• Dilbilgisi Etkinlikleri
  • Yabancıların Türkçeyi Öğrenmeleri Esnasında Yaptıkları İsim Hal Ekleri Yanlışları Ve Bu Konunun Değerlendirilmesi

Yabancıların Türkçeyi Öğrenmeleri Esnasında Yaptıkları İsim Hal Ekleri Yanlışları Ve Bu Konunun Değerlendirilmesi

 Dilimizin, yabancı dil olarak öğretiminde istenilen hedeflere ulaşabilmek için, Türkçenin özellikleri ve modern dil öğretim metodlarınm ışığı altında hazırlanmış, dilimizin yapısına uygun yöntemlere, tekniklere, araştırmalara ve kitaplara ihtiyaç vardır. Değişik dillerle veya dil gruplarıyla Türkçenin ses, yapı, söz dizimi ve anlam bakımından karşılaştırmalı çalışmalarına da önem verilmelidir. Ancak, tüm bu çalışmaların sağlam temellere oturtulması için öncelikle Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin, en çok zorlandıkları konular, yanlış çözümleme çalışmalarıyla gün ışığına çıkarılmalıdır.

Dilimizin yapısından dolayı, Türkçeyi yabancı dil olarak öğrenenlerin en çok ekleri öğrenmekte zorluk çektiğini gördük. Bu eklerin içinden isim hâl ekleri üzerinde çalışmayı tercih ettik. Çalışmalarımızın amaçlarım kısaca belirtmek gerekirse;

1)İsim hâl eklerinde yanlış yapılıp yapılmadığım tesbit etmek,

2)İsim hâl eklerini, yanlış yapma (zorluk çekme) oranlarına göre sıralamak,

3)İsim hâl eklerini kullanırken ne tür yanlışlar yapıldığını tesbit etmek,

4)Bu bulguların, Türkçenin özelliklerinin, dil öğretiminde kullanılan modern yöntem ve tekniklerin ışığı altında, konunun öğretimiyle ilgili bazı görüşler belirtmek.

 Bu çalışmayı yaparken mensubu bulunduğumuz A.Ü. TÖMER'deki kur sistemini temel alarak, T.T-1, T.T-2, O.T-1, O.T-2, Y.T-1, Y.T-2 kurlarından yazılı anlatım kağıtları seçtik. Ancak, çalışmamızı derinleştirebilmek için milliyetlere (dillere) göre bir sınıflama yapmadık. En fazla örnek üzerinde çalıştığımız kur, O.T-1 oldu. İsim hâl eklerinin T.T-1 ve T.T-2 kurlarında öğretildiğini, ancak konunun O.T-1 kurunda yerleşmiş olabileceğini düşündük. Yazılı anlatım örneklerinde yapılan isim hâl yanlışlarının her kura ve yanlış türlerine göre dökümünü verdik. Daha sonra bunların oranlarım tablolarla istatistiksel olarak verdik.

Yine aynı ölçülere dikkat ederek, tüm kurlara, değişik hâl eklerinin kullanılmasını gerektiren bazı anketler uyguladık. Anketlerden çıkardığımız sonuçları da aynı şekilde belirttik. Ancak anket çalışmamızda çok derinlemesine olmasa da milliyetlere göre gruplandırma yapmaya çalıştık.

 Öğrencilerin kişisel özellikleri, başarı durumları, seçilen milletler, uygulamanın yapıldığı yer ve zaman, öğretmen gibi bir çok faktörün bu araştırmamn sonuçlarını az çok etkilemiş olabileceğini belirtmek isteriz.

1.1 DİL NEDİR?

                 Dil üzerine yapılan birçok tanım vardır. Bunlardan birkaçım burada belirtmek istiyoruz.

 "Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan tabii bir vasıta, kendine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş içtimaî bir müessesedir (Ergin, 1990:234).

 "Dil, bir ulusun bireylerinin anlaşmasında, o ulusu ulus yapan özelliklerin oluşmasında önemli görevler üstlenmiş, yapıcı ve yaratıcı bir canlı varlıktır" (Dilçin, 1980:23).

 "Dil milleti tarif ederken kullanılan önemli ünitelerden biridir. Ayrıca milleti meydana getiren fertlerin en önemli ortak tarafım ifade eder. Böyle olduğu içindir ki, her milletin dil adı, kendi milliyet adıyla anılır. İngilizler İngilizce, Fransızlar Fransızca, Almanlar Almanca ile konuşurlar" (Alperen, 1989:1).

 "Dil kavramımn felsefe, sosyoloji veya bir dilbilim terimi olarak değişik görüş açılarından tanıtımları yapılmıştır. Biz dile insanların ve toplumların yarattıkları bir anlaşma aracıdır diyebiliriz. Yalnız dili insanoğlundaki akıl, düşünce ve duygudan sıyrılmış olarak düşünemeyiz. Bundan dolayı dil organik bir varlık olan insanların düşüncelerini ve duygularım bildirmek üzere koydukları bir işaretler sistemidir" (Korkmaz, 1976:67).

