aracı

Dil ve Düşünce / Düşüncenin İletişimsel Aracı Olarak Dil

Dil ve Düşünce / Düşüncenin İletişimsel Aracı Olarak Dil

Özellikle teknik teoriler başta olmak üzere birçok iletişim aracı teorisi dili iletişim aracı olarak ifade etmez, aksine dili iletişimsel bir araç olarak ele alır. Bu durum şu anlama gelmektedir; dil gerçek iletişim araçları için tarafsız bir mümkün olma durumudur. Dil, böyle görüşlerin sadece uygun davranışlara hizmet eder veya dil, tasarılar ve kavramlar gibi zihinsel varlıkların iletimine yardımcı olur. Bu tasarı ve kavram gibi zihinsel durumlar dilden bağımsız düşünülemez. İşte bu yüzden temsil aracı olarak ele alınır.

Dilbilimci Wilhelm von Humboldt'un dil teorisinde şüphesiz bir iletişim aracı görüşü dile getirilmiştir. Bu görüşün temel söylevi, düşünsel sürecin ancak iletişimsellik aracılığıyla mümkün olabileceğini dile getirir. Bu durum insanların düşünce tarzının ancak içinde bulundukları çevredeki göstergelerin harekete geçeceği süreç aracılığıyla mümkün kılınabileceği anlamına gelmektedir. Bu göstergeler, hem dünya bilincini hem de benlik bilincini oluşturan göstergelerdir. Burada dil, sınırları belirleyen bir rol üstlenir. Ayrıca dilin iletişim aracı olarak tanımlanması insanların bilincini araçsal boyutta etkilemiştir. Bu yüzden yeni iletişim araçlarının insanlar üzerinde nasıl bir etkiye sahip olduğu konusunda fikir yürütmek daima dile bağlı olmalıdır. Yeni iletişim araçlarının etkinliği ve etkileme gücü dilsel iletişim araçlarının yapısal olarak oluşturuluşuna bağlı olmalıdır.[6]


Dil ve Politik Güç

Bu varsayımın, iktidar yapıları bağlamında dili politik olarak kullandığı birçok defa denenmiştir. "Siyaseten doğruluk" ifadelerinin talebi mesela cinsiyetçi bir dil kullanan veya cinsiyetçi düşüncelere eğilim gösterenlere zaman zaman temel oluşturur. Dil iyileştirmeleri sayesinde gerçekten bir bilinç değişikliği gerçekleşmekte mi yoksa bunun güncel politik amaçlara ulaşmak için mi olduğu hâlen tartışmalıdır. Dil iyileştirmeleri büyük olasılıkla genel bilinç değişimi sürecinde belirleyici ve pekiştirici bir etkiye sahip olabilir. Diğer taraftan da dilin, belirli iktidar yapılarını yıldırmak ve eline geçirmek için kullanıldığı da unutulmamalı. Bu duruma mobbing (Latincede; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek), ajanlık ve küçük düşürme örnek gösterilebilir. Sözlü iletişimdeki baskı mekanizmaları beş otorite tekniğini dışarıda bırakır. Var olan dil düzenlemelerindeki bu gibi etkilerin uyarısı, böyle bir bağlamın sorunsallaştırılmasına olanak sağlar.

Halkın dil ve düşünce üzerindeki etkisi aracılığıyla bunu uygulamaya dönük çabaya, 1949 yılında yayımlanan Georg Orwell'in "1984" romanı edebiyattan bilinen bir örnektir. (Gerçek ismi Eric Arthur Blair olan George Orwell 25 Haziran 1903'te doğmuştur ve 21 Ocak 1950'de ölmüştür. George Orwell İngiliz edebiyatının 20. yüzyılda yetiştirdiği önemli yazarlardan birisidir. Bin Dokuz Yüz Seksen Dört isimli romanı ve bu romanda oluşturduğu "Big Brother" – "Büyük Birader" kavramı ile ünlüdür. Bu yapıtta hayali bir totaliter yönetim şekli anlatılmaktadır. Bu yönetim biçimi halkın iletişimini ve düşüncesini dar ve kontrolü altındaki bir yola getirmek için "yeni konuşma" adındaki yapay dili kullanır.

