Şimdiki Zaman Öğretimi

       Bir dünya dili olan Türkçeye olan talep gün geçtikçe artmakta, ancak bu isteği karşılamaya yönelik çalışmaların sayısı aynı oranda çoğalmamaktadır. Yabancı dil olarak Türkçe öğretimine yönelik kaynaklar incelendiğinde daha fazla sayıda kaynağa gereksinim duyulduğu görülmektedir. Tüm dünyada en yaygın olarak kullanılan ve öğretilen dillerden olan İngilizce; dili öğretmek ya da öğrenmek isteyen öğretmen ve öğrencilere çok sayıda yazılı, sözlü ve görsel seçenek ve farklı olanaklar sunmaktadır. İngilizce herhangi bir yapıyı öğretmek ya da öğrenmek isteyen bireyin sadece internete girmesiyle bile binlerce kaynağa ulaşması olasıdır. Benzer kolaylığı dünyada yaygın olarak öğretilen diğer yabancı diller için de söyleyebiliriz. Ana dilimiz Türkçeyi yabancılara öğretmek amacıyla 2004 yılında Dokuz Eylül Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü bünyesinde kurulan Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Anabilim Dalı bu alandaki eksiklikleri gidermek, kaynak oluşturmak, dilimizi yabancılara ve yurt dışında yaşayan üçüncü kuşak bireylere öğretmek amacını gütmektedir.

Bu çalışmada Yabancı Dil Olarak Türkçe Öğretimi Anabilim dalı programında, yabancı dil olarak Türkçe öğrenmek isteyen bireylere, bu dili öğretecek olan öğretmenlere yardımcı olmak, bu alanda kaynakça oluşturmak amacıyla "şimdiki zamanın" öğretimine yönelik materyal geliştirilecektir. Bu araç gereçlerin geliştirilmesinde Türkçenin özellikleri göz önünde bulundurularak, yabancı dil öğretim yöntemlerinden yararlanılmıştır.

Çalışmanın kapsamında "şimdiki zamanın" öğretimine yönelik metin, etkinlik, oyun, resimler yer alırken, bunlara ek olarak öğretmenin ders anlatımına yönelik ders programları hazırlanmıştır.

Bu çalışmada, öğrenme, öğrenme yaklaşımları ve farkları ortaya konacak, yabancı dil öğretim yöntemlerinden söz edilecektir. "Şimdiki zaman"ın öğretimine yönelik görsel araçlar olan resimler, saydamlardan yararlanılarak örnek ders planı ve metinlerle yapının öğretimi ile ilgili materyal geliştirilecektir.

"Şimdiki zaman", yabancı dil olarak Türkçe öğrenilirken en çok gereksinim duyulabilecek zamanların başında gelmektedir. Bireyin öğrenmekte olduğu dilde en yaygın olarak kullanılan zamanın "şimdiki zaman" olması nedeniyle, bu çalışma bu amaca yönelik materyal geliştirmeyi amaçlamaktadır.

Yapılan bu çalışmada, şu sorulara yanıt aranacaktır:

*  Yabancı dil olarak Türkçe öğretiminde "şimdiki zaman" hangi aşamada öğretilmeli?

*  Şimdiki zamanın tüm işlevleri bir arada verilmeli mi yoksa her işlev için ayrı ders ve

ünite planları mı yapılmalı?

*  Hazırlanan ders planları sadece "şimdiki zamanın" dilbilgisel değerini öğretmeye

yönelik mekanik alıştırmalardan mı oluşmalı?

*  Oluşturulan metinlerdeki dil nasıl olmalı?

*  Metinlerin öğretimi nasıl desteklenmeli?

Bu sorulara belki yenileri de eklenebilir, ama çalışmamızda genel olarak bu konulara yanıt bulmaya çalışacağız.

 Yukarıdaki sorulara yanıt aranılırken; aynı zamanda görsel materyallere yer verilip verilmemesi, yer verilecekse hangi aşamanın uygun olduğu tartışılacak, öğrenme kuramları ve yabancı dil öğretim yöntemlerinin ışığında dikkat çekmeyi, yapıyı pekiştirmeyi sağlayacak materyallerin içeriğinin nasıl olması gerektiği, hangi aşamalarda kullanılmasının uygun olduğu tartışılacaktır.

 Şimdiki zamanın öğretilen ilk zaman olduğu varsayılarak, öğrencinin sadece, bu seviyede alfabeyi, Bu ne? / Bu kim? diye sormayı, Bu mi? kalıbını, bulunma durumunu, ad durum eklerini, çoğul yapmayı, ünlü uyumunu bildiği varsayılmış, bu nedenle ilk olarak eylem öğretimine yer verilmiştir.

