yabancilara-turkce-ogretimi-3-

Yabancılara Türkçe Öğretimi

Türkçeyi yeni öğrenenlere neyi nasıl anlatmalıyız? Yabancılara Türkçe öğretiminde kullanılan yöntemler nelerdir? Bu konuda yazılmış yüzlerce makale,tez,doktora çalışması burada.

Tıklayınız...
yabancilara-turkce-ogretimi-materyal

Yabancılara Türkçe Öğretimi Materyalleri

Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretiminde kullanılabilecek materyaller bu bölümde toplandı. Sınavlar,interaktif sınavlar,akıllı tahta uygulamaları,alt yazılı klipler,posterler vs.

Tıklayınız...
turkce-ogretimi-etkinlikleri

Türkçe Öğretimi Etkinlikleri

Müzikli öğretim,dinleme,konuşma etkinlikleri,okuma-anlama,yazma etkinlikleri,video dersi.Türkçe öğretiminde oyunlar,ders dışı Türkçe faaliyetleri.

Tıklayınız...
yabancilara-turkce-ogretimi-dusunceler1

Yabancılara Türkçe Öğretimi Üzerine Yeni Düşünceler ve Uygulamalar

Dünyadaki tüm öğretmenlerin tecrübe ve dökümanlarını paylaşabileceği bir ortam olarak düşünüldü burası. Sadece alıcı olmayalım aynı zamanda paylaşalım. Bunu Türkçe için yapalım. 

Tıklayınız...

etkileşimli-interaktif-sınavlar

Etkileşimli Sınavlar

Yeni Öğrenenlere Türkçe Öğretiminde İnternet ortamında bir ilk olan etkileşimli sınavlar, öğretmen ve öğrencilerin istifadesine sunulmuştur. Sınavların en güzel özelliği her bir sorudan sonra öğrencinin nerede hata yaptığını görebilmesidir. 

Tıklayınız...
yabanci-dil-olarak-turkce-ogretimii

Dilbilgisi Anlatımları

Dilbilgisi Anlatımları yeni öğrenenlere yönelik hazırlanmıştır. Verilen örnekler yeni öğrenenlerin anlayacağı şekilde basit cümlelerden seçilmiştir.

Tıklayınız...
deyim-hikayeleri

Deyim Hikayeleri

Türkçe öğretiminde kullanılabilecek deyimler bu başlık altında toplantı. Burada deyimler hem anlamlarıyla hem de hikayeleriyle paylaşılmıştır. 

Tıklayınız...
türk-dili-hakkında-yazılar

Türk Dili Hakkında Yazılar

Güzel Türkçemiz hakkında değerli kalemlerin ele aldığı yazılar bu başlık altında derleniyor. 

Tıklayınız...

“Bu anları kaleme dökmek çok zor... Havada mutluluk rüzgârı esiyordu. Bu törenle organizasyonun bittiğini anladık.

Orada hepsiyle o kadar güzel arkadaşlıklar kurmuştuk ki o beş gün içinde, şimdi ayrılacağımız için çok üzülüyorduk… Ama bu dünyada her zaman bir sonun olduğunu kabullenmek zorundaydık…

Demiştim ya bir rüya gibiydi. Evet, beş günlük bir rüya... Ama bu defa gözlerimi açtığımda çok şey kazandığımın farkındaydım... Unutulmaz küçük hediyeler ve ÇOOOKKKK BÜYÜK DOSTLUKLAR!

SANIRIM ZENGİNİM ARTIK…”

SONİYA REDHWAN - BANGLADEŞ

Benim adım Soniya. Ben Bangladeşten bir Türk okulundan geliyorum. Bizim öğretmenleri ve Türkiye’yi çok seviyoruz. Türkiye’yi çok beğendim. Ben Türkleri çok samimi, misafirperver  ve güleç insanlar olarak buldum. Hayatımım en

güzel günlerini yaşadım. En önemlisi de yeni arkadaşlar  tanımamdı. Bu arkadaşlar dünyanın farklı yerlerinden 41 ülkeden gelenlerdi ve böylece farklı kültürleri gördüm. Her şey farklıydı ama ortak tarafımız Türkçe konuşarak anlaşmamızdı. Her şey çok güzeldi. Daha fazla isteseydi olamazdı. Herkes çok güzel şiir okudu ve şarkı söyledi. Arkadaştan e-mail aldım inşallah onlarla yazaşacağız. Burada olduğu gibi hep güzellikleri konuşacağız.  Böyle unutulmaz programı hazırlayanlara teşekkür ediyorum. Lütfen böyle programları tekrar yapınız! (Anek Donnobak) (Çok teşekkürler)”

