atmayalım

Türkçemizi Çöpe Atmayalım

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Mustafa Kaçalin, yabancı kelimeleri kullanmanın sigara içmek gibi "psikolojik bir tatmin" olduğunu belirterek, "Sizin bilmediklerinizi biliyorum, kullanıyorum... gibi, kendisini gündeme çıkarmak gibi psikolojik bir hâldir." dedi.

Kaçalin, yaptığı açıklamada, Türkiye’de iş yerlerindeki yabancı isimli tabelaların çokluğuna vurgu yaparak, konuya sadece tabelalar gözlüğüyle bakılarak TDK’ya gönderme yapıldığını anlattı.

TDK olarak kendilerine başvuranlara tavsiyelerde bulunduklarını ve Türkçe iş yeri adlarını kullananlara plaket sunduklarını dile getiren Kaçalin, güzel Türkçeyi teşvik etmenin, bilgilendirme ve gönüllü tercihle olabileceğini bildirdi.

Prof. Dr. Kaçalin, 1500 yıldır Türkçeye girmiş kelimeleri "Bu Türkçe değilmiş." diyerek tıraşlama yoluna gidilmesinin doğru bir yaklaşım olmadığını ifade ederek, "Mesela irtibat veya haberleşme yerine, ’iletişim’ diye bir kelime çıkardık. Asıl problem buradadır. Hiçbir Türk insanı ve Türk köylüsü, ’biz sizinle iletişemedik’, ’ben yarın seninle iletişeceğim’ diye cümle kurmaz. Asıl sıkıntı buradadır.” diye konuştu.

"Eski Kelimelerimizden Nefret Etmek Bir İntihardır."

Kelimeleri atmak ve ezmekle dilin büyüyemeyeceğine dikkati çeken Kaçalin, "Dildeki mevcut ile hesaplaşmayıp yeni karşılaşılan problemlerle hesaplaşılmalı. Onlara tavır takınmalı. Bu bakımdan, dükkân adlarının Türkçeleşmesini tercih etmek iyi bir hassasiyettir ama eski kelimelerimizden nefret etmek bir intihardır. Dilimizin, anamızın, atamızın kelimesini çöpe atamayız.” ifadesini kullandı

Prof. Kaçalin, yabancı kelimeleri kullanmanın tıbbi tarafının bulunduğunu savunarak, "Yabancı kelimeleri kullanmak sigara içmek gibidir, psikolojik tatmindir. Ben başka şeyler biliyorum. Sizin bilmediklerinizi biliyorum, kullanıyorum... gibi, kendisini gündeme çıkarmak gibi psikolojik bir hâldir.” dedi.

Böyle yapan insanların bulunduğunu anlatan Kaçalin, şunları kaydetti: "Bu, alışkanlıktan ziyade, belki hastalığın bir kısmıdır. Bunun gibi sırf Türkçesi üzerinde gayret göstermek de ayrı bir titizlik hastalığıdır. İşi akarına bırakmak ama tercihlere de boş vermemek lazım. Yazarken, çizerken dili temiz ve süzülmüş, filtre edilmiş bir biçimde kullanmak lazım.”


Dil


Dil

Çivi yazısı, bilinen ilk yazı biçimlerinden biridir. Dilin yazıya geçirilmesinde önemli olan bu yazı biçimlerinin tarihinden binlerce yıl öncesinde bile dillerin konuşulduğu kabul edilmektedir.

Dil veya lisan, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık, temeli tarihin bilinmeyen dönemlerinde atılmış bir gizli anlaşmalar düzeni, seslerden örülmüş toplumsal bir kurumdur.[1]

Dil, birbirleriyle yakın ilişkili iki farklı tanımın kullanımını belirtir. Tekil anlamda dil, genel bir olgudur veya örneğin Alman dili veya Çince gibi somut bir dili ifade eder. Burada dil genel anlamda bir olgu olarak ele alınmaktadır.

