arası

Yabancılara Türkçe Öğretiminde İnsanlar Arası İlişkiler ve Sosyal Ortam

İnsanlar arası ilişkileri sağlamadaki en başlıca unsur dildir. Türkçenin yabancı dil olarak öğretimi de Türkiye'nin gelişmesiyle birlikte daha fazla önem kazanmıştır. Araştırmamızda dil öğretimi yöntemlerinden ve dil öğretimini bir kültür aracı olarak gören kültürel yaklaşımdan bahsedilecektir. Yabancılara Türkçenin öğretiminde günlük konuşma dilinin ve kültürel ögelerin kullanılması öğrenme sürecini olumlu yönde etkiler. Bu çalışmamızda insanlar arası ilişkilere çeşitli örneklerle değinilecektir. "Selamlaşma- Tanışma, Sevgi, Sosyal Hayat, Akrabalık, Deyimler, Fıkralar" gibi bazı konular Amasya'da okutmanlık yapan Amerikalılara öğretilmiş olup bazı uygulamalar sosyal ortamda gerçekleştirilmiştir.

 

Giriş

Toplumlar arası etkileşimin giderek artması, bilgi alışverişinin çok çabuk sağlanması insanların başka kültürleri ve milletleri merak etmesine ve onları tanımasına, dolayısıyla da o dillleri öğrenme ihtiyacı duymasına zemin hazırlamıştır. Bu sebepten dolayı yabancı dil öğretimi, büyük bir önem kazanmıştır. Türkçenin yabancı dil olarak öğrenimi önem kazanmaya devam etmektedir.1 Dünyanın dört bir tarafındaki insanların Türkiye'ye ve Türk insanına olan ilgileri yabancı dil olarak Türkçenin öğretimi alanının da son yıllarda daha hızla gelişmekte ve yaygınlaşmakta olduğunu göstermektedir. Ünalan'a göre dil, onu konuşan milletin hayat tarzının, en geniş anlamıyla kültürünün, dünya görüşünün, tarih boyunca geçirdiği dönemlerin ve başka toplumlarla kurduğu ilişkilerin yansıtıcısıdır.2

İnsanlar arası ilişkiler bir dili öğretirken üzerinde durulması gereken bir konudur. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimi yapılırken günlük hayatta kullanabilecekleri dilin öğretimi ile başlanması ve yaşayan dilin öğretiminin yapılması gerekir. Çünkü, dili öğrenen yabancı, toplum arasına karıştığında öğrendiklerinin uygulamaya dökebilmeli ve çevresiyle doğru bir iletişim kurabilmelidir. İletişimden kopuk bir dil öğretimi, öğrenciyi çok çabuk dilden ve dolayısıyla kültürden uzaklaştıracaktır. Yabancılara Türkçe öğretirken yaşayan Türkçenin öğretilmesi çok önemlidir. Aksi takdirde yukarıda da değindiğimiz gibi öğrenciler içine girdikleri Türk toplumunda öğrendikleri Türkçe ile iletişim kurmakta zorlanacaklardır.

1.  Yabancılara Türkçe Öğretimi

Günümüzde ülkeler arasındaki ilişkiler giderek artmıştır ve buna bağlı olarak yabancı dil öğretimi büyük önem kazanmıştır. Türkiye'nin dünyada ve özellikle kendi bölgesinde diğer ülkelerle olan ilişkilerini güçlendirmesi Türkçenin de yabancılar tarafından öğrenilmek istenen bir dil haline gelmesine yol açmıştır.

Tarihin bilinen ilk dönemlerinden bu yana gelişmiş, işlenmiş ve zenginleşmiş bir dil olarak karşımıza çıkan Türkçenin hem ana dili hem de yabancı dil olarak öğretimi konusunda yapılmış somut örnekler vardır.

Yabancılara Türkçe öğretimi konusunda söylenecek ilk örnek herkesin kabul ettiği, Kaşgarlı Mahmut'un kaleme aldığı Divanü Lugati't-Türk adlı eserdir.4

Günümüzde yabancılara Türkçe öğretimi konusunda önemli çalışmalar yapılmaktadır. Gerek Türkiye'de gerekse yurt dışında Türkçenin öğretimi adına çeşitli kurum ve kuruluşlar faaliyet göstermektedir. Üniversitelerde Türkçenin yabancıl dil olarak öğretimi anabilim dalında yüksek lisans ve doktora programları bulunmaktadır. Yurt dışından Türkiye'ye üniversite okumak için gelen öğrenciler de Türkçeyi öğrenmekte ve kendi ülkelerine döndüklerinde Türkiye'nin ve Türkçenin birer temsilcisi olmaktadırlar. Gazi, Ankara, İstanbul, Ege vb. üniversitelerin bünyesinde kurulan Türkçe Öğrenim Merkezleri (TÖMER) yabancılara Türkçe öğretimi için kitap setleri oluşturmuştur. Ayrıca son zamanlarda yabancılara Türkçe öğretimi noktasında Yunus Emre Enstitüsü çalışmalar yapmaktadır. Açtığı yaz okulları ile yüzlerce yabancıya Türkçe öğretimi verilmektedir.


