araştırılması

Japonyada Türkçe'nin Araştırılması Ve Öğretimi Meseleleri

Türkler ve Japonlar arasındaki tarihi irtibat bir taraftan bu iki halkın etnik mensubiyet tarafından Altay Dil ailesine ait olması ve diğer taraftan ll.yy'de çizilen Kaşgarlı Mahmut'un meşhur dünya haritasında Japonya'nın aksettirilmesiyle başlamış ve güçlenmiştir. "Ertuğrul" firkateyninin feci Japonya seferinden sonra iki toplum arasında semimi gönül bağları gerçekleşmiştir. Ayrıca Rusya'daki ihtilallar ve katliamlardan kaçan Türk göçmenler Japon adalarına Türk?İslam uygarlığının toplumsal değerleri ve inancını taşımış lardı. Türk-Japon ilişkileri bu aşamalarla gelişerek günümüzde oldukça artmış ve 2010 Yılının Türkiye'de Japonya Yılı olarak ilan edilmesine kadar ilerlemiştir.

Tabii ki Japonya ve Türkiye arasındaki dostça ilişkiler Türkçenin Japonya'da ve Japoncanın Türkiye'de öğretimi ve araştırılmasını etkilemiştir. Ayrıca İkinci Dünya savaşından sonra Japonya'da Türkoloji ve özellikle Türkiye Türkçesi üzerindeki araştırmalar gelişmiş, önde gelen Japon üniversitelerinde (Tokyo Üniversitesi, Kyoto Üniversitesi, Osaka Üniversitesi, Tsukuba Üniversitesi...) Türkçe bölümleri ve kürsüleri açılmıştır. Şu an itibarıyla Japonya'nın ondan fazla üniversitesinde Türkçe okutulmakta ve Türkiye araştırmaları yapılmaktadır.

Altay Dil Ailesi'nden, yani aynı aileden olan Türkçe ve Japoncanın dil mantığı birbirine benzediği için; Türklerin Japoncayı, Japonların da Türkçeyi öğrenmesi daha kolaydır şeklindeki kanaat şimdilik yaygın bir görüştür. Japoncanın yapısal özellikler (eklemeli dil olduğu, cümle yapısının ve bazı çekim ve yapım kurallarının benzerliği.) bakımından Türkçeye benzer özelliklere sahip olması bu görüşü destekler. Ama Japonya'da asırlar boyunca şekillenmiş dil öğretim ve okutma gelenekleri realitesi karşısında bu görüşler aciz duruma düşecektir. Çünkü kendi anadillerinin temel özelliklerini ve onun okuma yazma kurallarını üç çeşit alfabeyle ortalama 6-9 senede öğrenip, her şeyi hiyeroglif alfabeyle okumak / anlamak yetenekleri ile büyüyen gençler fonetik / fonografik alfabeyle yabancı dili öğrenmekte öğrencileri psikolojik yönden zorluk çekmeye başlayacaklar. Yabancı dilin kullandığı alfabeden, bizim durumumuzda tek harf - tek ses biçimindeki Türkçe alfabeden hiyeroglif yazısının özelliklerini aramak ve bunu bulamayınca şaşırmak Japon öğrenciler karşılaşacağı ilk sorunlardan biridir. Bunun dışında Türkçenin kelime ve cümle yapım kurallarını Japonca veya gençlerin orta okul ve liselerde öğrendiği İngilizcenin gramer özellikleri ile özdeşleştirme da Türkçe öğretiminde karşılaşılacak başka bir sorundur.

1. Giriş

Japonya'da Türkoloji'nin gelişimi ve gerek Türkiye Türkçesi, gerek Orta Asya Türk Lehçelerinin incelenmesi ve öğretiminin tarihi birkaç Japon araştırmacılar tarafından araştırılmış ise de hamda bu hususta özel literatür mevcut olduğuna rağmen Türkiye'de ve başka Türkçe konuşan ülkelerde bu alandaki çalışmalar hakkındaki bilgi ve tasavvurlar hala geniş değildir ve yeterince bilinmemektedir (Hattorı, Sh., 1974: 25-39; Hayaşi T., Umemura H., 1989: 211-254; Kodaka, Y., 1997: 48; Kurıbayashı, Y., 2010: 68-69). Japon Türkologlar Hayaşi Tooru, Umemura Hiroşinin haklı olarak kaydettiği gibi bunun sebeplerinden en başta geleni araştırmaların dilinin Japonca oluşudur (Hayaşi T., Umemura H., 1989: 211). Türkiye'de Türklük ile alakalı yurtdışında, ayrıca Rusça veya Batı dillerinde yayımlanan en ufak araştırmanın bile Türkçeye çevirtilip yayınlanması gibi bir iyi gelenek vardır. Ama maalesef Çince, Japonca, Urduca gibi Asya dillerinden çeviriler ne seviye ve ne

de konular bakımından yeterli değildir. Bütün bunlara rağmen işbu Uzak Doğu ülkesinde yapılan Türkoloji ve Türk Dünyasına ait araştırmalar tarihini aydınlatmak için şimdiye kadar yapılan araştırmaların kapsamı, yönleri ve kökleri hakkında incelemeleri sürdürmek gerekiyor ki sonuçta bu Japonya ve Türk Dünyası arasındaki ilişkilerin gelişmesine, fendeki işbirliğinin sağlanmasına hizmet etsin.

2. Japonya'da Türkoloji'nin ortaya çıkmasının tarihi ve sosyo-politik şartları

19.yüzyılda Avrupa Dilbiliminde Altay dil teorisi işlenirken, o sürelerde, belki bir tarihi tesadüf eseri olarak Osmanlı Devleti ile Japon İmparatorluğu arasında dostluk köprüleri kuruluyordu, aynı zamanlarda Rusya İmparatorluğu zulmünden kurtulmak isteyen İdil-Ural ve Orta Asya Türkleri Japonya'dan destek beklemekteydiler. İşte bu üç konu 19.yy sonunda ortaya çıkan ve bugünlerde yüksek düzeydeki araştırmalarıyla ünlü Japon Türkolojisinin fen sıfatında orta çıkmasına zemin hazırlayan şartlardır. Bütün bunların başında «Ertuğrul» firkateyninin hüzünlü Japonya seferi hikâyesi gelmektedir ki, ilkönce bu konuda biraz duralım.