Diğer bir edebî örnek de Sapir-Whorf Hipotezi'nin bulunduğu Jack Vance'e ait "Pao'nun Savaş Dilleri" isimli eseridir. Yenilmiş bir yeryüzünü kontrol edebilmek için halkı esnaf, çiftçi, asker ve bilim adamı diye sınıflandırılan yeryüzünde sadece onlar için oluşturulmuş dili öğrenmelerine ve bu dili konuşmalarına izin verilecektir. (Sapir-Whorf Hipotezi dilbiliminde, insan düşüncesinin yerel dillerden çok yoğun bir şekilde etkilendiğini gösteren bir çalışmadır. Buna göre, her insanın kendi dilinde belirli bir düşünce yapısı vardır ve bu insan başka bir insanın dilini hiçbir zaman tam anlamıyla anlayamaz. Bu tartışmalara yol açan varsayım, ünlü dilbilimci Whorf tarafından oluşturulmuş, diğer bir dilbilimci Sapir tarafından da ortaya konulmuştur ve ikisinin tezi olarak sunulmuştur.


Dil ve Hayvanlar / Hayvan Dili

İnsanların bebeklik dönemlerinin ilk yaşlarında gırtlağı (larinks veya larenks) derinleşir. Sadece çok az hayvanda bu durum benzer olabilir ve daha sonra sesler insanlarda olduğu gibi oluşur. Bazı durumlarda da insanların dilsel ifadelerini de taklit edebilirler; örneğin papağan, fok balığı, yunus gibi.

Hayvanlar belirlenmiş bir işaret sistemini bilirler. Bu duruma, arı dili veya hatta dans dili olarak da adlandırılan sallanarak dans eder gibi uçan arıların işaret sistemi örnek gösterilebilir. O hâlde; düşünülen, gerçekten içgüdüsel olarak düzenlenmiş işaret davranışının gerektiği takdirde insan diline ne derece benzerlik oluşturup oluşturmadığı sorgulanmalıdır. Kuşların, yunusların veya primatların (memelilersınıfından maymunve benzeri hayvanları içerir) insan fonetiğine benzer bir dili veya tamamen aynı bir dili bilip bilmediği ve hatta bu dilin yardımıyla karşılıklı haberleşip haberleşmedikleri tartışılmaktadır. Burada görünüşe göre sadece gönderen ve alıcı arasındaki düzenlenmiş ve tek taraflı işaret yolu söz konusudur. Bu duruma örnek olarak, hayvan sahiplerinin hayvanın terbiyesi sırasında köpeklerden yararlanması gösterilebilir.

Bilindiği gibi biz insanlar tarafından bilinen dil bunun aksine 3 sınıfa ayrılır: Birinci sınıflandırmada anlam ayıran, yani kendi başlarına anlamları olmayan sesler bulunur. İkinci sınıflandırmayı ise anlam taşıyan birimler veya anlam taşıyan biçim birimler oluşturur. Üçüncü sınıflandırmada sözcük biçimlerinden, sözcük gruplarından (ifadelerden, deyimlerden) ve cümlelerden oluşur. Eğer bir hayvan yirmi ses oluşturabiliyorsa bu hayvan ses bakımından potansiyel olarak yirmi farklı işaret oluşturabiliyor demektir. Bunun tersine insan dili seslerin ve ses dizimlerinin çok farklı değişkenliği sayesinde kendini belli eder. Bunun için Wilhelm von Humboldt'un daha önceden belirttiği gibi sınırsız birleşim (kombinasyon) olasılıkları bulunmaktadır. Wilhelm von Humboldt"un atıfta bulunduğu bu birleşimlerle insanların daha önceden hiç duymadıkları şeyleri de anlayabilecekleri veya ifade edebilecekleri de anlaşılmış oldu. Ayrıca bunun o kadar kolay öğrenilemeyeceği ve bu yüzden de ancak taklit edilebileceği ortaya konuldu.

KAYNAKÇA

Prof. Dr. Muharrem Ergin, Türk Dil Bilgisi, Bayrak Basım, İstanbul, 2008, s. 3 Konuşma Dili, Yazı Dili

Dilin Bilimsel Tanımı [1]

Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, Atatürk Döneminde Türkçe ve Türk Dil Kurumu Çukurova Üniversitesi Türkoloji Araştırmaları Merkezi

Uzaktan Türkçe Öğrenen Yabancıların Türkçeyi İletişim Aracı Olarak Kullanabilme Yeterlikleri

