akımları

Dil Nedir ? -12- Türk Edebiyatını Oluşturan Akımlar

TÜRK EDEBİYATINI OLUŞTURAN AKIMLAR HANGİLERİDİR?

Anadolu’da Türk dilinin halk dili ve aydınlara mahsus divan dili olarak ikiye ayrılması edebiyatının engin kaynaklarında meydana gelen yüzde yüz bağımsız Türkçe’nin eserlerini oluşturur ve geliştirirken öte yandan İstanbul aydınları Osmanlıca’dan bir divan edebiyatı ve divan şiir meydana getiriyorlardı.

Böylece iki büyük akım doğmuş ve yaşamıştır:

1- Divan Edebiyatı

Divan Osmanlı aydınlarının şiirlerini bir araya getiren kitaplarının adıdır. Her şairin bir divan sahibi olma hevesi divan sözcüğünün bir edebiyat akımına isim vermesini gerektirecek kadar etkili olmuştur.

Divan Edebiyatının düz yazı ve şiir dili Arapça ve Farsça’nın Türkçe ile karışımından doğan her üç dilden kurallarını ve sözcüklerini bir araya getirildiği zincirleme uzun tamlamalarla örülmüş yapma bir dildir.

Şiirde “aruz” ölçüsüne ve itinalı kafiye esaslarına sıkı sıkıya bağlıdır. XVII. yüzyılda kafiye merakı düz yazı divan dilini de etkilemiş ve cümle sonlarına rastlatılan kafiyelerle (seci) düz yazılar süslenmeye başlanmıştır.

Arap, Fars ve Türk şairleri tarafından ortak şiir tekniği olarak kullanılan aruz ölçüsü XIX. yüzyılda Muallim Naci, Tevfik Fikret, Mehmet Akif ve Yahya Kemal ile “Türk Aruzu” haline gelmiştir.

Divan Edebiyatının en büyük sanatçıları şunlardır: Şeyhi (XV), Ahmet Paşa (XV), Necati (XVI), Süleyman Çelebi (XV), Fuzûli (XVI), Bâki (XVII), Rûhi (XVII), Nef’i (XVI), Nâbi (XVIII), Ş. Yahya (XVII), Nâima (XVIII), Evliya Çelebi (XVII), Nedim (XVII), Şeyh Galip (XVIII), Kâtip Çelebi (XVII).

2- Halk Edebiyatı

Türk Halk Edebiyatı, Orta Asya’da başlayan İslâmlıktan önceki gelenekleri Anadolu’da bugüne kadar sürdürmüştür.

Yabancı etkilere karşı koymak, yaşayan Türkçe’nin halk dilinin, büyük kitlelerin malı olarak Halk Edebiyatı iki kolda oluştu:

a) Anonim Halk Edebiyatı

Ortak bir edebiyat akımıdır. Saflığını, milliliğini korumuştur. Genellikle sözlü edebiyatı halinde ve çoğunlukla bestelidir.

Yüzyıllar boyunca ağızdan ağza dolaşmış, halktan doğmuş, halk içinde oluşmuştur. Hece ölçüsündedir ve Orta Asya nazım biçimlerine bağlı kalmıştır. “Mani”, “Türkü”, “Bilmece”, “Masal”, “Destan”, “Atasözleri” örnekleriyle sürmüştür.

b) Aşık Edebiyatı

Ortak biçimler almış olmasına karşın, yaratıcıları, yani yazarları belli, imzasının kişiliğini taşıyan, halkın benimsediği, genellikle sözlü, besteli, hece ölçüsünde, dörtlü birimlere ayrılmış, sade ve kıvrak bir dile sahip tarafından meydana getirilmiştir.

Mani (dört mısra içinde içli, ince, duyguların cinaslarla süslendiği şiirler), koşma (en az üç dörtlüklerle işlenmiş, tabiat, aşk, sevinç, acı şiirleri), varsağı (yiğitçe söylenmiş kahramanlık şiirleri) halk edebiyatının en ilginç biçimleridir. En ünlü halk şairleri şunlardır:

Karacaoğlan (XVII), Aşık Ömer (XVIII), Gevheri (XVIII), Emrah (XIX), Dadaloğlu (XI), Bayburtlu Zihne (XIX), Dertli (XIX), Seyrani (XIX), Aşık Veysel (XX).