ZİMİN DMİTRİY - RUSYA

“Ben, bu yaz tatilinde ilk kez Türkiye ye gittim. Bu ülkeyi görmeyi çok istiyordum, fakat böyle bir şans sadece şimdi çıktı. Bizim okulumuzda birkaç Türkçeyi bilen öğrencilerden beni seçtiği için çok sevindim. Moskovo’dan çıktıktan sonra

hemen İstanbul'a gittik. Oraya gece geldik onun için ben biraz gece İstanbul'u görebildim. Ertesi gün öğretmenlerimle İstanbul'u gezdik. Birkaç tarihi yerleri gördük çok beğendik. Ama İstanbul'u gezmek için bir gün yetmez.”

MÜMİN RECEP - BULGARİSTAN

Bir mayıs günü ben okulumun bahçesinde futbol oynarken Türkçe öğretmenim beni yanına çağırdı ve bana bu yıl 3. Uluslararası Yabancılar İçin Türkçe yarışması düzenleneceğini söyledi. İlk başta çok şaşırdım. Niye başkası değil de beni seçtiğini merak ediyordum ve bu yarışmanın basit bir yarışma olacağını düşünüyordum, ama düşüncelerim beni yanılttı. Adım adım  Türkçe yarışma organizasyonu muhteşemdi her şey dört dörtlüktü. İlk başta yarışmacılarla anlaşamadık; ama günler geçtikçe bizim aramızdaki buzlar da eridi. Bu yarışmada en güzel şeylerden birisi de dünyanın dört bir yanından öğrencilerle tanışıyoruz, hem de dilimizi geliştiriyoruz. Hem de başka ülkeler için yeni şeyler öğreniyoruz. Dilerim ki bu geleneği sürdürürsünüz.”

HAYDAR ARSLANOV - KIRIM

“Benim adım Haydar. Ben 11 yaşındayım. Geldim Kırımdan. Türkçeyi çok seviyorum. Türkçe çok güzel bir dil. Burada birçok yeni arkadaşla tanıştım. Kenya’dan İsa, Nijerya’dan Jerry Ukrayna’dan Roda Rusya’dan Artur. Bu yarışmayı düzenliyenlere çok teşekkür ederim.”

ARTAN YZEİRLARİ - ARNAVUTLUK

“Sevgi insana verilen bütün duyguların aynasıdır. Kimde sevgi varsa Tanrı'nın varlığı ondadır.  Hoşgörü ve diyalog sonu hayırlı olan her işin başıdır. Gitgide yayılan sevgi, hoşgörü ve diyalog çicekleri renkleriyle dünyayı güzelleştirecek ve misk kokularıyla insanlar arasında güveni ve iyimserliği kuvvetlendirecektir.”

BİTCHİKA VARŞANİDZE - GÜRCİSTAN

“Dilin önemini bu sınava geldiğimde daha çok anladım. Çünkü burada her çocuk birbiriyle bir dilde anlaşabiliyor. Bu dil Türkçedir. Türkçe sayesinde ben burada çok arkadaş edindim. Bu dili öğrendiğim için çok mutluyum.”