2.   İnsanlar Arası İlişkiler

İnsanlar arası ilişkiler genel anlamıyla, bireyin diğer insanlarla olan ilişkilerinde yaşadıkları duygu, düşünce ve davranış tarzlarını ifade eder. İnsanlar arası ilişkiler hakkında araştırma, inceleme, derleme yapan çeşitli bilim disiplini düşünürlerinin söyledikleri, yazdıkları gerçekten insanlar arası ilişkiler kavramına farklı boyutlar kazandırmıştır.5

Özdemir'e göre insan yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Kişinin diğer insanlardan uzak, tek başına bir hayat yaşaması onun tabiatına aykırıdır. Çünkü insanın tek başına hayatın yükünü kaldırması çok zordur. Bu nedenle diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Allah Teâlâ (cc) Kur'an-ı Kerim'de insanların farklı ırklara, milletlere mensup olarak yaratılmalarının tanışmaları için olduğunu belirtir: "Ey insanlar, Biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık ve birbirinizle tanışasınız diye sizi milletlere, kabilelere ayırdık. Haberiniz olsun ki, Allah Tealâ (cc) katında en şerefliniz, en takvalınızdır. Muhakkak ki, Allah Tealâ (cc), bilendir, her şeyden haberdardır." (Hucurat, 49/13). İnsan, hep başkalarıyla ilişki halinde olmak ister. Bu tanışmanın olabilmesi için de insanlar arasında birtakım ilişkilerin, etkileşimlerin olması kaçınılmazdır. İnsanlar, öncelikle birbirlerini tanıyacak, daha sonra da karşılıklı etkileşimler meydana gelecektir.

İnsanlar arası etkileşimde başlıca unsur dildir. Dil, insanların duygularını ve düşüncelerini bildirmek için sözcüklerle veya işaretlerle yaptıkları anlaşma aracı olarak tanımlanabilir.7 Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde daha doğrusu dil öğretiminde söz varlığının önemi çok büyüktür. Aksan'a göre; "Bir dilin söz varlığı, o dilin tarihine geniş ölçüde ışık tutmakta, yüzyıllar boyunca ortaya çıkan ses, biçim, söz dizimi ve anlam değişikliklerini yansıtmakta, hangi dillerin etkisiyle, ne türden değişimlerin gerçekleştiğini göstermektedir."8Bu çalışmamızda güzel dilimiz Türkçenin söz varlığında önemli bir yere sahip olan deyimler üzerinde duracağız. Daha sonra sevgi ve akrabalık konularından da bahsedip yabancılara Türkçe öğretiminde yaptığımız uygulamaları örnek olarak sunacağız.

Yöntem

Bu çalışmamız Amerika'dan Amasya Üniversitesi'ne Fullbright Programı kapsamında Okutman olarak gelen Kate Mclaughing ve Erin Elizabeth Dalvini ile işlenen "Selamlaşma- Tanışma, Sevgi, Şimdiki Zaman, Gelecek Zaman ve Dil Öğretiminde Video, Sosyal Hayat, Akrabalık, Deyimler, Fıkralar," konularıyla sınırlandırılmıştır.

Sınıf ortamında Amasya Üniversitesi'nde Türkçe öğrenen iki Amerikalı okutman ve bu dersi veren öğretmen arasında iletişimci yöntem ve görüşme yöntemi kullanılmıştır. Ayrıca konulara göre değişik sosyal ortamlarda uygulamalar yapılmıştır. Öğretmen, konular hakkında bilgi vermiş ve Türkçe öğrenen iki katılımcıya sorular sormuş ve örnek cümleler ve kelimeler söylemelerini istemiştir. Katılımcı-1 Kate Mclaughing ve Katılımcı-2 ise Erin Elizabeth Dalvini'dir.

Devamını okumak için tıklayınız...

Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretimi - Kültürler Arası Sularda Ters Akıntılar

İstanbul Boğazı’nda birbirine zıt yönde iki akıntı vardır. Yüzeydeki akıntı Karadeniz’den Marmara’ya doğru, on beş metre dipteki akıntı ise Marmara’dan Karadeniz’e doğru akar. Ayrıca koy ve burunlarda oluşan anafor akıntılar ile kuvvetli lodoslarda ortaya çıkan Orkoz akıntısı da vardır.

