aktarımındaki

Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretiminde Metinlerin Kültür Aktarımındaki İşlevi

Bu çalışmada, dil öğretiminin kültürler arası karşılaşma alanı olduğu düşüncesinden yola çıkılarak yabancı dil olarak Türkçe derslerinde kullanılan, aynı zamanda kültür aktarım araçlarından olan metinlerin bu süreçteki yeri ve önemi sorgulanarak sınıf içi uygulama örneklerine yer verilmiştir.

Dil, sadece kültürün önemli bir parçası değil aynı zamanda kültürün aktarıcısıdır. Bu nedenle yabancı dil öğretiminde kültürel ögelerin aktarılması dil öğrenme sürecini olumlu yönde etkiler. Bu görüşten hareketle, yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde Türk kültürünü içeren ögelerin ders ortamına aktarılması gerekmektedir.

 1. Giriş

Dil, en yalın biçimde insanlar arasında iletişimi sağlayan bir araç olarak tanımlanmaktadır. İletişimin gerçekleşmesi için de bir bağlam gerekmektedir. Her bağlamın içinde bir kültür ögesi bulunduğundan, dil kültürden ayrı düşünülemez.

Kültür, insan davranışlarının, bu davranışları etkileyen düşünce biçimlerinin, inançlarının, törenlerinin, dilinin ve tüm maddi manevi birikimlerinin oluşturduğu bir bütündür. Kısaca, kültür bir toplumun yaşama tarzıdır.

Dil, kültürün bir ögesi olmakla birlikte, aynı zamanda kültürün aktarıcısı ve yaratıcısıdır. Aksan'a (1995: 67) göre kimi zaman dildeki bir sözcük bile ulusun inançları, gelenekleri, bireylerin kendi aralarındaki davranış ve ilişkileri, maddi ve manevi kültürü üzerinde fikir verebilir.

Toplumların oluşturduğu kültürün bütün ögeleri dilin söz varlığı içinde değer bulmaktadır. Jiang'ın (2000: 328) da belirttiği gibi, dil beden; kültür ise kandır. Kültür olmazsa dil ölür, dil olmazsa kültür şekillenemez.

Aşağıda, dil-kültür ilişkisini göstermesi bakımından Mayıs 2010'da İstanbul Üniversitesi Yabancı Diller Bölümünde araştırmacılar tarafından yapılan bir uygulama örneği (Benzer bir uygulama Jiang (2000: 328-334) tarafından Çinli ve İngiliz öğrenciler üzerinde de yapılmıştır.) yer almaktadır. Uygulamada, Afganistan ve Rusya'dan gelen iki öğrenci grubuna insanların yaşamıyla ilgili 10'ar sözcük (yemek, kıyafet, aile, arkadaş, iş, para, kültür, başarı, mutluluk, aşk) verildi ve her bir öğrenciden bu sözcüklerin çağrıştırdığı 6'şar sözcük yazmaları istendi. Öğrencilerin Türkçe düzeylerinden kaynaklanan bir farklılık oluşmasını engellemek için, öğrencilere, bu kavramların yaptığı çağrışımları kendi anadillerinde yazmaları söylendi ve bunlar daha sonra Türkçeye aktarıldı. Öğrencilerin her bir kavramla ilgili yazdığı sözcükler, kendi içlerinde genel kategoriler altında toplandı. Uygulama sonucunda, grupların yanıtlarının önemli oranda farklılaştığı saptandı. Bu 10 sözcükten, sadece 'yemek' ve 'para' maddesine ilişkin farklı çağrışımlar bile sözcük seçiminde kültürün ne kadar etkili olduğunu göstermektedir:

Tablo 1'e bakıldığında, 'yemek türleri' olan birinci kategoride Afgan ve Rus öğrencilerin önemli ölçüde ayrıldığı görülmektedir. Afgan öğrencilerin yanıtlarında 'pilav, ekmek' gibi doyurucu ögeler ön planda yer alırken, Rus öğrencilerin yanıtlarında ilk sırada 'kahve' görülmektedir. Çünkü Rus kültüründe 'kahve' yemek sırasında içilmektedir.