Dil, iki farklı görüş açısı altında tanımlanabilir:

İnsanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan bir araç olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda dil, kelimelerden oluşan, yani vücut dili gibi sözlü olmayan iletişim biçimlerinin yanı sıra insanların en etkili iletişim şekli olan sözlü iletişimi tanımlar. Dil, ses dalgaları aracılığıyla akustik olarak ve sözcükler aracılığıyla veya işaret dilinde olduğu gibi işaretler aracılığıyla görsel olarak aktarılır ("İşaret dili" ile karşılaştırınız). Ayrıca dokunma vasıtasıyla dokunsal işaretlerle veya Lorm'lar aracılığıyla aktarılır. Birbirlerini görmeyen ve duymayan insanlar arasında yazı ile bir iletişim mümkündür ("Yazı dili" ile kıyaslayınız. [2] Konuşma dilinin ve yazı dilinin tanımları). Dil, anlam bilimsel bilgiler içeren bir kelime hazinesine sahiptir ve dilin, sözcüklerin birbirleriyle ilişki kurmasını sağlayan bir dil bilgisi yapısı vardır. Bir dilin en küçük parçası sözcük, jest veya seslenmedir. Konuşmacıda olan hemen hemen aynı bilgi dinleyicide de olduğuna güvenilirse etkili bir iletişim sağlanmış olur. Bu bakımdan sözcükler bilinçli olarak seçilmiş sembollerdir ve aynı şekilde isteğe bağlı düşüncelerdir. Örnek olarak Edward Sapir'in dil tanımı şu şekildedir (1921): "Dil; duyguların, düşüncelerin ve isteklerin serbestçe oluşturulmuş semboller sistemi aracılığıyla aktarılması için ayrıcalıklı olarak insanlara özgü, içgüdüsel olmayan bir yöntemdir. "

Mutlak anlamda dil, düşüncenin ve dünya görüşünün iletişim aracı olarak tanımlanır. İlk olarak Wilhelm von Humboldt'un yaptığı gibi bu tanım, dilin insanların bütün karmaşık etkinlikleri ve düşünce süreçleri için vazgeçilmez olduğu gerçeğinden yola çıkmaktadır. Dil insanlar arasındaki anlaşmayı sağlayan tamamlayıcı bir araç değildir, aksine dünyadaki nesnelerin ve olguların algıları da dilsel olarak oluşturulur. Nesneler ve durumlar dünyanın dilsel olarak kavranışı sayesinde anlamsal bağlamlara dönüşürler. Bu anlamsal bağlamlar olmadan insanlar için dünyada bir yol bulma olanağı mümkün olmazdı. O hâlde insan ilk olarak anlamsal sayılan bir dünyada hayvan gibi yaşamamıştır. İnsanlar bu dünya üzerinde başlangıçta bütünleyici olarak ve zaman zaman dil aracılığıyla anlaşmıştır, hatta dil ile iç içe yaşamıştır. Bu, nesnelerin her zaman dilsel bir bağlamda bulunduğu insanın var olmasını ifade eder. Bu yaklaşım da dilin olgusu karşısında bir iletişim aracı olarak bulunur. (Martin Heidegger, Ernst Cassirer, Hans-Georg Gadamer).

Ayrıca dilin gösterge bilimiyle (işaret bilimi) bağlantılı olan tanımı da önemlidir. Bu gelenekten sonra Ferdinand de Saussure, dili bir göstergeler sistemi olarak tasarlamıştır ve bu dil göstergesini telaffuzun (signifiant = gösteren) ve fikrin (signifié = gösterilen) zorunlu ilişkisi olarak hatta zihinsel bir şeyler olarak ifade etmiştir.

Dil, kuşaklar arasında ve aktüel durumda insanlığın kullandığı bağdır. Bu bağ kültürün taşıyıcısıdır. Bundan dolayıdır ki, dil ve kültür birbirini sürekli etkileyen iki olgudur. Bu iki olgudan herhangi birinde olan değişiklik diğerini de etkiler. Bu da doğal bir süreklilik ve tabii olma durumunu doğurur. Dil, toplumda var olan bir gerçekliktir. Onun için toplum örnekleminde bulunan unsurların benimsemesi olmadan bir dile dışarıdan etki etmek zordur.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...