Bu yüzden sakin görünüşlü boğaz sularında kaptanlık yapmak aslında zordur, özel bilgi ve beceri ister. Bazen yabancı gemilerin kaptanları; görünüşe aldanıp cimrilik eder, kılavuz kaptan almazlar sonra gidip ya yalılara toslar ya da Ahırkapı önlerinde karaya otururlar.

Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yapmak, İstanbul Boğaz’ında yol almak gibidir pek çok yönden.

Görünüşte kolaydır. Yabancılara Türkçe öğrettiğimi söyleyince duyduğum ‘’Aaa, iyiymiş be!’’ bu algının en doğal hali.

Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretirken iki farklı kültür, aynı ortamda akıyor. Çünkü dilleri ait oldukları kültürden soyutlamak mümkün değil.

Yüzeyde güçlü bir şekilde akan Türkçe yani Türk kültürü var, hedef olarak. Çıplak gözle bakınca sadece bu görülüyor. Oysa hemen biraz altta öğrencinin anadili ve kültürü akmakta ters yönde, kaynak olarak.

Bu zıt akıntılar birbirleriyle karşılaştıklarında anaforlar oluşuyor.

Kaynak kültürle hedef kültürün karşılaşması sonucunda öğrencinin kendini veya karşısındakini farklı hissetmesi ve bu durumdan rahatsız olması doğal bir durum, anaforların oluşması yani.

Diller ve kültürler birer konfor alanı. Konfor alanından kastım kişinin kendini her açıdan rahat hissettiği alanlar. Herkesin anadili ve kültürü kendini rahat hissettiği alanlarıdır. Kendi karasularından çıkıp bir başka dilin ve kültürün sularına girdiğinde kendini rahat hissedemez kişi çünkü bilmediği sularda yol almaktadır. Ancak bu suları tanıyınca kendini güvende hissedecek, rahat hareket edebilecektir.

Biz hedef dilin ve kültürün aktarımını yaparken öğrenci, kaynak dil ve kültüründen beslenen bir savunma sistemi oluşturur .

Hedef dil ve kültür gözlemlenen bir konumdan çıkıp yaşanan bir konuma gelmeye başladığında öğrenci, bir tür benlik kaybı yaşayacağından korkarak kaynak dil ve külture sığınır.

Mesela öğrencilerin başlangıç kurlarında delicesine sözlüklerine sarılmaları, telaffuzda yapmacık zorlanmalar sergilemeleri, anladıkları ve cevap verebilecekleri halde cevap vermemeleri gibİ. Rus gelinlerin kulakları çınlasın. Çok yaparlar bu ‘’Türkçe’yi anlayacağım ama asla konuşmayacağım’’ tribini.

Başka türde bir ters akıntı daha var kültürler arası sularda.

Kişilik özellikleri ya da sosyal çevre etkisiyle diller ve kültürler arası geçişi daha kolay gerçekleştirme kapasitesine sahip  bir öğrenci, herhangi bir sebepten hedef dili öğrenmede tam olarak başarılı olamazsa, yani Araf’ta kalırsa, başlangıçta bir arzu nesnesi durumundaki hedef dil ve kültür yine bir nefret nesnesine dönüşür.

Bu yüzden Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretiminde ‘’olduğu kadar’’ değil, ‘’olabilecek en iyi’’yi yakalamak, öğrenci kaybetmemeye özel bir önem vermek gerekir.

Birisinin Türkçe’yi ve Türk kültürünü hiç bilmemesi, bu kişiyi Türkçe’ye ve Türk kültüründe düşman yapmaz ama Türkçe’yi ve Türk kültürünü yarım yamalak bilmesi ve arzu ettiği halde dahil olamamanın acısını içinde taşıması mutlak düşmanlık sebebidir.

Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi çok fazla değişkeni olan karmaşık bir süreç.

Bir kılavuz kaptan gibi donanımlı olmak gerekiyor. Asla naif bir Türkçe sevgisiyle kotarılabilecek bir iş değil. Uzmanlaşmak şart.

Uzmanlaşmak deyince, herhangi bir alanda uzmanlaşmak için en az 10.000 saate ihtiyaç var yapılan bilimsel araştırmalara göre. 10.000 saat en iyi ihtimalle on yıl demek. Hasbelkader birkaç vakit Türkçe sınıfına girdiği için kendini bu alanda aşmış olarak takdim eden öğretmenlerle her karşılaştığımda kafamı vurmak için yastık arıyorum bu yüzden.

Hatice Gülcan Topkaya

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...