Öğünlerle ilgili sözcüklerde ise, Afgan öğrencilerin öğünlerle ilgili hiçbir sözcük kullanmadığı görülmektedir. Bunun nedeni, Afgan kültüründe öğünlerin farklılık göstermemesidir. Öğrencilerle bu doğrultuda yapılan görüşmelerde, öğrenciler, kahvaltı ve diğer öğünlerde yenen yiyeceklerin genellikle aynı olduğunu söylemektedirler.

Tablo 1 incelendiğinde, 'yemek' kavramının çağrıştırdığı 'kişiler'de de farklılık göze çarpmaktadır. Afgan öğrencilerin çoğu,'yemek' dendiğinde 'anne' sözcüğünü yazarken, Rus öğrencilerde 'yemek' sözcüğü herhangi bir kişiyi çağrıştırmamaktadır. Bunun sebebi, Afganistan'daki kadınların genellikle ev hanımı olması ve Afgan kültüründeki 'anne' algısıyla açıklanabilir.


Bu tabloda dikkat çekici bir başka nokta da Afgan öğrenciler, 'yemek' kavramının çağrışımları olarak 'açlık', 'tokluk' ve 'para' sözcüklerini sıkça yazmalarına rağmen Rus öğrencilerin yanıtlarında bu sözcükler hiç yer almamaktadır. Bu durum, iki ülkenin sosyoekonomik durumu ve halkın gelir düzeyi arasındaki farklılıkla açıklanabilir.

Tablo 2 incelendiğinde, para ile satın alınabilecek nesneler kategorisinde Afgan öğrencilerin en çok 'araba' ve 'araba markaları', Rus öğrencilerin ise 'kıyafet' yazdığı görülmektedir. Öğrencilerle yapılan görüşmelerde öğrenciler, Afgan kültüründe 'araba'nın zenginlik göstergesi olduğunu söylemişlerdir. Bu nedenle de para ile arabayı doğrudan ilişkilendirdikleri düşünülmektedir.

Para ile ilgili eylemlerde Afgan öğrencilerin en çok 'tatile çıkmak', Rusların ise 'alışveriş yapmak' yazdıkları görülmektedir. Afgan öğrenciler bu konuda, tatile çıkmanın sadece çok zenginlerin yaptığı lüks bir iş olduğunu söylemektedirler.

Para-güç ilişkisi kategorisinde de her iki gruptaki öğrencilerin yanıtları ayrılmaktadır. Afgan öğrenciler en çok 'güzel sevgili bulmak' derken, Rus öğrencilerde 'hükmetmek', 'yönetmek' sözcükleri yer almaktadır. Bu durum, SSCB'nin yıkılmasından sonra birdenbire zengin olan bir kesimin Rusya'daki gücü ile açıklanabilir.

Bu araştırmanın sonuçlarından da anlaşılabileceği gibi, dil ile kültür arasında güçlü bir ilişki vardır, hatta çoğu zaman dil ile kültür iç içe geçmiş durumdadır. Başka bir deyişle, dil kültüre, kültür de dile göre şekillenmektedir.

2. Dil - Kültür Bağlamında Yabancı Dil

Her kültürün ona kendi kimliğini kazandıran, kendine özgü bir dili vardır. Dilin içinde kültürün bütün özellikleri ve tarihsel, toplumsal tüm birikimleri bulunur. "Her dilde kavramlar dokusu bulunduğundan ve her dil insanlığın bir bölümünün tasarlama biçimini ele aldığından, kısacası her dil özel bir dünya görüsünün yankısı olduğundan, yabancı bir dilin öğrenilmesi de insana yeni bir görüş kazandırır, görüş açılarını çoğaltır." (Akarsu, 1998: 64).

Dilin yalnızca göstergeler dizgesi değil, aynı zamanda kültür demek olduğu kabul edilirse, dil öğrenimi ve öğretiminde kültür ögesini hiçbir zaman unutmamak gereklidir. Asutay'a (2003: 27) göre, dilde yer alan her göstergenin dış dünyada işaret ettiği bir gönderme alanı, bir dış dünya gerçekliği vardır ve gönderme alanı da kültürle ilgilidir. Göstergelerin anlamları da bu şekilde oluşmakta, kültür ögesi ile tamamlanmaktadır. Bundan dolayı dilin biçimsel yapısının içinde bulunan anlamsal yapıyı kültürün oluşturduğu söylenebilir.