MARİYA KUNDRATEVA - RUSYA

“Ben ‘sevgi, hoşgörü, diyalog’ kelimelerini görür görmez hemen aklıma okulum geldi. Belki bu kız reklam yapıyor diye düşünebilirsiniz, ama aslında kalbimden söylüyorum. Ben Uluslararası Rus-Türk Lisesinde okuyorum. Zaten bu yıl okulu bitiriyorum ve sınavlarımın hepsini artık vermiştim, yalnız mezuniyet törenimiz kaldı. Öğretmen ve öğrencilerin farklı milletlerden oldukları için başta biraz zordu. Bazen ortak bir karar ve çözüm bulamazdık. Bazen de analaşmakta zorluk çekerdik, ama zaman ilerledikçe birbirimizi daha iyi tanımıştık, arkadaş bile olmuştuk. Evet! artık ‘öğretmen-öğrenci’ ilişkilerimizden sadece büyüklere karşı olan saygı kaldı. Bizim öğretmenlerimiz bize iyi öğüt verebilen (arkadaşlarımız) Birbirimizi dinlemeye ve duymaya çalışarak ‘diyalog’ ne olduğunu öğrenmiştik. Karışık ve tehlikeli dünyada korumasız olmamak için sevgi gerekir.

MÜBİN ÖMER - AFGANİSTAN

“Dünyamızda eğitim ilerledikçe cehalet azalmaktadır. Eğitim vesilesiyle insanlar birbirini tanıyor ve tanışıyorlar. Mesela biz kendimiz  eğitim amacıyla onlarca ülke ve yüzlerce öğrenci tanıdık. Farklı insanlar, farklı diller ve farklı kültürler gördük. Ellerimizden geldiği kadar eğitime muhtaç insanlara yardım edelim. Yardım ederek insanlık görevimizi yerine getirelim. İnsanlara eğitimin faydalarını ve değerlerini anlatalım. İnsanları eğitime karşı yöneltelim. Eğitim seviyesi arttıkça dünyamız ve çevremiz huzur içinde olur. Dünyamız da ilimsiz kör gibidir. Kör yolunu göremediği gibi, ilimsiz insan da hayatını, yaşamını, çevresini ve dünyasını göremez ve tanıyamaz. Şairin dediği gibi: ‘Her kimse ki okula giderse adam olur, alemin ve cihanın göz nuru olur.’ Cehalet insanını düşmanıdır. Gelin hep beraber eğitime destek olalım.”

LİENA KALİNİNA - RUSYA

“Bütün milletlerin birbirlerinin dilini, kültürünü, hayatını öğrenmeye gayret etmeleri gerekir. Sadece birbirlerini yakından tanıyan milletleri içinde saklayan dünya gerçekten mutlu olabilir.”

EMİRJON SENJA - ARNAVUTLUK

“Buraya geldiğimizde dünyanın her tarafından gelen öğrencilerle tanıştık, onlarla sohbet ettik. Kendi ülkelerini tanıtmalarını istedik, onlar da güler yüzlü tüm sorularıma cevap verdiler. İşte tüm bu saydığımız olaylar dilin vasıtasıyla gerçekleştirildiler. Günümüzün dünyası birbirinden uzak durmazlar, dil onların arasında bir köprü hâlini alarak bir arada olmalarını sağlıyor. Dünyada konuşulan birçok dil bulunur ve birbirisi kendi güzelliğini vardır, dil toplumun özelliklerini taşıyor. Dünyamızda  aynı dil konuşulduğunu düşünelim, biz hangi memlekete gidersek aynı kelimeleri işiteceğiz, aynı sesleri duyacağız, hangi ülkede olduğumuzu belli farklı olması konuşmaya renk katıyor onun daha çekici olmasına neden olur.”

SİVAN SEYYAH ABDULLAH - IRAK

“Ben doğduğum günden beri hep savaş içinde yaşıyorum. Önümüzde insanlar ölüyorlar vb. gibi Tabii ki ben de diğer insanlar gibi barış dolu bir dünya istiyorum. Herkes birbirlerin kardeşçe davranmasını yani hiçbir ayrım olmamasını istiyorum. Her yerde herkes mutlu gezmesini istiyorum. Belki benim istediklerim kuralları aşıyor; ama bunları istemek benim hakkımdır diye düşünüyorum. Hayal etmek güzeldir; ama büyük hayaller kurmamız gerekir. Hatta herkesin elinde bir beyaz güvercin olsun da onları serbest bıraksın. Aslında benim hayallerimde güzel, yemyeşil, mutlu, sevgi dolu bir dünya hayal ediyorum. Her yer ‘savaş’ alanı, düşmanlarla dolu olan bir dünya değil, mutluluk resmi çizilmiş bir dünya hayal ediyorum. Biz de diğer ülkeler gibi mutlu olmak isteriz, biz de özgür yaşamak isteriz. Her yerin barış bayrakların kaldırılmasını hayal ediyor. Her yere özgürce mutlu bir şekilde gitmek istiyorum. Anaların gözlerindeki yaşların kurumasını, insanların arasındaki düşmanlığın kalkmasını, savaşların olmamasını, her yerde her zaman mutlu olmamızı hayal ediyorum.”