2.1.   «Ertuğrul» firkateyninin hüzünlü Japonya seferi

19.yüzyılın sonlarına kadar Türk-İslam âleminin öncüsü ve dünyanın süper güçlerinden sayılan Osmanlı Devleti ile 1968.yılında başlamış 'Meiji' (Aydınlıklı yönetim) reformları ile gelişen, kısa sürede Asya'daki lider devlet konumuna gelmiş Japon İmparatorluğu arasında hemen hemen hiçbir ilişki yok idi. Sultan II Abdülhamit yönetiminin Rusya aleyhinde Asyada müttefikler arama politikası ve Japonya'nın Uzak Doğuda Rusya'yla jeopolitik rekabete girişmesi sonucu olarak iki Doğu imparatorluğu arasında ilk resmi ilişkiler kurulmaya başlamıştır. Örneğin, II. Abdülhamîd'in ilk padişahlık yıllarında, Rus Harbinden üç sene kadar sonra (1880) İstanbul'a bir Japon heyeti gelmiştir. 1881'de Türkiye'nin Moskova sefiriyle oradaki Japon elçisi arasında ticarî bir anlaşma imzalanmış. Aradan altı yıl geçince, 1887'de Prens Akihito başkanlığında ikinci bir Japon heyeti İstanbul'a gelmiştir. Sultan Abdülhamit, Prens'e ve heyete büyük ilgi göstermiş, onları Dolmabahçe Sarayında misafir etmiştir.

Bu ziyarete Japonya'ya karşı resmi ziyaret yine de Rusya ve bazı Batı devletlerini kuşkulandırmamak için bir ilmi tetkik seyahati olarak organize edilmiştir. «Ertuğrul» isimli gemi, seçkin bir kadroyla Japonya'ya gönderilmiştir. Gemiye, Bahriye Naziri'nin damadı Osman Paşa kumandan tayin edilmiş ve bu değerli subayın vazifesi, Sultan'ın mektubunu Mikado'ya vermek, hediyelerini takdim etmek, bununla iki ülke arasında dostluk ve gönül bağlarını kurmak idi (Kısakürek, Necip Fazil, 2003: 294-298).

«Ertuğrul», 1890 yılının 26 Mayıs günü, on bir ay süren bir seyahatten sonra Yokohama limanında demir atmıştır. Japonya'ya tarihte gelen ilk Türk gemisi üç aylık temaslarını bitirince geri dönmek üzere 15 Eylül 1890 günü Yokohama'dan ayrılmış, ancak ertesi gün şiddetli bir tayfuna yakalanmıştır. İki gün devam eden tayfun 18 Eylül 1890 günü şiddetini artırmış, «Ertuğrul» Fırkateyni, Oşima Adasının Kaşinozaki burnunda, mürettebatı ile birlikte batmıştır.

O dönemde her iki Asya İmparatorluğunu derin bir üzüntüye boğan bu olayın sonucunda 50'si subay olmak üzere 533 denizci şehit düşmüş, 6'sı subay olmak üzere 69 denizci kurtulmuştur. Kazazedeler 25 Aralık 1890'da İstanbul'a geri getirilmişlerdir (Ertuğrul firkateyni, 2010).

Türk Japon ilişkileri için önemli bir dönüm noktası olan bu olaydan sonra iki ülke arasında semimi dostluk ve gönül bağları oluşmuş ve bu durum günümüze kadar süregelmiştir. Ayrıca «Ertuğrul» Fırkateyni'nin bu seferi Japonya'da Türkoloji'nin, Türkiye'de Japonoloji'nin miladini oluşturmuştur diyebiliriz.

2.2.   İdil-Ural, Orta Asya Türkleri ve Japonya

19.yüzyılın son çeyreğine geldiğinde Rusya İmparatorluğu Doğu Türkistan hariç Asya hudutlarındaki bütün Türk topraklarını kendi kontrolüne almıştır. Aynı bu dönemden başlayarak sömürge Türk toplulukları arasında Çarlık Rusyası zulmüne karşı ayaklanmalar gerçekleşmiş ve daha önce birlik hâlinde millî bir hareket başlatamamış Türkler arasında, plânlı bir mücadele kararı ortaya çıkarak gayrı resmi de olsa toplantılar yapılmaya başlanmıştır.

1900'lu yıllarda Volga-İdil, Orta Asya Türkleri arasında yayılan Cedit (Yenilenme) ideolojisinin önderleri Rusya boyunduruğundan kurtulmanın dış faktörleri sıfatında her zaman Osmanlı ve Japon İmparatorluğunu gördüğünden dolayı onların belli bir kısmı Osmanlıdan, başka kısmı ise Japonya'dan medet bekliyordular.

Rusya'nın Batı Sibirya bölgesinde, Tobolsk ilinin Tara kasabında doğup büyüyen Özbek asıllı Abdürreşid İbrahim efendi Japonya hayranıydı ve Japonya'nın yardımıyla Türk ellerini kurtarmak, İslam Dünyasının bilim ve teknolojik açıdan geri kalmışlık durumunu gidermek gayesinin hararetli taraftarı ve propagandacısıydı (Karabiber, N. K., 2008).

Japonya önce 1894-1895 yıllarındaki Çin-Japon savaşından, ardından 1904-1905 Rus-Japon savaşından zaferle çıkarak tüm dünyanın ve özellikle de Rusya mağduru milletlerin -Müslümanlar ve Türklerin-dikkatini çekmiş, sempatisini kazanmıştır. Bu şartlar altında Abdürreşid İbrahim Japonya ile ilişkiye geçmiş, 1902 yılından itibaren birçok defa Japonya'ya giderek devlet adamları, üst rütbeli subaylar ve aşırı milliyetçi grupların liderleri ile dostluklar kurmuş, davasına destek sağlamıştır. 1904­1905 yıllarındaki Rus savaşından Japonya'nın zaferle çıkması İbrahim'in Japonya'ya olan inancını artırmıştır. Asya'nın Hıristiyan olmayan yeni gücü Japonya da, Rusya Müslümanları ve dünya Müslümanlarının lideri konumundaki Osmanlı Devleti ile yakın ilişkiler kurabilmek için İbrahim'den yararlanmaya karar vermiştir. İbrahim de Türk ve Müslüman dünyasına yazıları ve sözleri ile Japonya'nın propagandasını yapmıştır (İbrahim Abdürreşit,1987; Komatsu, H., 2006: 273-288, 275).

1909 yılında Abdürreşid İbrahim buradaki Pan-Asyacı liderlerden biri Toyama Mitsuru hamda bazı ileri gelen Japonlarla beraber Tokyo'da, Ajia Gikai (Asya Meclisi) adlı bir cemiyet kurmuştur. Bu cemiyet, Asya Müslümanlarının bağımsızlık hareketlerini yönlendirmek için faaliyet göstermeye başlamıştır. İbrahim'in çalışmaları sonucunda Japon yöneticiler Rusya'daki Müslüman Türklere biraz daha yaklaşmış ve onları potansiyel müttefik olarak kabul etmişlerdir. Japonya ile siyasî ilişkiye giren ilk Türk lideri olan Abdürreşid İbrahim, 1933'de eski dostlarının daveti ile Japonya'ya gitmiş, yaşamının sonuna kadar burada kalmıştır.