3- Mistik (Tasavvuf) Edebiyat:

İslâm uygarlığı boyunca, İslâm din ve düşüncesinin psikolojik, sosyal ve artistik yorumlarını, açıklamalarını yapan ve mistik bir dünya ve hayat görüşünü telkin ederek ruhu ve bedeni ortak bir eğilim bütünlüğü içinde disiplinli bir biçimde geliştirip olgunlaştıran tekkeler, tarikatlar aydınları ve yetişmiş halk çocuklarını toplayan birer okul olmuşlardır.

Aralarında görüş ve düşünce nüansları bulunan bu mistik okullardan çok güçlü şairler yetişmiştir.

Mevlevi, Kadiri, Nakşi tarikatlarında (ilâhi), Bektaşilerde (Nefes), Alevilerde (Deme) adını alan söyleyiş biçimleri gelişmiştir.

Mistik edebiyat, hem divan edebiyatında, hem de halk edebiyatında yaygındır.

Mevlâna Celâleddin Rûmi (XIII) Sultan Veled (XIII), Nesimi (XV), Şeyh Galip (XVIII) Divan kolunda, Yunus Emre (XIII), Kaygısız (XV), Eşrefoğlu (XV), Pir Sultan Abdal (XVI) ise halk edebiyatı kolunda en büyük imzalar olmuşlardır.

Batıya Yöneliş Çağında Türkiye’de Hangi Edebiyat Akımları Doğmuştur?

Batıya yöneliş çağında Türk Edebiyatının genel karakteristiğinde şu ana çizgileri görüyoruz:

a)                 Düşünüş ve yaşamda Batıya dönük bir dünya görüşü,

b)                 Edebiyatta geleneksellikten hayata doğru bir yöneliş,

c)                 Düz yazının şiire göre daha ağır basması ve düşünceye önem verme,

d)                Konu çeşitliği ve Batı örneklerine yaklaşma,

e)                 Duygu ve düşüncede bilime, gerçeğe saygı,

f)                  Halkla kaynaşma ve Batının ileri ülke ve toplumlarını tanıma.

Türk edebiyatının batıya yönelişi dört aşamada dört edebiyat akımı doğurmuştur: 1- Tanzimat Edebiyatı (1839-1896) 2- Edebiyat-ı Cedide “Serveti Fünûn” (1896-1901) 3- Milli Edebiyat (1908-1920) 4- Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı (1923’den sonra...)

Dil Nedir? -9- Edebiyat Akımları

YENİ ÇAĞLARA KADAR GELEN ESKİ EDEBİYAT

AKIMLARININ ÖZELLİKLERİ NASIL ÖZETLENEBİLİR?

 Bir önceki sayımızda yaptığımız sıralamaya göre bu akımların özelliklerini kısaca belirtmeye çalışalım:

A)    İLKEL EDEBİYAT

İnsanlığın ve toplumların en eski tarihlerinde yazı diline geçmeden önce, ezberlenen, anlatıla anlatıla gelişen anonim, özel biçimler kazanarak nesnelleşen, içeriğinde dinsel, ulusal temalar, savaş kahramanlık ve aşk menkıbeleri bulunan destanlar, masallar, yiğitlemeler, ağıt ve türküler ilkel edebiyat örnekleridir. Genellikle söyleyiş biçimi, motifler, ritim, hava ve öğeler bakımından hemen hemen her toplumda birbirine benzer.

Hayvan, ya da bitki motifli bütün masallar, aşk hikâyeleri, binbir gece sohbetleri, tekerlemeler en eski destanlar henüz yazıya geçmeden önceki biçimleriyle Gılgamış (Sümer), İlyada ve Odise (Batı Anadolu), Kalavelâ (Fin), Mete, Hun, Ergenekon, Türeyiş, Altın-Işık (Türk) destanları hep ortak, evrensel genellikler taşımaktadır.

B)    DOĞU EDEBİYATI

Tarih, genellikle Doğudan Batıya bir akışla başlamış ve devam etmiş gibidir.

En eski uygarlıklara, insana ait en eski izlere Doğuda rastlanmıştır.

Asya, Mezopotamya, Anadolu, Mısır ve sonra Avrupa...