ŞAHİDE KARİMOVA - ÖZBEKİSTAN

“Ben dürüst ve temiz bir dünya hayal ediyorum. Herkes birbiriyle kavga etmesin birbirine dürüst davransın. Biz bir temiz bir dünya hayal ediyorum. Hiç kimse yere çöp atmasın. Eminim o zaman bir dürüst ve temiz bir dünyamız olacaktır. Ve bi de ülkeler birbirine savaş etmediği bir dünya istiyoruz. Eğer savaş olmasa dünyamız dürüst ve temiz olacaktır. Ben neşeli bir dünya hayal ediyorum. Eğer dünyamız neşeli olursa herkez sevinçli olacak. Hiç kimse bir daha ağlamayacak ve kavga etmeyecektir. Herkes sevinçli olacaktır. İşte ben böyle bir dünya hayal ediyorum. Ben neşeli çocuklarla dolu bir dünya hayal ediyorum. Eğer neşeli çocuklarla dolu bir dünya olsa idi herkes mutlu olurdu. Çünkü eğer çocuklar mutlu ise anne babalar da mutlu olurlar. Ben bir renkli dünya hayal ediyorum. Eğer dünyamız renkli olursa herkes mutlu ve sevinç dolu olur. Eminim o zaman dünyamızda hiç üzülenlerden kalmıycaktır. İşte ben böyle bir dünya hayal ediyorum.”

RAUF ZEYNALOV - NAHÇIVAN

“Çocukların eğitimde öğretmenlerin de çok önemli rolu vardır. Hiç kimse kendi kendine öğrenmemiştir. Bazı öğretmenler çocukların eğitim vermeye çok istekli oluyorlar. Özellikle genç öğretmenler. Böyle öğretmenler başarılı bir nesil yetiştiriyor. Öğretmenlik çok güzel bir meslek. Çoğu çocuk büyüyünce öğretmen olmak istiyor. Çünkü çocukları hayata hazırlamak çok güzel bir şey. Çoğu insan öğretmenini babası kadar hatta belki de daha fazla seviyor. Bir gün bir âlime sormuşlar: ‘Neden öğretmeninizi babanızdan çok seviyorsunuz?’ O da şöyle cevap vermiş: “Çünkü öğretmenim beni yerden göklere çıkarıyor, babamsa gökten yere indiriyor.”

MARİYA RAHİMOVA - KAZAKİSTAN

“Bir şeyin önemini tespit etmek için öncelikle onun ne işe yaradığını anlamak icabediyor. Dil nedir? Basit bir izahla dil, insanların birbirleriyle anlaşmasını sağlayan bir araçtır. Hayatın bütün sahalarında; ailede, eğitim kurumlarında, iş yerinde, kültür merkezlerinde, her yerde kullanıyoruz dili. Ancak dil bu kadar basit bir şey değildir. Dilin insan ve toplum hayatındaki yeri pek önemlidir. Hemen hemen bütün düşüncelerimizi, sonunlarımızı, duygularımızı anlatabiliriz dil ile. Dil ile insanı hem ağlatabiliriz,  hem güldürebiliriz; hem öldürebiliriz, hem kurtarabiliriz. Birinin bize karşı duyduğu sevgiyi bakışlarından anlayabiliriz; ama dudaktan dökülen sözler bu duyguyu kuvvetlendirir, daha iyi anlatır bize; daha derin etki bırakır üzerimizde. Ana dilimiz bize verilmiş büyük emanettir. Emanete hıyanet etmemeliyiz. Dilini bilmeyen birçok yabancı kelimeyi karıştırarak söyleyen insansaların hâli ne kadar acıdır? Ana dilimiz bizim için en güzel en sıcak dil olmalıdır. Tüm kalbimizle sevmeliyiz onu. Dil büyük hazinedir ve onu korumayı en önemli vazifelerimizden biri olarak kabullenmeliyiz.”