 "Dil, insanların meramlarım anlatmak için kullandıkları bir sesli işaretler sistemidir" (Banguoğlu, 1986:9).

 Rauchek'e göre "Dil, insanlar arasındaki iletişim aracıdır" (Demirel, 1990:3)

Langeacker'e göre ise, "Dil, anlamlar ve ses dizileri arasında ilişki kuran bir ilkeler takımıdır" (Demirel, 1990:3).

 "Dil, düşünce, duygu ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü gelişmiş bir dizgedir" (Aksan, 1979:98).

 Yerli ve yabancı bilim adamları tarafından yapılan değişik dil tanımları vardır. Ancak, bütün tammlar değişik şekilde dile getirilmiş olsa da, hepsinin birleştiği ortak noktalar vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

  1. 1.1.Dil bir sistemdir.
  2. 2.2.Dil, seslerden oluşur.
  3. 3.3.Dil, bir iletişim aracıdır.
  4. 4.4.Dil, bir düşünce aracıdır.
  5. 5.5.Dil, insanların oluşturduğu toplumlarda konuşulur; insana aittir 1.
  6. 6.6.Dil, bir milletin birliğini sağlayan en önemli unsurdur.
    1. 1.7.Dil, konuşulduğu toplumun kültürü ile sıkı ilişkiler içindedir. Onun yaşayışını ve düşünme şeklini yansıtır.

 Dil, yalmz bir konuşma, anlaşma aracı değildir. Her dil, kendi kuruluş düzeni, işleme biçimi, yapı ve dizim özelliği ile bir düşünüş, anlayış ve anlatış yoludur. Her toplumda bir konuşma dili bir de yazı dili kullanılmaktadır. Konuşma dili, bir milletin dil birliğinin, dilinin yazıyla ilişkili olmayan ve çeşitli söyleyiş özellikleri taşıyan yönü; yazı dili de, konuşma dilinin yazıya geçirilmiş şekli olarak tanımlanabilir. Konuşma dili günlük hayatta kullanılan tabii dildir. Konuşma dili, bir dil sahası içinde farklı şekiller gösterir. Bir dilin lehçeleri, şiveleri ve ağızları bulunabilir. Lehçe, dilin bilinen ve takip edilen tarihinden önce, karanlık bir devrinde kendisinden ayrılmış olup büyük ayrılıklar gösteren kollarıdır. Lehçe'de ses, şekil ve kelime ayrılıkları söz konusudur. Çuvaşça ve Yakutça Türkçe'nin lehçelerine örnek olarak verilebilir. Şive, bir dilin bilinen tarihi seyri içinde ayrılmış olup bazı şekil ve ses ayrılıkları gösteren kollarıdır. Bugün Türki cumhuriyetlerde konuşulan Kırgızca, Özbekçe, Azerice, Kazakça Türkçe'nin şiveleridir. Ağız ise şive içinde söyleyiş farklılıklarına dayanan küçük kollardır. Karadeniz, Konya, İstanbul Türkçeleri gibi.

           Yazı dili ise eserlerde, kitaplarda kısacası yazıda kullanılan dildir. Bir ülkede konuşulan çeşitli şive ve ağızlar olmasına rağmen kullanılan tek bir yazı dili vardır. Bu ortak yazı dili, bir bölgede konuşulan konuşma diline yakındır (Yazı dilimizin İstanbul Türkçesine yakınlığı gibi). Fakat bu yakınlık hiçbir zaman % 100 değildir. Çünkü, yazı diline sadece bağlı olduğu konuşma dili değil diğer bölgelerdeki dillerin ve yabancı dillerni çeşitli unsurlarının da etkisi vardır. Bu nedenle, konuşma dili sadece bir bölgeyi içine alırken; yazı dili bölgeler üstü bir yapıya kavuşur ve tüm ülkeyi içine alır.

 Konuşma dili ile yazı dili arasındaki diğer bir fark ise konuşma dilinin günlük hayatta konuşulan canlı bir dil, yazı dilinin ise yeniliklere nisbeten kapalı statik bir dil olmasıdır. Konuşmada seslerin yanında mimik, vurgu, tonlama, çeşitli jest ve vücut hareketleri kullanılırken yazı dilinde bunların yerini "yazı" alır. Konuşma ortamında; geriye dönüşler, anlatılmak istenilen konunun başka şekillerde açıklanması mümkünken bu şans yazı dilinde yoktur. Onun için yazıda, okuyucunun konuyu tam anlamıyla kavraması için düşüncelerin dilin kurallarına uygun, özenle yazıya aktarımı gereklidir. Gerçekte, yazı dili düşünce gibi dilin mantığına ve kurallarına uygun olduğu için konuşma diline oranla daha tabidir.