Son yıllarda, gelişen teknolojiye bağlı olarak ortaya çıkan internet tabanlı uzaktan dil öğretimi, ses ve görüntünün internetin de temel bileşenleri olması nedeniyle iletişimsel yetinin kazandırılması açısından önemli imkânlar sunmaktadır. İnternet uzaktan dil öğrenenler için dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma, yazmayı kazandırabilecek donanıma sahiptir. Bunun yanında, internet ile sunulan görsel ve işitsel ortamlar, öğrencinin öğrenmeye çalıştığı dili yalnızca yapısal bir birim değil aynı zamanda sosyo-kültürel bir olgu olarak da görmesini sağlamaktadır. Bu çalışmada bir uzaktan öğretim programıyla Türkçe öğrenen yabancıların, Türkçeyi iletişim dili olarak kullanabilme yeterlikleri ile Türkçe sözlü ve yazılı etkinliklere katılım sıklıklarının genel başarılarına etkisi incelenmeye çalışılacaktır. 

Son yıllarda, yabancı dil öğretiminde dört temel beceri olan dinleme, konuşma, okuma, yazma ile birlikte "iletişimsel yeti"nin kazandırılması da önem kazanmıştır. Bu görüşü ilk kez ortaya atan Hymes (1972), yeti kavramının toplumsal bağlamı da kapsayacak şekilde genişletilmesi gerektiğini öne sürmüş ve dilbilgisi kurallarının yanı sıra bazı kullanım kurallarının da gerekliliğinden söz etmiştir. Avrupa Konseyi tarafından yabancı dil öğretenlere ve öğrenenlere bir başvuru kaynağı olarak sunulan Avrupa Dilleri Ortak Başvuru Metni'nin dayandığı dilbilimsel temellerin başında da iletişimsel yeti gelmektedir (İşisağ, 2008). İletişimsel yetinin bileşenleri dilbilimsel yeti, toplumbilimsel yeti ve edimbilimsel yeti olarak belirtilmektedir (Council of Europe, 2001; İşisağ, age.).

İletişimsel yeti, bir dil toplumu ile iletişim kurmak için gerekli bilgilere ve bunların kullanılması için gerekli olan becerilere sahip olma anlamına gelmektedir. Başka bir deyişle, iletişimsel yeti, dildeki göstergelerin değişik ortamlarda, yerinde ve zamanında anlamlı olarak kullanılmasını gerektirmektedir (Aktaş, 2005). Aktaş'a göre iletişimsel yeti kim, neyi, nerede konuşmalı ya da sessiz kalmalı; aynı ya da ayrı konum ve rollerdeki kişiler nasıl konuşmalı; konuşmaya uygun sözel olmayan davranışlar neler olmalı; karşılıklı konuşmada söz alma yolları nasıl olmalı; bilgi nasıl istenmeli veya verilmeli; nasıl ricada bulunmalı; yardım ya da işbirliği nasıl önerilmeli; emir nasıl verilmeli; disiplin nasıl sağlanmalı gibi yetilerin kazanılmasını kapsamaktadır. Bir dilin doğru kullanımı, hedef dildeki davranış normlarından ne anlaşıldığına da bağlıdır (David, 1999). Bu gelişim öğrenilen dilin kültürünün ve sözel olmayan davranış biçimlerinin öğrenilmesiyle sağlanabilmektedir (Demircan, 1990). Çakır (2000), iletişim sürecinde toplumsal, kültürel, sosyal, psikolojik ve pragmatik ögelerin önemli rol oynadığını dolayısıyla bunlardan kopuk bir iletişimin düşünülemeyeceğini belirtmektedir.

İletişimsel yeti, genel olarak temel iletişim yolları olan yazma ve konuşma becerilerini ön plana çıkarmaktadır. Hangi dilde olursa olsun, anlatma isteği insanda doğal bir davranıştır ve genel olarak yazma ve konuşma olmak üzere iki biçimde gerçekleşir. Konuşma ve yazma bireyin, yaşamın akışı içinde varlığını belirlemek, çevresindekilerle iletişim kurabilmek için başvurduğu iki temel yoldur. Yazma ve konuşma bütün iş dallarında ilişkilerin düzenlenmesinde önemli bir yer tutar. Yazı ve söz düşünceyi duyguyu yansıtmada, yaşanılanı görüleni dile getirmede birer araçtır.