Abdürreşid İbrahim'in araladığı kapıdan daha sonra İdil-Ural Türkleri de geçerek Japonya'ya gelmiş ve buraya yerleşerek Türk- Japon ilişkilerinin fazlaca bilinmeyen bir yönünü oluşturmuşlardır. Özellikle ticaretle uğraşan bazı İdil-Urallı Türkler, aileleri ile beraber yetkililerden özel izinler alarak, 1920 yılından itibaren Japonya'ya ve Japonya kontrolündeki Kore'ye gelmeye başlamıştır. Japonya'ya gelenler Yokohama, Kobe ve Nagoya şehirlerine yerleşmişlerdir. Başlangıçta Yokohama'da diğer şehirlere göre daha kalabalık bir topluluk oluşmuş, ancak daha sonra Tokyo, Kobe ve Nagoya'da da Türk-Tatar nüfus artmaya başlamıştır. 1934 yılında Kobede, 1938 yılında Tokyoda camiler açılmış, okullar, basımevleri faaliyete geçmiştir.

1950 yılında Kore savaşının başlamasıyla, Türk hükümeti de Birleşmiş Milletler ordusuna tugay seviyesinde bir birlikle katkıda bulunmuştur. Yaralanan Türk askerler o dönemde Amerikan yönetimi altındaki Japonya'ya - Kobe ve Tokyo'daki hastanelere sevk edilerek tedavi edilmiştir. Tokyo ve Kobe'de bulunan Türk-Tatar aileleri büyük bir istek ve fedakârlıkla soydaş gazilerin yardımına koşmuş, her konuda onlara destek olmuşlardır. Kore savaşı sonrası (1953) Japonya'daki Türk-Tatarların büyük kısmına Türk vatandaşlığı verilmiştir.

Japonya'daki Türk-Tatar toplumu, taşıdıkları Türk ve Müslüman kimliğini iyi bir şekilde temsil ederek, olumlu bir Türk imajı yaratmıştır. Siyasî, ekonomik, kültürel alanlarda Türkiye ve Japonya arasında köprü olan Türk-Tatarlar, Türk vatandaşlığına geçince, Uzak Doğu'daki diğer Türk­Tatar toplulukları gibi, yavaş yavaş Türkiye'ye ve buradan da Finlandiya, Avustralya gibi ülkelere göç etmeye başlamışlardır. Türkiye'ye gelenlerin bir kısmı ise daha sonra Amerika Birleşik Devletlerine göç etmiştir. Japonya'da ise hâlen 10-15 kadar aile bulunmakta ve Uzak Doğu'daki Türk-Tatarların tarihini yaşatmaktadır (Dündar A.M., 2004: 75-89). Bununla beraber Japonya'da ilk Türk izlerini bırakmış ve bu toplumda Türk Dünyasına merak ve ihlas uyandırmış, burada İslamiyet'in yayılması ve Türkoloji'nin gelişmesine vesile olan Türk-Tatarlar, onların lideri Abdürreşid İbrahim efendinin adı bilim tarihine de geçmiştir.

2.3. Altay Dilleri Teorisi

Altay Dilleri teorisi Türk, Moğol, Tunguz (Mançu dahil), Kore ve Japon Dillerinin, Altay adı verilen, ortak bir kaynaktan geldiği görüşünü savunan bir teoridir. Buna göre, bu diller Altay dil ailesinin üyeleridir. Bu teoriyi ilk defa bilim çevrelerine tanıtmış İsveçli alim İogann von Strahlenberg ise de, onun gerçek anlamdaki bir ilmi teoriye ünlü Fin bilgini Matthias Alexandre Castren (1813­1852) dönüştürmüştür (Баскаков Н.А., 1981; Tuna O.N., 1992: 7-58).

Fransız J. P. Abel-Remusat (1820) ve Alman W. Schott (1836) da, Ural-Altay grubu için umumiyetle "Tatar Dilleri" tabirini kullanmışlardır. Bu dillerden birçoğunu yerinde araştıran O. Böhtlingk (1851), Macar J. Budenz ve Danimarkalı V. Thomsen de bu diller arasındaki akrabalığı muhtemel görmüşlerdir (Поппе Н.Н., 1940: 79-88).

Daha sonra Altay dilleri teorisinin gelişiminde büyük katkılarda bulunan, 10 sene (1919-1929) Finlandiya'nın Japonya temsilcisi görevini yürüten Gustav John Ramstedt, "A Comparison of the Altaic Languages with Japanese" (Altay dillerinin Japonca ile Karşılaştırılması) adlı yazısında (1924), yalnızca Japoncayı Altay dilleri ile karşılaştırırken uyulması gereken ilkeleri belirtmekle yetinmiş ve pek az sözcük eşitlemesi yapmıştır: Jap. kata "yarım" = Moğ. kaita(sun) ay. = Tung. kalta ay. Jap. kataki "katı" sözcüğündeki kata- = Moğ. katagu ay. = Tung. kata ay. = Türk. katıg, katı ay.

Fakat Ramstedt, Japoncanın tarihi ile ilgili ikinci yazısında bir düzine kadar, Japonca-Altayca eşitleme önermiştir: Jap. hata-ke "tarla" = Kor. pat ay. = Moğ. atar ay. = Türk. atız ay. Jap. ha < pa "diş" = Kor. pal "azı dişi" = Tung.(Nanay) paloa ay. (bunlara ayrıca Moğ. araga < *arıga "azı dişi" ve Türk. azıg ay. örneklerini de ekleyebiliriz.) Jap. hi < *pi = *po "ateş" = Kor. pıl, pul ay. = Moğ. ör "alev" = Türk. ört "alev, ateş" = Tung. huri-, huli- "ısınmak", vb.

Ramstedt, bir yandan Korece ile Altayca arasında, öte yandan da Korece ile Japonca arasında bir akrabalık olduğu kanısına varmıştı. O şöyle demişti: "...Japon dili, eğer Altay dilleri ile akraba ise, bu onun Türkçe, Moğolca ya da Tunguzca ile doğrudan akraba olduğu anlamına gelmez. Japonca Proto-Altaycanın, yani Ana Altay dilinin, Ana Altay dilinin, en eski kaynağı olan dil ile akraba olabilir" (Ogawa, T., 2010).