İnsanlar, yaşamları boyunca çevre ile çeşitli etkileşimlerde bulunurlar. Birey, bu etkileşimler sonucunda bilgi, beceri, tutum ve değerler kazanır. Bu yaşantılar da öğrenmenin temelini meydana getirir. Böylelikle öğrenmeyi, kişilerde oluşan kalıcı değişmeler olarak tanımlamak mümkündür. Çevresi ile olan etkileşimleri, bireyin sürekli olarak bu çevreden bir şeyler alıp-vermesi anlamına gelir. Dolayısıyla, birey kendisine çevresinden sürekli olarak ulaşan verileri değerlendirir ve bunlarla ilintili düşünsel, duyuşsal veya davranışsal tepkiler verir.

       Açıkgöz (2005: 8)'e göre öğrenme, yaşantı sonucu meydana gelen davranış değişikliğidir. Bu bakış açısına göre, yeni bir kavramı öğrenen insanın düşünce olarak artık eskisinden farklı bir birey olması ve yeni öğrenmeler sonucunda önceleri yapamadığı bir şeyi artık yapabilir konuma gelmesi, öğrenmenin dinamik bir süreç olduğunu göstermektedir.

 Öğrenmenin ortak özellikleri Senemoğlu (2005: 89)'na göre aşağıdaki gibidir:

  1. 1.1.Davranışta gözlemlenebilir bir değişme olması;
  2. 2.2.Davranıştaki değişmenin nispeten sürekli olması;
  3. 3.3.Davranıştaki değişmenin yaşantı kazanma sonucunda olması;
  4. 4.4.Davranıştaki değişmenin yorgunluk, hastalık ve ilaç alma vb. etkenlerle geçicibiçimde meydana gelmemesi;
  5. 1.5.Davranıştaki değişmenin sadece büyüme sonucunda oluşmaması.

 Günümüzde öğrenmeyi açıklayan değişik kuramlar vardır. Ancak henüz bütün öğrenme durumlarını açıklayabilen bir öğrenme kuramı geliştirilememiştir.

 Ulusoy'a göre öğrenme kuramları iki ana başlıkta toplanabilir: Davranışçı kuramlar ve Bilişsel kuramlar (2007: 238).

 Bu çalışmada öğrenme kuramlarından davranışçı ve bilişsel kuramlara yer verilecektir, daha sonra bunlar arasındaki farklardan söz edilecektir.

Öğrenme ile ilgili kuramlara bakış açıları farklılıklar göstermektedir. Ulusoy, bazı psikologların kuramları ikiye, diğerlerinin dörde ayırdığını söylemektedir. Bu yaklaşımlar arasında, davranışçı, bilişsel ve nörofizyolojik öğrenme kuramları yer almaktadır. Bu tezde, nörofizyolojik öğrenme, yani beyin temelli öğrenmeye, beynin yapısı ve belli tür öğrenmelerin beynin hangi bölgeleriyle ilişkili olduğunun detaylıca anlatılmadan yeterince yer verilemeyeceği düşüncesiyle yalnızca davranışçı ve bilişsel yaklaşımlara yer verilecektir.

        Bu yaklaşıma göre öğrenme, uyaran ile bu uyarana verilen tepki arasında bir bağ kurma işlemi olarak tanımlanır. Birey, belli uyaranlara karşı belli tepkiler verir. Organizmayı etkileme gücünde olan iç ve dış olaylara uyaran denilmektedir. Uyaranın organizmada meydana getirdiği psikolojik ve/veya fizyolojik değişiklikler, tepki (davranım) adını alır. Bir araya gelen davranımların oluşturduğu bütüne "davranış" adı verilmektedir. Buna göre gözümüze gelen ışık bir uyaran, gözümüzü kapamamız bir davranımdır (Özer, 2001: 159).

      Davranışçı anlayışa göre, öğrenme süreçleri ; klasik koşullanma, edimsel koşullanma, gözlem yoluyla öğrenme, gestalt kuramı şeklindedir. Bu çalışmada bu dört başlık kısaca incelenecektir.

      Klasik koşullanmanın öğrenme ile ilgili çalışmalarda yerini alması, Ivan Pavlov'un hayvanlar üzerinde yaptığı deneyler sayesinde olmuştur. Bu anlayışa göre, yürüme ya da koşma gibi belirli bir koordinasyon altında gerçekleşen karmaşık kas hareketleri bütünleri uyaran ile davranım arasında bağ kurma yoluyla öğrenilmiş davranışlar olup bütün bu davranışlar klasik koşullanma yoluyla öğrenilebilmektedir (Demirel, 2004: 30). O halde klasik koşullanmanın öğrenme sırasında olumlu bir etkisinden söz etmek olasıdır.