Konuşma, bireyler arasındaki ilişkilerde, birbirini etkilemede önemli bir iletişim aracıdır. Teknolojideki tüm gelişmelere karşın, konuşma ve yazma bireysel ve toplumsal ilişkilerde önemini korumuştur (Özdemir, 1999); çünkü bireyin konuşma ve yazma için birçok nedeni vardır. Konuşmada ve yazıda kullanılan biçem, her türlü eğitim sürecinde başarıyı etkilediği gibi; büyük ölçüde yazanın ya da konuşanın kişiliğini de gösterir. Bir yabancı dilde de söz ve yazı ile ortaya konan, adı ve türü ne olursa olsun bir dil ürünüdür ve kullanılan dilin ve bu dilin bağlı olduğu kültürün kurallarına uyulduğu ölçüde başarılı olur.

Teknolojide gözlenen hızlı gelişmeler, eğitimin her alanına olduğu gibi dil öğretimine de yeni kavramlar ve yaklaşımlar getirmiştir. Özellikle bilgisayar teknolojilerinde görülen hızlı gelişmeler, eğitimde kalite ve eğitim olanaklarını artırma girişimlerine yeni yönelimler kazandırmıştır (Çakır, 2003). Bugüne kadar yapılan çalışmalarda, genel olarak, bilgisayar destekli eğitimin öğrencilerin başarısını artırmada önemli bir etkisi olmadığını saptayan bulgular yanında (Turchin vd., 2000) bu tür uygulamaların başarıyı artırdığını saptayan bulgular da vardır ( Frizler, 1995; Glenlan ve Melmed, 1996; Akkoyun, 1999; Kazandırır, 1999; Yazon vd., 2002) Elde edilen bulgulara göre, bilgisayar destekli öğretim etkinliklerinin öğrenci başarısını artırmasının yanı sıra öğrenmeye olan motivasyonu artırmada, bağımsız çalışma becerileri kazandırmada, iletişim becerilerini artırmada ve eğitimin tarafları arasındaki işbirliğini geliştirmede önemli bir etkiye sahip olduğu söylenebilir. Öğrencilerin internet olanaklarının yetersiz olması, ortaya çıkan sorunların çözümü için bireysel danışmanlıklara ihtiyaç duyulması, katılımcılar arasında yeterli iletişim imkânının olmaması bilgisayar destekli eğitimin daha etkili olmasını sağlayan engeller arasında gösterilmektedir (Çakır, age.). Özellikle öğreticinin her bir katılımcı ile yüz yüze iletişim kuramaması en önemli problemlerden biri olarak belirtilmektedir (Trajanoviçvd., 2007).

Bilindiği gibi, Türkçenin bir yabancı dil olarak öğretimi son yıllarda üzerinde yoğunlaşılan bir konudur. İletişimsel yeti de daha çok Türkiye'de öğretilen yabancı diller alanında ele alınmaktadır. Bu çalışmada, dil öğretimi ile bilgisayar uygulamalarını birleştiren, internete tabanlı bir uzaktan dil öğretimi programı olan Türkçe Sertifika Programı  ele alınacaktır. Öğrencilerin danışmanlarıyla ve birbirleriyle iletişim kurmak amacıyla internet üzerinden katıldıkları sözlü ve yazılı danışmanlıklarda kullandıkları iletişim dilleri ve katıldıkları sözlü ve yazılı çalışmaların genel başarılarına etkisi incelenmeye çalışılacaktır.

Devamı İçin Tıklayınız...

Yabancı Dil Öğretim Aracı Olarak Saraybosna Gazi Husrev Bey Kütüphanesindeki Türkçe-Boşnakça Sözlükler

Bu çalışmanın amacı geçmişten günümüze Bosna -Hersek'teki Türkçe varlığının ve eğitiminin bir sonucu olarak Saraybosna Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesindeki el yazması Türkçe-Boşnakça sözlükleri tanıtmak ve bu eserlerdeki öğretim unsur­larını belirlemektir. Araştırmada incelenmek üzere on altı sözlük belirlenmiştir. Bu eserlerden biri olan Makbul-i Arif, şimdiye kadar önceden araştırılan bir söz­lük olsa da bir yabancı dil öğretim aracı olması yönüyle ele alınmamıştır. Aynı zamanda yüzyıllar önce yazılmış olan diğer bazı sözlüklerden bahsedilmemiştir. Araştırma sonunda Bosna-Hersek'te Türkçe-Boşnakça sözlüklere ihtiyaç duyul­duğu, Gazi-Husrev Bey Kütüphanesinde konuyla alâkalı on dört adet iki dilli ve iki adet üç dilli sözlüğün bulunduğu tespit edilmiştir. Bu eserlerin çoğunlukla günlük hayat ile ilgili sözcükleri içerdiği görülmekle birlikte bazen bilim ile ilgili terimlere de rastlanmaktadır.