19.yüzyılın sonunda ve 20.yüzyıl başlarında Batı Avrupa ve Rusya'da popüler olan Altay Dilleri teorisi Japonya'da tam bir verimli toprağa sokulmuş tohum gibi olmuştur. Yani Meiji reformları kapsamında Batı ülkelerine gönderilmiş bilim adamlarınca benimsenen bu teori yeniden oluşan Japon kimliğini kanıtlamak ve Japon dilinin menşelerini araştırmakta bir araç olmuştur. Ayrıca, Japonca ile Ural-Altay dilleri arasında soyca bir akrabalık olduğunu savunan bu teoriyi destekleyen bilginler çıkmıştır. Meiji dönemi (1868-1912) süresince, Japonca Korece ile karşılaştırılmıştır.

Japonca ile Korecenin akrabalığını savunan yapıtlar arasında W. G. Aston'un "A Comparative Study of the Japanese and Korean Languages", Shiratori Kurakichi'nin "Nippon no kogo to Chosengo tono hikaku" (Eski Japonca ile Korecenin Karşılaştırmalı İncelemesi) ve Kanazawa Shozaburo'nun "The Common Origin of the Japanese and Korean Language" (Tokyo 1910) adlı yapıtları önemlidir.

Meiji döneminde, Japoncanın dünya dilleri arasındaki yeri sorununu ilk kez ortaya koyan Katsuki Fujioka olmuştur. Fujioka, Japoncanın her şeyden önce Ural-Altay dilleri ile akrabalığı tezinin ileri sürülmesi gerektiği, çünkü Japonca ile bu diller arasında birçok ortak özellik bulunduğu görüşünde idi. Ona göre Ural-Altay dillerinin kendine özgü ayırt edici özellikleri şunlardır:

1-Söz başında ünsüz gruplarının bulunmaması,

2- Söz başında /r/ ünsüzünün bulunmaması,

3- Ünlü uyumunun bulunması,

4- Adlarda belirlilik-belirsizlik edatlarının bulunmaması,

5- Dilsel cinsiyetin bulunmaması,

6- Bükün yerine bitişkenliğin bulunması,

7- Eylem eklerinin bolluğu,

8- Adılların Hint-Avrupa dillerindekinden farklı biçimde çekimi,

9- Öntakılar yerine sontakıların bulunması,

10-"Malik olmak" anlamında bir eylemin bulunmaması,

11-Sıfatların karşılaştırma biçimlerinin çıkma durumu eki ile oluşturulması,

12-Soru edatlarının azlığı,

13-Bağlaçların azlığı,

14-Belirticilerin belirtilenlerden, nesnenin de eylemden önce gelmesi.

Ural-Altay dillerinin bu ortak özelliklerine dikkati çeken Fujioka, Japoncada bu özelliklerin hepsinin bulunduğu ve bunlardan yalnızca birinin, ünlü uyumunun, bulunmadığı sonucuna varmıştır. Bununla birlikte Fujioka, bugünkü Japoncada bulunmayan ünlü uyumunun Eski Japoncada bulunabileceğini de göz ardı etmemiştir. Bir yıl sonra Hashimoto Shinkinchi, Man'yo kana'yı, yani Man'yo dönemi yazı sistemini inceleyerek, Eski Japoncada, çok sınırlı da olsa, ünlü uyumu bulunduğunu kanıtlarla ortaya koymuştur.

Bu önemli buluşlarla Japoncanın Korece ve Altay dilleri ile akrabalığı olasılığı daha da artmıştı. Bununla birlikte burada, ünlü uyumunun Eski Japoncada çok sınırlı olduğu ve eklerin ünlü uyumu dışında kaldığı gerçeği de vurgulanmalıdır. Bundan başka, Hattori Shiro'nun da haklı olarak belirtmiş olduğu gibi, ünlü uyumu yalnızca yapısal bir özelliktir ve bu nedenle de dillerin akrabalığı için kesin bir kanıt sayılamaz (Japonca hakkında.., 2010).

Japon dilbilimcileri arasında Altay Dilleri teorisine İkinci Dünya Savaşından sonraki devirde ilginin azaldığı ve hatta bu teoriye başka alternatifler aramaya başlandığını da kaydedilmelidir. Ancak o dönemde bile ünlü Altayist Hattori Shiro'nun birkaç temel eserleri yayımlandığını görüyoruz (Hattori Sh., 1951; Hattori Sh., 1954: 29-77; Hattori, Sh., 1959).

Savaştan yenilgi ve hüsranla çıkan Japonya'da Amerikan işgal rejimi baskısıyla yürütülen 'militarist geçmişin tüm unsurlarını silme' politikaları izlenmiş 1950'lı yıllarda bu siyasetin etkisi Altay Diller teorisine de çarpmış olabilir. Ayrıca bazı kaynaklarda Japon militarist rejimi 1910-1945 yıllarında Korede Altay teorisinin verdiği hulasalardan eritme politikalarında yararlandığı hatırlatılmaktadır. Militarist rejim 1910 yılında işgal edilen Kore yarımadasında yerli ahaliye 'Japonlar ve Korelilerin etnik birliği' gayesini propaganda etmiş ve buradaki eğitim dilinin Japonca olmasını istemiştir (Nahm, C. Andrew, 1993).

Ancak son on yıllıklarda Japonya'da Altay Dilleri teorisi ve Altay Dilleri ailesi hakkındaki konular tekrar geniş çapta araştırılmaya başladı. Ünlü Rus Altayist ve Japonolog bilgin A.Alpatov'a göre Japon dilbilimcileri arasında Altay Dilleri teorisinin yeniden canlandırılması Japonya ekonomisinin İkinci Dünya Savaşından sonra hızlı gelişmesi sayesinde bu ülkenin dünyadaki en zengin ve gelişmiş ülkeler kulübüne üye olmasından kaynaklanıyordu. Japonlar ta Meiji reformları devrinden beri zaman zaman dünya topluluğundaki konumlarını ve durumlarını tespit etmeyi adet etmişlerdir. Ayrıca geçen yüzyılın 70'lı yıllarında Japonya G 7 kulübüne üye olunca Japonlar bu nüfuzlu kulüp üyelerinin ekser üyeleri Roman-Germen aslından, Hıristiyanlıktan ibaret umumiyete sahip olduklarını ve yalnız Güneş Doğan ülkenin bu kulübün 'üvey' üyesi olduğunu hissetmişlerdir. Bununla beraber ülkede Japonların aynı soy ve dil ailesinden gelen akrabaları aranmaya başlamış, sonuç olarak yine de Altay diller teorisi ve Altay dillerinde konuşan halklar hakkındaki araştırmalar yeniden yükselişe geçmiştir (Алпатов В. М. 2005).

