varana kadar öğrencilere birçok ayrıntıyı öğretmiş.

Enis Berberoğlu (Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni): Dünyada Türkçe öğrettiğimiz her çocuk bizim olumlu olumsuz bütün meziyetlerimizi taşıyan Türk toplumunun parçası haline geliyor. Bunu gerçekten takdir etmek gerekiyor.

Eyüp Can (Radikal Gazetesi Genel Yayın Müdürü): Türkçe Olimpiyatları, Türkiye’nin kültürel değerlerini dünyaya taşımada en büyük değerlerden biri haline geldi.

Ali Kırca (Televizyoncu): Bu, heyecan verici bir proje. Türkçe konuşmakla kalmıyorlar, insanları bir araya getiriyorlar. Doğrudan köprüler kuruluyor yani.

Prof. Deniz Ülke Arıboğan: Dil bayrağımızı dünyanın her köşesinde dalgalandıranları gururla takip ediyoruz.

Ahmet San (Organizatör): Bu projeyi ne yazık ki geç fark ettim. Muhteşem bir organizasyonmuş. Yabancılar böyle çalışmalara 17, 18. yüzyılda başladı. Biz geç kaldık ama iyi ki de başlamışız.

Hamdi Alkan (Oyuncu): Olimpiyatlar, dünyanın bir araya gelmesi için atılan bir adım. Zaten ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.

Abdullah Gül (11. Cumhurbaşkanı): Türkiye’nin diğer ülkelerle ilişkilerinin temellerinden biri de Türk okullarıdır.

Recep Tayyip Erdoğan (Başbakan): Gittiğim her yerde, Türk okullarında bayrağımızın dalgalandığını görüyor ve bundan gurur duyuyorum. Bu gönül hareketine önayak olan herkese teşekkür ediyorum.

Mikhail Saakaşvili (Gürcistan Devlet Başkanı): Ülkemdeki Türk okullarından gurur duyuyorum.

Ban Ki- Moon (Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri): Türkiye küresel önemi haiz konularda yüksek sesli konuşma hakkını kazanmıştır, bunda Türk okullarının önemli bir katkısı bulunmaktadır.

İlham Aliyev (Azerbaycan Cumhurbaşkanı): Ben bu okulları çok beğeniyor ve destekliyorum çünkü büyük işler görüyorlar.

İshak Alaton (Alarko Holding Yönetim Kurulu Onursal Başkanı): Türk okullarını henüz kıymeti bilinmemiş, tam anlaşılamamış, önüne set çekilmiş bir enginlik olarak görüyorum.

Abdurrahman Yalçınkaya (Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı): Çocukların Türkçesini çok beğendim. Türkçe Olimpiyatları heyetini tebrik ederim.

İbrahim Tatlıses (Sanatçı): Bu organizasyonda emeği geçen herkese saygı ve sevgilerimi sunuyorum ve özellikle de değerli büyüğümüzün ellerinden öpüyorum.

Çetin Altan (Gazeteci-Yazar): Henüz daha dünyadayken, Türkçeyle de bütünleşmiş bir “küreselleşme süreci”nin 4 genç temsilciyle bizim küçük salona da uğraması; inanılması zor, mucize bir tablo olarak sindi gönlüme…

Kaynak: http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-32728-turkce-bahari.html

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...