 Bunlara ek olarak; yazı dilini, yüzyıllardır oluşturulan eserler aracılığıyla araştırabilir, dilin tarihi gelişmesini, dilin şu ana kadar uzanan yapısını görebiliriz. Fertlere, nesillere bağlı olan konuşma dilinde ise bu durum yok denecek kadar azdır. Teknolojik gelişme doğrultusunda ve yapılan birkaç araştırmanın ışığında bu konuda dilin içinde bulunduğu gelişme yeni yeni gün ışığına çıkmakta ve bundan sonrası için kaynak oluşturmaktadır.

 Sonuç olarak aralarındaki tüm farklılıklara karşın bir ülkenin kültürünü belirlemede hem yazı hem de konuşma dili bize en değerli kaynağı oluşturmaktadır.

1.2. TARİH BOYUNCA DEVLET DİLİ OLARAK TÜRKÇE

 Bir dilin milletler arasındaki yeri belirtilirken, dünya çapında yaygın dil (langue mondiale),diploması dili(langue diplomatique),uygarlık dili(langue de civilisation),geçer bölge dili (lingua Franca), resmî dil(langue officielle) veya devlet dili(langue d'état),ulusal dil(langue nationale),yazı dili(langue littéraire) v.b. gibi ölçütlere başvurulur. Ulusal dili olmayan, başka bir yabancı dili resmî dil olarak kullanan, ulusal dilini değil de, başka bir dili, resmî dil olarak kullanan veya ulusal dilini, uygarlık dili sınıfına yükseltememiş birçok topluluklar vardır.

           Yeryüzünde konuşulmuş ve konuşulmakta olan birçok dilden, bugün ancak bir kısmı devlet dilidir. Ancak bunların hepsini uygarlık dili olarak kabul edemeyiz. Ancak işlenmemiş bir devlet dili bile zamanla bir yazı dili ve nihayet bir kültür dili durumuna gelir. İngilizce, Almanca gibi diller de bugün kültür dili olma niteliklerini yüzyıllar boyunca devlet dili olarak kullanılmalarına borçludurlar. Kültür (uygarlık) dili terimini yüksek kültüre erişmiş toplumlar tarafından kullanılan, çağımn özelliklerini taşıyan, komşu diller üzerinde etki yapabilecek kadar kuvvetli ve geniş alanlara yayılmış, ulusal sınırları aşmış dil olarak açıklayabiliriz. Eskiden Yakın Doğu'da Akkadca, Eski Farsça, Aramca, Yunanca, Latince, günümüzde ise Asya'da Türkçe, Arapça, Hintçe, Çince ve Japonca birer büyük kültür dilidir. Bilindiği gibi, dilimizin gün ışığına çıkmış en eski yazılı belgeleri M.S. VIII. yüzyıla ait Orhun Abideleridir. Ancak bu demek değildir ki, dilimizin tarihi (hatta yazı dili olarak tarihi) daha eskilere uzanmaz. Bunu, Orhun Abidelerinin kimi özelliklerinden rahatlıkla ortaya çıkarabiliyoruz. Yani Orhun Abideleri, bize dilimizin yazı dili olarak daha eskilere, tarihin derinliklerine uzandığını ve yazıldığı devirde kültür dili olma niteliklerine sahip olduğunu gösterir.

            Göktürk metinleri, dilimizin başlangıç dönemine değil, daha ileri bir dönemine aittir. Türk yazı dili, "Göktürk Yazıtlarının ortaya çıkış tarihinden çok daha eskilere, belki 1000 hatta, 2000 yıl önceye gitmektedir^. Bir dilin eskiliğini, kültür dili olduğunu belirleyebilmek için bazı bilimsel ölçütlere ihtiyaç vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

 İleri öğeler: Göktürk yazıtları destansı, oldukça gelişmiş edebî bir dille yazılmıştır. Ayrıca metafor, yani deyim aktarımı (Örneğin, O ne keçidir) ifade eden unsurlar gelişmiştir. Soyut bir kavramı somut bir fiille veya isimle ifade etmek de metafordur. Bir dilin bu duruma gelmesi kuşkusuz uzun bir geçmiş ve işlenmişlik gerektirir. Böyle öğelere Göktürk Yazıtlarında sık sık rastlarız. Örneğin, Menin sabimin sımadı(Benim sözümü kırmadı) cümlesindeki sımadı çok açık bir deyim, somutlaştırma örneğidir. Eğer, Göktürk metinlerinde bazı ileri öğeler varsa, bunların temel şeklinin de bulunması gerekir. Bu da bize yazı dilinin daha eskilere gittiğini gösterir. Yine bir örnek verelim; tüketi (bütünüyle, sonuna kadar, iyice) kelimesi varsa bizi mutlaka daha temel bir şekle, bir köke götürür. İleri öğeler diye nitelenebilecek durumlar şunlardır:

Devamını okumak için tıklayınız...

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...