Doğu Çin’den Hind’e, Mezopotamya ve Mısır’dan Anadolu’ya kadar yazıdan önce, o büyülü, mistik, destani, masalımsı edebiyatın vatanı olmuştur. Şaman yakarışları, Budist duaları, yazının icadından sonra Doğu mistizminin ilk metinleri olan Veda Manzumeleri, Uygur şiirleri, Mısır ve Mezopotamya tabletleri tarih boyunca gelişen biçimler altındaki derin ve çok duygulu içerikler ve step kahramanlıklarını anlatan destanlarla, şairane masallar, içli ağıtlarla Batının çok yararlandığı, halâ daha yararlanmakta olduğu güçlü edebiyat hazinelerini bağrında saklayan Doğu, belli başlı akımların kaynağı halindedir.

Uzak Asya’dan Batı Anadolu’ya kadar çok geniş bir coğrafyada oluşan Doğu edebiyatı, mistik, hümanist, romantik, realist, sembolik, kübik, sürrealist ve egzistansiyalist motifler ve öğeler taşıyan çok çeşitli zengin bir sanat dünyasıdır.

Tarih içinde geliştikçe;

-                    Arap edebiyatı

-                    İlk Hıristiyan edebiyatı

-                    İslam edebiyatı

-                    Eski ve Ortaçağ Mistik edebiyatı

-                   Türk, Hint, İran edebiyatı

biçim ve dallarında oluşan Doğu edebiyatı üzerine bilimsel araştırmalar ve incelemeler ilerledikçe bu konuda dünya çok şey öğrenecektir.

Çin, Hint, Mısır, Sümer, Uygur, Hitit, Türk sanat ve edebiyatı alanlarındaki çalışmaların tarihi daha yarım yüzyılı bile doldurmamıştır.

Eski Batı edebiyatının ilk kaynakları ise, Batı Anadolu uygarlıklarında yani yine Doğu edebiyat, sanat ve felsefesi uzantılarında saklıdır.

TÜRK DİLİ VE EDEBİYATINDA BÜTÜNLÜK NE DEMEKTİR?

Türk dili (Türkçe) ve Türk edebiyatı, bilinen en eski Türk tarihinin yazılı (belgeli) kaynaklarında bir ve beraber doğmuş bir ve beraber oluşmuş, aynı aşamaları bir ve beraber geçirmiştir.

Bu birlik, beraberlik ve bütünlük Türk dili gibi edebiyatının da milli, milliyetçi, toplumcu bir niteliğe sahip olduğunu Türk toplumlarının ekonomik, sosyal, moral, siyasal tarihinin bir aynası olduğunun da ispatıdır.

Türkçe’nin en eski yazılı belgesi olan (Orhun Yazıtları) aynı zamanda Türk edebiyatının da en eski örnekleridir. Bunlar Türk yazı dilinin ilk metinleri, eski Türkçe’nin ne kadar iyi işlenmiş bir uygarlık dili olduğunu, Türk toplumunun ekonomik, sosyal, siyasal, askeri yapısını yansıtan belgeler olarak dil ile toplum düzeni arasındaki ilişkileri dilin sosyal yaşamı düzenlemekteki rolünü ortaya koymaktadır. Orhun anıtları üzerindeki yazılar aynı zamanda çok güzel söylenmiş, edebi değeri cidden çok yüksek nutuklardır. (Bilge Kağan MS. 732)

Türk tarih sahnesine gelişmiş, olgun bir dil ve seviyeli bir edebiyatla çıkmıştır.

Türk dili ve edebiyatı Orhun yazıtlarından bugünlere kadar bütün aşamalarda aynı paralelde bulunmuşlardır. Tarih boyunca Türk edebiyatı Türk dilini, Türk dili de edebiyatını koruyarak geliştirmiştir.

Bunda Türkçe’nin ve Türk edebiyatının toplum dili ve edebiyatı olarak halk yığınlarının engin ve vefalı sinesinde zenginleşmesinin büyük ölçüde rolü olmuştur.

Halk dili ve edebiyatı, halktan kopuk zümreler elinde edebiyatın da, dilin de yozlaşmasına karşı koymuş, biri saptığı zaman diğeri, öteki saptığı zaman beriki işe karışarak milli ve milliyetçi çizgiden ayrılmamayı sağlamıştır.

Bu çok önemli özellik, Türk dili sorunlarının anlaşılmasında ve çözümlenmesinde dilini kendi sosyal ve psişik fakat aynı zamanda doğal kaynaklarında oluşturan, geliştirip zenginleştiren, (yaşayan Türkçe’nin) yaratıcısı, koruyucusu ve sahibi bulunan Türk halkının, Türk milletinin gerçek kaynak olarak esas alınmasını zorunlu kılar.

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...