DAFİNA ALİSHANİ - KOSOVA

Gecen yıllardan olimpiyatlara katılan öğrencilerden hep duyardım olimpiyatlar hakkındaki görüşlerini ve anılarını. Orası başka bir dünya diyorlardı, çok güzel şeyler var diyorlardı. Neyse ki benim de oraya katılma şansım oldu ve çok şey gördüm ve hafızama güzel şeyler kazındı. Simdi sizinle paylaşmak istiyorum. Bence gerçekten orası başka bir dünyaydı. Evet o herkesin hayal ettiği bir dünyaydı. Sevgi dolu,barış dolu,hoşgörü dolu ve daha bir sürü güzellikle dolu. Dilimiz, dinimiz, ırkımız, kültürümüz ve daha bir sürü şeyimiz farklıydı ama bizim tek bir ortak yanımız vardı o da orada konuştuğumuz dil yani Türkçe. Çok güzel bir histi, 100 ülkeden 500 öğrencinin her konuştuğunu anlıyorsun. Ben şahsen bir zenci gördüğümde otomatik olarak İngilizce konuşurum ama orda bana "Merhaba" diyen zenci de gördüm ve çok şaşırdım ama bir o kadar da mutlu oldum çünkü dünyanın bir ucundan gelmişti ama benle ayni dili konuşuyordu. Olimpiyatlardaki afislerde "Sevgi dili" yazıyordu. Bu cümleyi okuduğumda bile bir sıcaklık hissetmiştim ama daha sonra olimpiyatlardaki ilerleyen günlerde o sevgiyi dolu dolu hissetmeye başladım. İlk yemeğimize gitmiştik baktım bütün öğrencilerin yüzünde sıcak bir gülüş vardı, göz göze geldiğim öğrencilerden hemen "Merhaba" sesi geliyordu. Allah'ım o kadar güzeldi ki anlatamam. Dünyanın en güzel şeylerden biri olan tebessüm oradaki her insanda vardı, bazen düşünüyordum nasıl bir dil bu kadar sevgi saçabilir diye ama sonra cevabını buldum. Bu dili bize öğretenler yani değerli öğretmenlerimiz bize bu dili sevgiyle öğretmiş. Tebessümümüz de öğretmenlerden göre göre alışkanlık olup bizim yüzümüze de yansımıştı. Dikkatimi çeken bir şey daha vardı, Türkçe 'ye "Barış dili" deniliyordu olimpiyatlarda, açıkçası ilk önce anlamamıştım nasıl bir dil barış dili olabilir diye. Ama sonra farkına vardım hemde hiç ummadığım bir şekilde. Kosova denince aklınıza gelen ilk şey Sırbistan ve savaştır. Düşünsenize Kosovalı bir öğrenci Sırbistanlı bir öğrenciye kahvaltıda "Günaydın" ve "Afiyet olsun" diyor ya da ayni öğrenciler aynı yerde kalıyor, aynı yerde yemek yiyorlar, aynı karede resim çektiriyorlar. Bana biri olimpiyatlarda Sırbistanlı öğrencilerle yukarda saydığım şeyleri yapacaksın deseydi ben inanmazdım. Ama gelin görün ki yaptım. Hatta olimpiyatlarda bir ara düşündüm nasıl oldu da içimdeki kin kayboldu diye. Ama tam oturduğum yerin karşısında afiş duruyordu "Sevgi dili" "Barış dili" diye ve anladım ki olimpiyatlarda kine, hırçınlığa, sinire, saygısızlığa yer yoktu. Bu da bana bir ders oldu ve barış dilinin ne demek olduğunu çok iyi anladım.