Hakikaten, bu durumu Japonya'da yapılan Altay diller teorisi ve Altay dillerine ait araştırmaların ne kadar büyük sayıda ve kapsamda olduğunu 'Google' arama motorundan yaptığımız 'Arutai riron' (Altay Dilleri teorisi) konulu tarama sonuçlarından görebiliriz. Web kaynak olarak hem de Japon dilinde yayımlanmış eserler, araştırmalar ve projeler listesi 18.700 sonuç olarak çıkmıştır (21.11.2010. TS 22:01)

3. Günümüzde Japonya'da Türkçenin araştırılmasına genel çizgiler

Yazımızda birkaç defa hatırlatıldığı gibi, Japonya'daki Türkoloji ilkönce Altaistik, eski Türkçe (Orhon yazıtları, eski Uygur yazıtları ve saire) ve çağdaş Uygurca üzerindeki araştırmalarla başlamıştır. Uzun zaman içinde Türk Dünyası ile ilgili araştırmalar İslam Alanı araştırmaları (İslamic Area Studies) kapsamında yürütülmüştür. Ancak son 25-30 yıllık dönemde bu ülkedeki Türkoloji araştırmalarının konuları ve kapsamları oldukça genişlemiştir. Özellikle, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığına kavuştuğundan sonra Japonya'da araştırılan, öğretilen Türk lehçelerinin sayısı Özbekçe, Kazakça, Kırgızca hesabına artmıştır. Japonya'da çok kısa zamanda bu önemli jeopolitik bölgenin sorunlarını inceleyen Orta Asya Araştırmaları fenleri şekillenmiştir. Japonlar yakın komşuları Koreliler ve Çinlilerden farklı olarak Orta Asya Cumhuriyetlerinin bağımsızlığını araştırmalar ve pratik siyaset açısından hazırlıksız karşılamışlar ise de onlar son on on beş yılda bu zaman ve imkân kaybını telâfi etmek için gayretle uğraşmaktalar.

Japonya'da günümüzde Türk Dünyasının dili, edebiyatı, tarihi ve kültürü araştırma 20 den fazla üniversiteler, 15'den fazla Araştırma Merkezlerinde yürütülmektedir.

Japonya'da Türkolojinin çeşitli konularına ait araştırılma yapma yöntemleri ve onların organize edilme teknikleri hakkında bilgi edinmek için bir araştırma projesinin mündericesine bakmak yeter.

Japon Eğitim ve Fen Bakanlığı tarafından finanse edilen ve 1995-2000 yıllar arasında yürütülen "Periferik Avrasya'daki Türk dilleri üzerinde Araştırma" ("Yürashia shüen-bu Toruku-kei sho gengo no chösa kenkyü") konulu projenin üyeleri ve onların çalışma alanlarına dikkat edelim:

Araştırmacının adı

Görev yaptığı kurum

Araştırma alanı

Rin Tetsu

Tokyo Üniversitesi Beşeri ve sosyal bilimler enstitüsü, Prof.

Yakutçanin ağızlarını araştırmak, lengüstik araştırmalar için veri tabanı ve yöntem arayışı hazırlamak

Kakiuti Masahiro

Kyoto Üniversitesi Fen-

Kırgızcanın Einu ve Monçaku

 

Edebiyat fakültesi Profesörü

ağızlarını araştırmak

Huzishiro Takashi

Kobe Nursing koleji, Doçent

Yakut ve Dolgan dillerini araştırmak

Kuribayashi Hiroshi

Okayama Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Profesörü

Gagavuzca ve Balkanlardaki Türk ağızları

Sugawara Atsushi

Yabancı Araştırmalar uzmanı

Güney Özbekistan ağızlarını araştırmak

A. M. Shcherbak

Rusya Bilimler akademisi Dilcilik Enstitüsü, Profesör

Rusya'daki ve Bağımsız Devletler Topluluğunda yapılacak araştırmaları kontrol ve koordine etmek

L. Johanson

Mainz Üniversitesi Oryantal Araştırmalar Enstitüsü, Profesör

Bazı Türk Dilleri hakkında teorik araştırmalar ve veri tabanı hazırlamak

Jiang Tower

Şincang Dil ve Kültür Enstitüsü Müdürü

Çin hudutlarında yapılacak araştırmaları kontrol ve koordine etmek

Proje Japonya'da ülke ekonomisinin duraklama devresine girmesinden önce planlandığı ve bol finanse edildiğinden, onun üyeleri çok geniş çapta araştırmalar yapmışlardır, araştırdıkları dil ve inceleme alanlarına ki onlar Avrasya'nın en uzak noktalarındaydı, defalarca gitmişler, o bölgelerdeki kütüphanelerden, basın yayından, modern ses ve video kayıt araçlarından yararlanarak önemli veri tabanı oluşturmuşlar. Bu proje sonuçlandığında Japonca, İngilizce, Rusça, Uygurca, Türkçe olarak yayımlanan 27 tane monografi ve makaleler vardı (Yürashia shüen-bu, 2000).

Günümüzde de bu türdeki Japon Türkologlar tarafından araştırma projelerinden onlarcası yürütülmektedir.

2009 Yılın Temmuz ayında Japonya'da ilk Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsünün açılışı bu yöndeki araştırmaların genişlemesi ve yoğunlaşmasına vesile olacak diye umutluyuz (Japonya'da.., 2010)

4. Japonya'da Türkçenin öğretimi meseleleri

Günümüzde Japonyadaki 10 dan fazla üniversitelerde Türkiye Türkçesi ve Avrasya'daki başka Türk lehçeleri (Uygurca, Özbekçe, Kazakça, Kırgızca, Tatarca...) birinci veya ikinci dil sıfatında öğretilmektedir. Genelde Türkiye Türkçesi birinci dil, başka Türk lehçelerinden biri ve birkaçı ikinci dil statüsündedir. Örneğin, Osaka üniversitesi Dünya Dilleri Okulunda (School of Foreign Studies) Türkiye Türkçesi birinci dil, Uygurca, Özbekçe ve Kazakça ikinci dil olmak üzere zorunlu ve seçme dersler sıfatında öğretilmektedir.