1.GİRİŞ

Kültürel, siyasî, ekonomik, dinî vb. bir ilişki içine giren milletlerin birbirlerinin dille­rine de ilgi duymaları kaçınılmazdır. Hatta bu ilgi duymanın ötesinde bir diyalogun kurul­ması ve devamı için zarurî bir ihtiyaçtır. Bu bağlamda tarih boyunca farklı milletler çeşitli gerekçelerle birbirlerinin dillerini öğrenmişlerdir ve çoğu bugüne ulaşmamış olsa da konuyla ilgili farklı eserler yazılmıştır. Yine bu ilişkiler çerçevesinde kültür ve kelime alış verişleri olmuştur. Doğal olarak girilen ilişkide güçlü olan milletin ve hâkim kültürün etkisi daha baskın olmuştur; fakat hâkim kültürün de diğerinden hiçbir şey almadığını söylemek man­tıklı değildir. Geçmişten bugüne kadar gelen insanlığın ortak kültürü bu karşılıklı alış veriş­lerle şekillenmiştir.

Tarih araştırmacıları, genel olarak Balkanlarda Türk varlığının ve etkisinin Hunlarla başlayıp Avarlar, Peçenekler, Kıpçaklarla devam ettiğinden bahsederler. Fakat dil ve kültür etkisi açısından bakıldığında bu dönemlere ait somut ve kesin delillere ulaşmak zordur. XIV. ve XV. yüzyıllarda Osmanlılar Balkanlara gelmişler ve uzun süre hâkim olmuşlardır. Bu süre zarfında Balkanlara yeni bir din ve dil, yeni bir sosyal ve siyasî anlayış, yeni kurumlar; hâsılı yepyeni bir kültür gelmiştir. Bütün bu yenilikler Balkan milletleri üzerinde büyük izler bı­rakmıştır ve yeni kavram ve kelimelerin de bu milletlerin dillerine girmesine sebep olmuş­tur.

Boşnakların İslâmiyet'i kabul etmeleri ve Osmanlı devlet yönetiminde rol almaya baş-lamalarıyla birlikte çok etkin olarak eğitimden ticarete geniş kapsamlı bir kültür alış verişi yaşanmıştır. Tüm resmî mercilerde iletişim dilinin ve okullarda eğitim dilinin Osmanlı Türkçesi olduğu ve Türkçe ve Arapça ders kitaplarıyla eğitim verildiği dikkate alınacak olur­

sa Boşnaklar tarafından Türkçenin öğrenilmesine duyulan ilgi ve ihtiyaç daha iyi anlaşıla­caktır.

Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminin tarihi incelendiğinde Divanü Lûgati't-Türk'ün yazıldığı XI. yüzyıldan itibaren dil öğretim kitaplarını genellikle sözlüklerden oluşturmakta­dır.Muhâkemetü'l-Lugateyn, Kitâbu Bulgatü'l-Müştâk FîLugati't-Türk Ve'l-Kfçak, Kitâbü'l-İdrâk Li- Lisânü'l-Etrâk, Hilyetü'l-İnsân ve Heybetü'l-Lisân, Codex Cumanicus, Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-i Türkî ve Acemî ve Mugalî, Et-Tuhfetü'z-Zekiyye Fi'l-Lugati't-Türkiyyegibi eserler bu amaçla hazırlanmış sözlüklerdir. Bu sekiz sözlük yanında bugüne ulaşan tek dilbilgisi kitabı iseEl-Kavanînü'l-Külliyye Li-Zabti'l-Lügati't-Türkiyyeadlı eser­dir.

Boşnaklara, Türkçe öğretimi konusunda da benzer şekilde daha çok sözlük şeklinde eserler ve dilbilgisi kitapları yazılmıştır. Saraybosna şehrinde, Gazi Husrev Bey Kütüphane-si'nde bulunan ve çalışmanın konusu olan sözlüklerin kodları, numaraları; R-4032/2, R-7794, R-7791, R-7789, R-7744, R-7695/1, R-6191, R-8210/4, R-10009, R-9206, R-9836, R-7715/1, R-7715/2, R-485, R-10224, R-10098 şeklindedir. Bunlardan on beşi mensur, biri manzum sözlüktür.