MUHAMMED HALİD - IRAK

“İnsanı insanca yaşatan yaşamın baharı olan gerçek duygularımızı bulmaya yardım eden, güzelliğin manasına bir kat daha güzellik katan, dikenler arasında ve çöllerin ortasında ölüme mahkûm bir goncayı gül yapan birbirinden güzel yıldızları gecenin karanlığında bir araya getiren her çeşit yaraya derman olan, durgun ve akışı belli olmayan denizleri coşturan, kışların ortasında bize baharı yaşatan ve cemiyet bireylerinin arasında manevi bir iletişim kuran; ancak sevgidir. Gelin ey insanlık! Gelin ey Adem ve Havva’nın çocukları. Gelin ey aynı aile çocukları. Hep birlikte el ele verip gökkuşağı altında anlaşalım. Neyimiz eksik? Birimizin bir ayağı yoksa, ötekimizin iki ayağı var ya! Gelin! Neden insanlığa o bahsettiğim kupkuru çölde, bir damlacık su olsun bile, verenlerden olmayalım? İnilti ve sancısını duyduğumuz insanlığın kurtarıcısı olalım. Gelin de ruh âleminde kardeş olduğumuz gibi burda da kardeş olalım. Kardeşçe yaşayalım.  O zaman ne güller solmaya mahkûm olacaklar, ne de çocuklar annelerinden zorla alınacak. Ve o zaman hayat tam manasıyla yaşanır: Sevgi ve paylaşmak...”

ZİNETİ HASAN - BULGARİSTAN

“Allah bizi çok sevdiği için biz de birbirimizi tanıyalım, anlayalım ve sevelim diye bize konuşabilme yeteneği de vermiş. Ne kadar çok etrafımızdakilerle diyalog kurarsanız onun geçmişini korkularını, sevinçlerini, umutlarını ve hayal kırıklıklarını öğrenirsiniz. Ve anlarsınız ki kapı komşunuzun sizin menekşelerden nefret etmesinin nedeni yıllar önce kaybettiği eşinin de onları sevmesiymiş. Nedenini bildiğiniz zaman bu davranış sizin için bir kapris olmaktan çıkar ve sadece acılı bir insanın çaresizliğini simgeleyen bir davranış olur. Artık ondan nefret etmez tam aksine hoşgörülü davranır, onu seversiniz.”

FERİT AHMEDİ - AFGANİSTAN

“Sevgi dünyadaki varlıkların, mutlu yaşamının en önemli iksiridir. Dünyadaki bütün güzellikler ve mutluluklar,  sevgiden ve hoşgörüden kaynaklanır. Bu sevgi ve hoşgörü sadece insan ile insan arasında değildir. Bu sevgi bütün varlıkların ve  yaratıcısı arasında da olabilir. İnsanlar, kendilerini başka insanlar tarafından sevilmeleri için çevreye sevgi ve  hoşgörü ile muamele etmeleri gerekir. Ancak bu yolla insanlar kendilerine  değer kazanabilirler. Türkçede bir atasözü vardır: ‘Tatlı dil, yılanı deliğinden çıkarır.’ derler. Yani hoşgörü insana düşmanını bile dost yapabilir. İnsanlar tarafından sevilen büyük insanlar, hep hoşgörü ve sevgiyle ün kazanmıştır. Böyle insanlardan, Hz. Muhammed’i, Atatürk’ü ve Hz. Mevlana gibi insanları örnek olarak görebiliriz. Bu insanların her birisi; dine, insanlığa, vatan’a ve bilime sevgi göstermişlerdir.”

SERGEY POHİLENKO - KIRGIZİSTAN

“Etrafımıza bakalım. İçinde yaşadığımız çok geniş bir âlemi görüyoruz. Bu dünya bizim ellerimizde olduğu için geleceği de bizim ellerimizdedir. Aynı zamanda istikbalimiz de dünyamıza bağlıdır. Bu yüzden geleceğimizin iyi olması için dünyamızın durumuna dikkat etmeliyiz. Bu dünyayı düzeltmemiz için ilk önce içi dünyamızın ve kendimizi düzeltmemiz lazım. Sadece bunu yaptıktan sonra başkalarının hayatlarını düzeltebiliriz. Yaşadığımız dünya çocuklarımızın yaşayacağı yerdir. Tabi ki, biz çocuklarımızın hayatının iyi olmasını istiyoruz. Bundan dolayı dünyamızın, toplumumuzun uğruna ellerimizden gelen her şey yapmalıyız. Hiç olmasa onu kirletmeden ve  bozmadan bizden sonra yaşayacak olanlara teslim edelim. Yaşadığımız dünyanın benzeri yoktur. Onu kaybedersek başka bir yaşayacak yerimiz kalmayacak. Bu yüzden dünyamızın kıymetini bilerek onu kaybetmeden saklamalıyız.”