Uyan'a (akt. Er, 2006:1) göre dil toplumla birlikte geliştiği için yabancı dile hâkim olabilmenin ilk şartı o toplum gibi düşünebilmektir. Örneğin; yabancı bir dilde erkek ve kadın için kullanılan sözcükler o toplumda erkek ve kadının sosyal statülerini ortaya koyar. Başka bir örnek vermek gerekirse Türkçede söylenen 'Dereyi görmeden paçayı sıvamak' deyimi İngilizcede 'Şişman kadın söylemeden operayı bitti sanma.' biçiminde kullanılmaktadır. Her iki söz de aynı amaçla söylenmiş olsa da kültürel farklılık sonucu, farklı biçimlere bürünmüştür. Görüldüğü gibi düşünce yapısı toplumdan topluma göre farklılık gösterdiğinden yabancı dili öğrenirken o toplum gibi düşünülmesi gerekir.

Bu bağlamda yabancı dil öğretimi bir taraftan çok kültürlülüğe açılmayı, diğer taraftan çok kültürlü topluluklarda barış ve huzur içinde birlikte yaşanılmasını amaçlar. Günümüzde bu yabancı dil anlayışının, daha açık bir deyişle kültürler arası bildirişim odaklı yaklaşımın üst-amacı ise kültürlerarası bildirişim yeteneğini kazandırmaktır (Işık, 1996: 7).

Bildirişim daha öncede söz edildiği gibi farklı bireylerle ilişki içinde bulunulduğunda alınan ya da verilen mesajlar ve tekrar bu mesajlara verilen tepkilerden oluşan bir döngüdür. Farklı kültürlere sahip bireyler arasında da bu işlem aynı biçimde gerçekleştirilmektedir. Bireyler sözlü ya da sözsüz olarak birbirlerine karşılıklı olarak mesajlar vermektedirler. Bu da kültürler arası bildirişimin gerçekleşmesini sağlamaktadır. Kültürlerarası bildirişim, farklı kültürlere farklı dünya görüşlerine sahip bireylerin bildirişiminin etkili bir biçimde gerçekleşebilmesini sağlamaktadır. Kültürlerarası bildirişimde farklı kültürlere ait bireyler arasında kültürel açıdan kimi uzlaşmalara gereksinim duyulmaktadır.

Samovar, Porter ve McDaniel'e (1991: 342) göre, kültürler arası bildirişim, bireyin yalnızca kendi kültürünü değil, aynı zamanda karşıdaki bireyin kültürünü de en az kendi kültürü kadar bilmesini gerektirmektedir. Bununla birlikte karşıdaki birey de aynı biçimde farklı bir kültürü anlayabilmeli ve gerektiğinde kabul edebilmelidir. İyi ve etkili bir kültürler arası bildirişimin tek taraflı olarak gerçekleşmesi mümkün olmamaktadır. Bireylerin karşılıklı bildirişim içinde bulundukları süre boyunca karşılıklı olarak anlayışlı ve uyumlu olmaları gerekmektedir.

Kültürler arası bildirişimde en önemli amaç, farklı kültüre sahip bireyler arasında yeterli ve etkili bir bildirişim sağlamaktır. Tam olarak etkili bir bildirişimin sağlanması, ilişki içinde bulunan farklı kültüre sahip olan bireylerin birbirini anlaması ve alışveriş içinde olması gerekmektedir.

Dil öğretimi tek başına sözcük ya da dil bilgisi öğretimi değil, aynı zamanda o dilin içinde geliştiği kültürün de öğretimidir. Demircan'ın (1990: 26) da belirttiği gibi; yabancı dil öğrenen kişi, hedef dilin iletişim açısından gerekli olan kültürel verilerini öğrenmeli, iletişim becerilerini edinmelidir.

Yabancı dili öğrenen kişinin, sadece dilin belirli kalıplarını kullanarak konuşmaması, öğrenilen dilin derinliklerindeki anlamları kavrayarak özümsemesi gerekir. Bunun sonucunda öğrencinin hedef dilin kültürünü öğrenebilmesi kolaylaşır. Mc Kay'e (2000:7) göre sınıf ortamında kültürel ögelerin kullanımı öğrencilerin o dile karşı güdülenmelerini artırır.

 Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...