Ayrıca Altay Dil Ailesi'nden, yani aynı aileden olan Türkçenin çeşitli lehçeleri ve Japoncanın dil mantığı birbirine benzediği için Türklerin Japoncayı, Japonların da Türkçeyi öğrenmesi daha kolaydır şeklindeki kanaat şimdilik yaygın bir görüştür. Japoncanın yapısal özellikler (eklemeli dil olduğu, cümle yapısının ve bazı çekim ve yapım kurallarının benzerliği.) bakımından Türkçeye benzer özelliklere sahip olması bu görüşü destekler. Ama Japonya'da yüzyıllar boyunca şekillenmiş dil öğretim ve okutma gelenekleri realitesi karşısında bu görüşler aciz duruma düşecektir. Çünkü kendi anadillerinin temel özelliklerini ve onun okuma yazma kurallarını üç çeşit alfabeyle ortalama 6-9 senede öğrenip, her şeyi hiyeroglif alfabeyle okumak / anlamak yetenekleri ile büyüyen gençler fonetik / fonografik alfabeyle yabancı dili öğrenmekte öğrencileri psikolojik yönden zorluk çekmeye başlayacaklar. Yabancı dilin kullandığı alfabeden, bizim durumumuzda tek harf - tek ses biçimindeki Türkçe alfabelerden (Latin veya Kiril alfabesi) hiyeroglif yazısının özelliklerini aramak ve bunu bulamayınca şaşırmak Japon öğrenciler karşılaşacağı ilk sorunlardan biridir.

Şu ana kadar Japon veya Türkçeyi Japonca üzerinden öğrenen öğrencilere Türkçe öğretmekte geleneksel anlatım usulleri iyi sonuçlar vermediği ortadadır. Öyle ki, dört sene Japon ve Türk öğretmenlerden Türk Dünyasının dil, edebiyat ve kültür alanlarına ait çeşitli zorunlu ve seçmeli dersler (en az 20-24 civarında) alan öğrencilerin Türkçe konuşma yetenekleri düşüktür. Ancak yine de geleneksel Japon dil öğretiminin meyvesi olarak yazılı metini çözmek ve ana dillerine çevirmek meselesinde başarılıdırlar.

Kanaatimize göre, Japon öğrencilerin dil algılama zihniyeti ve dil öğrenme alışkanlıklarını göze alarak Türkçenin herhangi koluna ait lehçeleri öğretme sürecinde dünyada yabancı dil öğretiminde geniş kullanılan anlatım usullerine (Rona, Bengisu, 2010) başvurmak daha iyi sonuçlar verebilir:

  1. Dil bilgisi kurallarını sistemli bir biçimde öğretmekle başlayarak sonuçta metin okumaya ulaşmak. Mesela, Türkçedeki iyelik kategorisi, ilgi hali ve aitlik ekleri anlatıldığında 'Bizim aile', 'Bizim sınıf, 'Bizim ülkemiz' gibi konulardaki metinlerden yararlanmalı. Tabii bu konuları çalışan öğrenci iyelik kategorisi nutukta pratik kullanımına çabuk alışacaktır.
  2. Birinci yöntemin mantıki devamı olarak daha sonra öğrenciye metin verip bunu çözdürmeye çalışmak, böylece dil bilgisi kurallarının giderek bu metin (bir konuşma parçası ya da herhangi bir düz yazı parçası) çalışmasından ortaya çıkıp yerleşmesini sağlamak. 'Metin - dilbilgisi -pratik konuşma yeteneği' üçlüsünü bir arada sağlamak iyi sonuçlar verebilir.
  3. Japonya'da çok yaygın ve gelişmiş iletişim teknolojisi ürünlerinden, örneğin CALL kısa adıyla biline gelen 'Computer Assisted Language Learning' bilgisayarla dil eğitiminden yeterince faydalanmak önemlidir. CALL sisteminin en yararlı yönü dil eğitimine başka bir boyut kazandırmasıdır. Öğrenci, kitap/kağıt/kalem yerine bilgisayarı kullanarak alıştırma yapar, sorulara yanlış yanıt verdiğinde bilgisayar ses çıkararak uyardığı için doğru/yanlışlarını kendi kendine kontrol eder, böylece bilgisayar öğrenciye görsel-işitsel, kısaca çok-yönlü öğrenme ortamı sağlamış olur. Japonya'da yabancı diller okutulan üniversitelerde adete yetenekli sanal görsel-işitsel malzemeler hazırlayabilen ve mültimedyatik ders programlarını iyi düzeyde yapan teknik ekipler mevcuttur. Bu imkandan yararlanarak bilgisayar kullanımı için Türkçe programları hazırlanmalı ve derslerde aktif kullanılmalıdır.
  4. Önemli ve zor konular anlatıldığı dersler ya da bu derslerin bir parçasının kayıta geçirmek ve ondan ileride sürekli yararlanmak. Osaka Üniversitesinin Türkçe bölümündeki meslektaşlarımız hazırladıkları bu video parçası (bknz: http://www.youtube.com/watch?v=aCbpa5-2HpY) böyle yaklaşıma iyi bir örnek olabilir.Bununla beraber ders kitabına ek olarak film, televizyon programı, öykü gibi kaynaklardan da yararlanarak, farklı durumlarda kullanılan ifade ve dilbilgisel kalıplar kayıta geçirilerek gösterilebilir.
  5. Her bir ders için özel Türkçe-Japonca-İngilizce veya Japonca-Türkçe-İngilizce dilbilim terimleri sözlüğünü hazırlamak ve öğrencilerin eline vermek önemlidir. Bu yöntem öğrencilerin konuyu iyi benimsemesi ders kitabı dışındaki kaynaklar ile çalışmasında başarılı olmasına yârdim eder.

Maalesef şu ana kadar Japonya'daki Türkçe öğretmenlerinin elinde Tokyo Yabancı Araştırmalar Üniversitesi öğretim üyesi Suhagara Mutsumi'nin hazırladığı küçük bir lengüistik terimler sözlüğünden başka bir araç yok (Suhagara, M., 2010).

Öğrenciler günlük yaşamlarında ders dışında başka hiçbir yerde Türkçe duyamadıkları için doğal olarak Türkçe yapılan sözlü anlatımı çözümlemeleri gereğinden fazla bir süre alacaktır. Bu nedenle böyle durumlarda dersin öğrencilerin ortak dilinde anlatılması, ancak bu açıklamaların da basamaklı şekilde dersten derse en aza indirilerek Türkçe olarak verilecek örnek tümcelerle konunun anlaşılıp yerleşmesi sağlanmalıdır.

Sonuç.

Günümüzde Türk dili, yaklaşık 12 milyon kilometre karelik bir alanda 220 milyon nüfusun konuştuğu, yüze yakın ülkede öğretiminin yapıldığı, kökleri tarihin en eski dönemlerine kadar uzanan, 600 bini aşkın söz varlığına sahip bir dünya dilidir(Akalın, Ş. H., 2010). Bu "de facto" durumu "de yure" konumuna dönüştürmek ve bununla Türk Dünyasının, gerek Türkiye ve gerek Türk Cumhuriyetlerinin dünyada her geçen gün artan nüfuzu ve imajının gelişmesinde yardımcı olmak herkesin, ilkönce yabancılara Türkçe öğretenlerin vazifesidir.

