Ötekileştiremediğimiz

Ötekileştiremediğimiz Türkçemiz!

Dolmabahçe Sarayı'nın ihtişamlı kapısından içeri giriyor davetliler. Kırmızı halılar serilmiş. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu da katılacak diyorlar. Davete Altınbaş Holding Yönetim Kurulu Başkanı İmam Altınbaş ile katılmaya karar vermiştik. Altınbaş biraz gecikince kapıda bir süreliğine oyalanıyorum.

Doğal olarak davetlilere bakıyorum. Günlük hayatta birbirlerine 'yandaş, candaş, yoldaş' deyip de 'kardeş' demeyi beceremeyen pek çokları sıra sıra giriyor kapıdan. Adeta bir resmi geçit töreninde gibiyim. Türkiye mozaiği geçiyor önümden. En dekoltesinden sıkıca örtünene; sakalı, bıyığı rahmani olanlardan 'benim sakalım entelektüel' diyene kadar herkes ama herkes orada. Pek çoğunu şuradan buradan tanıyorum. Selamlaşıyoruz. Galiba bir tek Türkçeyi ötekileştirmemişiz diyorum. İçim seviniyor.

Bu yıl 8'incisi düzenlenen Türkçe Olimpiyatları'na 120 ülke katılıyor. Yani 120 ülkede Türkçe konuşan ve onlara Türkçe öğretmek için emek veren insanlar var demek. Sahnede anadilleriyle, hançerelerinin izin verdiği ölçüde Türkçeyi terennüm ediyor gençler. Kırık Türkçeleriyle kendilerini büyük bir hoşgörü ve sevecenlikle dinleyenlerle iletişim kurmaya çalışıyorlar. Alkış istiyorlar alkışlıyoruz; eller havaya diyorlar biz ağır adamlar ellerimizi kaldırıyoruz. Bir sevgi hali var. İçim bir kez daha seviniyor. Sahnenin önünde çocuklar, gençler, ya arkasında kimler var? Bugüne değin sadece 'öğretmenler' tanımıyla andığımız pek çok inançlı emekçi olmalı diyorum içimden.

Her bir çocuk sahnedeki gösterisini tamamlayıp arkaya geçerken, ben öğretmenleri düşünüyorum. Kim bilir kaç saat, kaç 'haydi bir kez daha baştan alalım' ve kaç inişli çıkışlı gün vardı o bir tek şarkının, şiirin gerisinde. Babam Köy Enstitülü bir öğretmen olduğundan, çocukluğum okul lojmanlarında geçtiğinden bilirim bu yoğun emeği, severim öğretmenleri, öğretenleri. Küreselleşme öncesi en uzak yeri tanımlamak için Fizan derdik de neresidir bilmezdik. Şimdi önüme haritayı alıp ismini hiç bilediğimiz, şartları zor ülkelerde Türk okullarının olduğunu ve öğretmenlerin de buralarda görev yaptığını öğreniyoruz. Türkçe Olimpiyatları, Uluslararası Türkçe Öğretimi Derneği tarafından organize ediliyor. Dolmabahçe'den çıkarken, bir dergi dağıtılıyor, alıyorum. İçinde bugüne değin bir türlü göremediğim öğretmenlerden bazılarını fotoğraflarda belli belirsiz görüyorum. Gencecik olanları var. Saygı duyuyorum ve içim yine seviniyor.

Ben hiçbir zaman gözü yaşlılardan olmadım, olamadım. Ancak heyhat geçtiğimiz yıllarda Türkçe Olimpiyatları'nın finaline ilk kez katıldığımda, türkülerle içim kabarmış, şiirlerle de organizasyon boyunca ağlamıştım. Bu kez kararlıydım, ağlamayacaktım.

Gecede daha çok Türk sanat musikisi okunuyor, dans ediliyor. Ortam neşeli. Bu, işimi kolaylaştırıyor. Sunucu Kadir Çöpdemir, sahneye gecenin en küçük sanatçı öğrencisini çağırıyor. Antep'in Kaleleri bir uzun hava. Küçük bedeninden beklenmeyecek bir sesle söylüyor. İçim yine kabarıyor. Bir ara gözüm Gaziantepli İmam Altınbaş'a kayıyor. Uzun havanın içinde adeta eriyip gitmiş. Eh, kolay değil! Şimdilik 81 il varken gecenin tek türküsü Antep'ten.

Gecenin bitiminde müzik, dans ve şiir şölenini dinleyenlerin yüzünde ortak bir ifade. Keyif, mutluluk, çokça da gurur. Biraz gördüklerimizden ama daha da çok hissettiklerimizden. İzlediklerimizin yıllar süren bir çabanın tek sonucu olmadığını, süregittiğini, Türkçe ve Türkiye adına marka algısı oluştururken bedeli ölçülmez bir hizmet olduğunu biliyoruz. Ve bir kez daha her düşünce, inanç ve ülkeden insanları Türkçe ile bir araya getirenlere teşekkür, çok teşekkür ediyoruz.1. 05. 2010

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...