Klasik koşullanma ilkelerinin, sınıfta öğretme-öğrenme ortamında kullanılma alanının sınırlı olduğu ileri sürülmekle birlikte, duyuşsal ve duygusal özelliklerin kazandırılmasında önemli rol oynamaktadır. Okullarda ilgi, olumlu tutum, olumlu benlik kavramı, akademik özgüven ve diğer olumlu duyguların gelişiminde klasik koşullanma etkili olmasına rağmen, bu tür öğrenmeler rastlantısal olmaktadır. Ancak, yukarıda adı geçen özelliklerin kazandırılması için klasik koşullanma ilkelerinin belirli bir şekilde kullanılmasını sağlayacak eğitim programlarının düzenlenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Böylelikle, rastlantısal olarak değil, bilinçli bir şekilde, çocukların okulu, öğrenmeyi, okumayı seven, olumlu tutumlara sahip, öğrenilmiş çaresizlikten uzak, özgüveni yüksek olan bireyler olarak yetişmelerine yardımcı olunabilir (Senemoğlu, 2005: 104). Klasik koşullanma, yukarıda anlatıldığı şekilde sınıf ortamında yaygın olarak kullanılmamaktadır. Ancak, öğretmen-öğrenci ilişkisinde dersi sevdirmede, ilgiyi artırmada yardımcı bir etmen olabilir.

       Yabancı bir dili öğrenen öğrencilerde ilk etapta karşılaşılan problemlerden biri konuşma etkinliği ile ilgilidir. Öğrenciler öğrenmekte oldukları dili, gerek telaffuz ederken gerek yeni yapılar ve sözcüklerle kullanırken zorlanırlar. Sınıf ortamında hata yapmaktan, sözcüğü yanlış telaffuz etmekten, anlaşılamamaktan korkan öğrenci konuşmak istemez. Bu noktada öğretmenin ve sınıftaki diğer öğrencilerin tutumunun olumlu olması, öğrenciyi teşvik eder, hata yapmaktan korkmamasını, özgüveninin artmasını sağlar. Öğretmenin, kurulan her tümceden, verilen her cevaptan sonra öğrenciye olumlu yaklaşımı, öğrenci hatalarını düzeltmedeki dikkatli tutumu ve yapıcı eleştirileri, öğrenciyi öğrenmeye, daha çok konuşma etkinliğini gerçekleştirmeye sevk eder. Öte yandan yanlış kullanılan bir sözcükten sonra ya da telaffuz hatasından sonra sınıf genelinde gülünmesi öğrencinin tüm motivasyonunu alır ve bir daha "dili mükemmel öğrenene dek" konuşmamaya yöneltir. Klasik koşullanma öğretmen-öğrenci-öğrenme üçlüsünde öğrenmeyi kolaylaştırmaya olumlu katkıda bulunabilir.

 Edimsel koşullanmaya göre, davranışın sonucunda çevrenin gösterdiği tepki davranışın devam etmesine ya da azalmasına neden olur. Ulusoy'un aktardığına göre, Edward Lee Thorndike ve Burrhus Frederic Skinner öğrenme kuramlarının gelişimine katkıda bulunan en önemli psikologlardandır. Thorndike, 1913 yılında Pavlov'un deneyini değiştirerek davranışçı öğrenmeye yeni bir kuram eklenmesine öncülük etmiştir. Edimsel koşullanmanın ne olduğuna yönelik ve öğrenmedeki yerini belirlemek amacıyla özellikle Batıda önemli çalışmalar yapılmıştır. Thorndike'a göre öğrenme, uyarıcı-tepki bağı sonucu oluşmaktadır. Thorndike ortaya koyduğu bu kuram ve yapmış olduğu bir dizi deneyden yola çıkarak etki kanunu oluşturmuştur. Etki kanununa göre bir davranış sonucunda duyulan tatmin, bu davranışın gelecekte benzer durumlarda da devam edip etmeyeceğini belirler. Tatmin yaratılan bir davranışın tekrarlanma olasılığı artarken, tatmin yaratmayan bir davranışın tekrarlanma olasılığı azalmaktadır (Aktaran: Ulusoy, 2007: 270-71). Etki kanuna göre, öğretmen-öğrenci ilişkisindeki olumlu tutum öğrencinin aldığı olumlu tepki üzerine davranışını tekrarlamasını sağlar. Ders esnasında öğrencinin verdiği cevaba olumlu tepki olması, öğrencinin şevkini artırır ve sorulan soruya cevap vermek için çabalamasını sağlar. Aynı zamanda bu tezde hazırlanan tüm materyal öğrencinin öğrendiği dili kullanabilmesine yönelik olup, öğrenci öğrenmekte olduğu dil ile iletişim kurabildiğini görerek dil öğrenme amacına ulaşmış olur, öğrenmeye olan ilgisi artar.




Önemli not: Bu eserin sahibi bulunamamıştır. Onun için yazar kısmı belirtilmemiştir. Yazarını bilen varsa iletişim bölümünden site yöneticiyle lütfen iletişime geçiniz...

Devamını okumak için tıklayınız...

 

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...