Kaynakça

  1. DÜNDAR A.M. Japonya Türk-Tatar Diasporası. Modern Türklük Araştırmaları Dergisi, Cilt 1,Sayı 1 (Kasım 2004). HATTORI, Shirö. (1951).Onseigaku [Fonoloji]. Tokyo: Iwanamu,
  2. HATTORİ, Shirö (1954): "Gengo nendai-gaku" suwanachi "goi tokeigaku" no hoho ni tsuite - Nihon sogo no nendai [Sözcüksel statistk metodoloji ve glottochronology ile ilgili Japonya'nın baba dilinin yaşi]. In.: Gengo kenkyu 26/27.
  3. HATTORİ, Shirö. (1959). Nihongo no keito [Japon Dilinin Jeneolojisi]. Tokyo: Iwanamu HATTORI, Shirö. (1974). The Studies of the Turkic Languages in Japan After World War II
  4. HAYAŞİ T., UMEMURA H. (1989) Japonya'da Göktürkler ve Uygurlarla ilgili olarak
    Japonca yayınlanan araştırmaların bibliyografyası. Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten.
    [1985].                                          İBRAHİM ABDÜRREŞİT (1987) İslam Dünyası ve Japonya'da
    İslamiyet. (Haz: Mehmed Paksu) İstanbul;
  5. KİSAKÜREK, N. F. (2003) Ulu Hakan - İkinci Abdülhamid Han,İstanbul: Büyük Doğu
    Yayınları. KODAKA, Y. (1997) Japonya'da Türkoloji Üzerine Araştırmalar. Ege
    Üniversitesi                             Sosyal                          Bilimler                            Enstitüsü, İzmir.
    KOMATSU, H. (2006). Muslim Intellectuals and Japan: A Pan-Islamist mediator,
    Abdurreshid Ibrahim// Intellectuals in the modern Islamic World: Transmission,
    transformation, communication / Edited by St. Dudoignon, H. Komatsu and Y. Kosugi -
    Routledge. KURIBAYASHI, Y. (2010) Japonya'daki Türkoloji
    Araştırmalarının Geçmişi ve Bugünü."Orhon Yazıtlarının Bulunuşundan 120 Yıl Sonra
    Türklük Bilimi ve 21. Yüzyıl" Konulu III. Uluslararası Türkiyat Araştırmaları Sempozyumu.
    Bildiri özetleri. Ankara: Hacettepe üniversitesi hastaneleri basımevi.
  6. NAHM, C. (1993) Andrew. Introduction to Korean History and Culture.New-Jersey, Hollym International Corporation,
  7. TUNA, O. N. (1992) Altay Dilleri teorisi. Türk Dünyası El Kitabı. Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay.: 121, İkinci Cilt, Ankara.

Üniversite Programlarında Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretmeni Alan Yeterliklerinin Araştırılması

Yabancı dil öğretiminde öğrenme süreci her zaman öğretmenin yönetimindedir. Öğretmenin yeterliliği ise sürecin niteliği ile doğrudan bağlantılıdır. Eğitim alanında öğretmen yeterliklerinin önemi anlaşılmış ve bu konuda ciddi çalışmalar başlatılmıştır. Yurt içi ve yurt dışındaki öğretmen yeterlikleriyle ilgili çalışmalar dikkate alındığında, ülkelere ve alanlara göre birbirinden farklı sınıflamaların yapıldığı, ayrıca özel alan yeterliklerine de önem verildiği dikkati çekmektedir. İlköğretim kademesi Türkçe Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri 2008 yılında, ortaöğretim kademesi Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri 2011 yılında belirlenmiştir. Bu bağlamda Türkçenin ana dil olarak öğretiminde öğretmen ve program yeterliklerini geliştirmeye yönelik çalışmalar devam etmektedir. Yabancı Dil Öğretmeni Özel Alan Yeterlikleri ise çalışılmaya henüz başlanmıştır. Türkçeyi yabancı dil olarak öğreten öğretmenlerin özel alan yeterliklerinin araştırılmasına ilişkin olarak sadece bir doktora çalışması mevcuttur. Bu çalışmanın amacı Türkçe öğretmeni yetiştiren üniversitelerde, eğitim fakültelerinin öğretim programlarında yer alan zorunlu ve seçmeli derslerin içeriklerini göz önünde bulundurarak bunların yabancı dil olarak Türkçe öğretmeni özel alan yeterlikleriyle uyumlu olma derecesini saptamaktır. Bu amaç doğrultusunda Genel Ağ (İnternet) ortamında öğretim programı ve içeriklerine ulaşılabilen 8 üniversite belirlenmiş ve öncelikli olarak zorunlu/seçmeli ders ve krediler incelenmiştir. İncelenen bu program ve ders içeriklerinden hareketle yabancı dil olarak Türkçe öğretmeni özel alan yeterlikleri ile karşılaştırılmıştır. Daha sonra da bölüm program ve dersleri ile özel alan yeterlik ve alt yeterlikleri tablolar halinde karşılaştırmalı olarak sunulmuştur.

Baş döndürücü hızla gelişen teknoloji, toplumların gerek duyduğu insan niteliğini de etkilemiştir. Bilgi toplumunda "eğitim düzeyini yükseltmek" öncelikli hedefler arasında bulunmaktadır. Eğitim-öğretim, bütün boyutlarıyla sürekli değişen ve gelişen dinamik bir yapıya sahiptir. "Eğitim alanında sürekli bir yenileşmenin olması, yeni teknolojilerin eğitime uyarlanması, öğretmenlerin niteliklerinde ve eğitimlerinde de şüphesiz yenilikleri ve değişimi kaçınılmaz kılmaktadır" (Şahin, 2006, s. 18).

Eğitim öğretim sürecinde önemli rol üstlenen öğretmenin, başarıyı etkileyen temel unsur olduğu kabul edilmektedir. Bu bağlamda öğretmen niteliklerinin sürekli sorgulanması ve geliştirilmesi gerekmektedir. Bu nitelikleri kazanabilmek için temel alınan, hangi öğretim kademesinde olursa olsun, öğretmenlerin yükseköğrenim görmüş olmasıdır.

Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi alanındaki sorunlardan en önemlisi, öğretmenlerin akredite edilmiş bir programla özel alan eğitimi alabilecekleri bölümlerin mevcut yükseköğrenim programları arasında bulunmamasıdır. Oysa 1973 yılında yürürlüğe giren 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Yasasında öğretmenlik, devletin eğitim öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleği olarak belirtilmiştir (Madde 19, 20, 21).