Osmanlı döneminde Fatih devrinden Kanuni devrine sözlük faaliyetleri çok yoğundu. Bu dönemde ortaya çıkanTuhfe-i Şâhidi, Tuhfe-i Vehbî, Nuhbe-i Vehbi ve Sübha-i Sıbyângibi eserlerin Türk eğitim tarihindeki önemi büyüktür. "Manzum sözlüklerin önemli bir kısmı sibyan mekteplerinde okutulmakla kalmamış, tekke, dergâh, medrese gibi insanların belli bir amaç etrafında toplandığı çeşitli müesseselerde de rağbet görmüştür." Bu tarz söz­lüklerin özellikle çocukların yabancı dildeki kelimeleri kolay ezberlemesi düşüncesiyle ha­zırlanmış olduğu anlaşılmaktadır.

Bosna'da da Osmanlı Türkçesinin öğretimi amacıyla sahada benzer çalışmalar yapıldığı görülmektedir. Tespit edilen sözlüklerden en dikkat çekeni manzum olarak yazılmış olanMakbûl-i Arifsözlüğü üzerine Aliya Nametak (1982), Smayloviç (1990), Kerima Filan(2005), Alen Kalaydzic (2011) ve Okumuş (2009) gibi araştırmacılar önemli çalışmalar yapmışlardır. Ancak diğer sözlükler üzerinde ayrıntılı bir araştırma yapılmamış ve öğretim yöntemleri açısından incelenmemiştir.

2.     YÖNTEM

  1. 1.Araştırmanın Yöntemi
  2. 2.Araştırmanın Evren ve Örneklemi
  3. 3.Verilerin Toplanması ve Analizi

Nitel araştırma yönteminde çalışılan konuyla ilgili bilgi içeren yazılı belgelerin analiz edilerek verilerin sağlanmasına doküman incelemesi denilmektedir. Bu bağlamda Türkçe ile ortak kültür mirasına sahip olan Bosna - Hersek'te tarihi süreçte yabancı dil öğretimi yapılırken yazılan sözlükler, nüshalar tespit edilmiştir.

Araştırmada 9 adet sözlük, 7 adet nüsha olmak üzere 16 eser incelenmiştir. Söz konu­su sözlüklerden 7'si çift dilli (Osmanlı Türkçesi - Boşnakça), 2'si ise üç dilli (Osmanlı Türk-çesi - Boşnakça - Arapça)'dır. Nüshaların hepsi iki dilli (Osmanlı Türkçesi - Boşnakça)'dır.

Bosna - Hersek Gazi Hüsrev Bey Kütüphanesi'nde bulunan Osmanlı Türkçesi, Boş­nakça ve Arapça sözlüklerin bir sayfasının resmi çekilerek araştırmada gösterilmiştir. Re­simde gösterilen sayfalar üzerinden sözlüklerin kısa içerik tahlilleri yapılmıştır. Örnek keli­meler seçilmiş ve bu sözcükler tablolar halinde sunulmuştur.

3.     BULGU VE YORUMLAR

3.1.   Gazi Husrev Bey Kütüphanesi'ndeki İki Dilli Türkçe-Boşnakça Sözlük ve Nüshalar

3.1.1. Mehmed Hevaî Uskufî'nin Makbûl-i Arif (Potur Şahidi) Sözlüğü

Bosna'nın Zvornik sancağındaki Tuzla kasabasına yakın Dobrinya köyünde 1601 yı­lında dünyaya gelen, vefat tarihi bilinmeyen ve öğreniminim bir kısmını İstanbul'da tamam­layan Mehmet Hevaî Uskufî,Makbûl-i Arifadlı sözlüğünün mukaddimesinde dünyada pek çok sözlük bulunduğunu ve hepsine değer verildiğini ama ne manzum ne de mensur Boş­nakça sözlüğün olduğunu belirtmektedir.

Bu sözlüğe, Potur Şahidi isminin verilmesiyle ilgili birkaç görüş vardır. Bunlardan ilki Otto Blau (1868) tarafından yapılmıştır ve ona göre; "Potur" kelimesi İslâmlaştırılan Slav halkı anlamına gelmektedir. Nametak ve Smajlovic buna karşı çıkar. Bu iki araştırmacıya göre; Potur'un, Hevaî'nin sözlükte verdiğiköylümanası daha doğrudur.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...