Üniversite Programlarında Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretmeni123Alan Yeterliklerinin Araştırılması

Aynı yasanın 43. maddesinde "Hangi kademede olursa olsun, öğretmen adaylarının yükseköğrenim görmelerinin sağlanması esastır" ve "Öğretmenlik mesleğine hazırlık, genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyonla sağlanır" hükümleri, öğretmenlerin yetiştirilmesinde uyulacak temel ölçütleri belirlemiş bulunmaktadır (Demirel, 1989, s. 5).

Öğretmen yetiştirmede niteliğin artırılması için öncelikle öğretmenlerin görevlerini şeffaflaştırarak beklenilen niteliğin tanımlanmasına olanak sağlayacak bir yapı oluşturma ihtiyacı gerekmektedir. Bu ihtiyaç doğrultusunda öğretmen niteliği tanımlanırken yurt dışı kaynaklarda "standart" yurt içinde ise "yeterlik" kavramlarının tercih edildiği görülmektedir. Öğretmenlerin bilgi, beceri, tutum ve değerlerini tanımlayan toplamlar bütünü olan yeterlikler, ülkelerin ihtiyaçları doğrultusunda tutarlı ve bütüncül şekilde belirlenmekte ve güncellenmektedir.

"Öğretmenlik mesleğinin niteliğinin yükseltilmesi, öncelikle öğretmenlerin sahip olması gereken genel ve özel alan yeterliklerinin bilinmesi ve bu yeterliklerin öğretmen adaylarına ve öğretmenlere kazandırılması ile mümkündür" (MEB, 2006, s. 1; Erdem, 2005, s. 27). "Yeterlik, mesleki yönden bir mesleğin başarılı bir biçimde yapılabilmesi ve geliştirilebilmesi için sahip olunması gereken özellikler" (Şişman, 2000, s. 9), "bilgi, beceri ve tutumlar" (Alkan ve Hacıoğlu, 1997; MEB, 2008, s. 1) şeklinde tanımlanmaktadır. "Belli bir alanda birbiri ile ilişkili beceri, tema, kavram ve değerlerin bir bütün olarak görülebildiği yapılar" (MEB, 2008, s. 1) yeterlik alanlarını oluşturmaktadır.

Öğretmen yeterliklerinin belirlenmesi ile yüksek nitelikli öğretmen tanımı yapılmaktadır. Ülkemizde de MEB Öğretmen Yetiştirme ve Eğitimi Genel Müdürlüğü tarafından öğretmen yeterliklerinin belirlenmesine yönelik, zaman zaman bazı çalışmalar yapılmış ancak en kapsamlı çalışmaya Temel Eğitime Destek Programı (TEDP) kapsamında 2004 yılında başlanmış ve "Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri" Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca uygun bulunması üzerine Bakanlık Makamının 17/04/2006 tarihli onayı ile yürürlüğü girmiş ve 2590 sayılı Tebliğler Dergisinde yayımlanmıştır.

Genel yeterliklerin belirlenmesinden sonra, Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterliklerinden olan "Program ve İçerik Bilgisi" yeterlik alanının "Özel Alan Öğretim Programı Bilgisi ve Uygulama Becerisi ile Özel Alan Öğretim Programını İzleme-Değerlendirme ve Geliştirme" alt yeterlikleri, branşlar bazında "öğretmenlerin, görevlerini etkili ve verimli bir biçimde yerine getirebilmeleri için sahip olmaları gereken bilgi, beceri, tutum ve değerler olarak tanımlanan, öğretmenlik mesleği özel alan yeterliklerinin çalışılmasını gerekli kılmıştır" (http://otmg.meb.gov.tr).

MEB komisyonları tarafından özel alan yeterliklerine ilişkin öncelikle ilköğretim kademesi öğretmenlerine özgü Türkçe, İngilizce, Fen ve Teknoloji, Bilişim Teknolojileri, Görsel Sanatlar, Okul Öncesi, Matematik, Sınıf Öğretmenliği, Sosyal Bilgiler, Müzik, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi, Beden Eğitimi, Teknoloji Tasarım, Özel Eğitim (Görme, İşitme, Zihinsel Engelliler) olmak üzere 16 alanda yeterlikler hazırlanarak Talim Terbiye Kurulu Başkanlığınca uygun bulunması üzerine Bakanlık Makamının 4 Haziran 2008 ve 25 Temmuz 2008 tarihli onayı ile yürürlüğe girmiştir. Bir sonraki aşamada ortaöğretim kademesi öğretmenlerine özgü Türk Dili ve Edebiyatı, Tarih, Coğrafya, Felsefe, Fizik, Kimya, Biyoloji, Matematik olmak üzere 8 alanda komisyonlar kurulmuş ve ortaöğretim kademesi öğretmenleri özel alan yeterlikleri çalışılarak hazırlanmış, Talim Terbiye Kurulu Başkanlığına gönderilerek uygun bulunması üzerine Bakanlık Makamının 11.01.2011 tarihli onayıyla yürürlüğe girmiştir (meb.gov.tr).

Oysa yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanında, üniversitelerin Türkçe Öğretmenliği, Türkçe Eğitimi, Türk Dili ve Edebiyatı, Dil Bilim ve Yabancı Diller gibi bölümlerinde eğitim gören öğretmenler görev almaktadırlar. Bu bölümler, yabancılara Türkçe öğretimi alanında öğretmen yetiştirme görevini üstlenmeye en yakın olanlar gibi görünse de söz konusu bölümlerin lisans ve lisansüstü programları incelendiğinde program içeriklerinin yabancılara Türkçe öğretiminin gerekliliklerini yerine getirebilecek niteliklere öncelik verilerek hazırlanmadığı anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Türkçenin yabancı dil olarak öğretilmesi görevini üstlenen öğretmen adayları da öğretmenlik mesleğine hazırlık, genel kültür ve pedagojik formasyonla mesleğe yetiştirilmekte ancak özel alan eğitimi eksik kalmaktadır.

Türkçenin öğretimi veya Türk Dili ve Edebiyatı öğretimi ile yabancı dil öğretimi bölümlerinin tamamen ayrı amaç ve kapsamları olduğundan özel bir alan olan yabancı dil olarak Türkçe öğretimi alanına yetiştirilecek öğretmenlerin de amaca uygun özel programlar oluşturularak yetiştirilmesi gerekmektedir. Türkçeyi etkili kullanabilmek; onu, yabancı dil olarak da etkili öğretebilme kabiliyetine sahip olmak anlamına gelmemelidir. Benzer şekilde yabancı bir dili etkin kullanabilen ve öğretilmesine yönelik eğitim alan yabancı dil öğretmeninin kendi ana dilini de etkili öğretebileceği anlayışı, aldığı eğitim sürecinde hedef dil olarak Türkçe söz konusu olmadığından doğru kabul edilebilecek bir yaklaşım değildir.

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...