SHUEB ADEN’İN HİKÂYESİ - KENYA

“İsmim Shueb, Kenya’nın kuzeydoğusunda bulunan Garisa kentinin kuraklıktan kavrulan bir mahallesinde yaşıyordum. Gittiğim ilkokulda bazen öğretmen olmuyordu; ama ben kendi gayretimle ortaokul bitirme sınavına hazırlandım. Ancak beş yüz üzerinden 401 puan alabildim. Bu puan ile zaten maddi durumu kötü olan aileme yardımcı olamıyordum. Çünkü burslu olarak okuyabileceğim fen liseleri en az 450 puan istiyorlardı. Okumaya ve geleceğimi kurtarmaya bu kadar yaklaşmışken böyle olması bende hayal kırıklığı oluşturmuştu. Sağa sola eşe dosta başvurdum derdimi anlattım; ama nafile. Derken bir aile dostumuz olan Abdullahi adındaki avukat bana yardımcı olacağını söyledi. O ne tatlı geceydi, sevinçten uyuyamamıştım. Nihayet Allahu teala bana yardımcı olacak birini göndermişti.  Günler günleri kovaladı; ama Abdullahi Beyden ses seda çıkmamıştı. Bu sırada Türk Işık kolejinden bir grup öğretmenin liseye giriş imtihanı yapmak için Garisaya geldiğin duydum, gidip sınava gireyim belki başarılı olurum diye kaydoldum.  Akşam babama Türkleri ve onların Garisada olduğunu anlattım. Yaşlı babam çok heyecanlandı ve yarın seninle sınava ben de geleceğim dedi. Ertesi gün 75 yaşlarında, gözleri pek de iyi görmeyen babam ile beraber sınavın yapılacağı okulun yolunu tuttuk.  Okul Garisa’nın kenar mahallelerinin birinde içinde üç beş ağacın gölge yaptığı çöl sıcağının hissedildiği bir yerde bulunuyordu. Babamı, gölgesi ancak kendisine yeten bir akasya ağacının gölgesine bırakıp sınav salonuna girdim. Yaklaşık 20 öğrenci vardı sınavda. Yazılı sınav bitmişti, mutlu bir şekilde dışarı çıktım, şimdi sırada mülakat vardı. Biraz dinlendikten sonra öğretmenler öğrencileri teker teker mülakat salonuna almaya başladılar. Ben de girdim mülakat salonuna, bu sınav salonunun beni Türkçe Olimpiyadının yapılacağı salonlara götürdüğünün farkında bile olmadan.  Mülakatı yapan öğretmen bana Işık Kolejinde okumak isteyip istemediğimi sordu. Biraz kararsız biraz da ürkek bir sesle "Hayır" dedim. Hoca neden diye sordu bu kez. Ben de bana söz veren Abdullahi Beyden ve bir fen lisesine gitme hayalimden söz ettim. Öğretmen peki biz sana burs versek bizim okulumuzda okur musun diye tekrar sordu. Gözüm ötelere dalmış bir şekilde emin değilim dedim. Kimdi bu Türkler, nereden gelmişlerdi? Garisa gibi hükümetlerin ve yöneticilerin unuttuğu bu yerde ne yapıyorlardı ve neden Garisa gibi bir yerden öğrenci alsınlardı ki? Sorular zihnimde parladı. Acaba dedim kendi kendime, bu beyazlar nasıl insanlar, öyle ya daha önce hiç beyazlarla bir arada bulunmamıştım. Değil beraber bulunmak hiç görmemiştim ki onları dünya gözüyle. Bu düşüncelerle sınavın yapıldığı salondan dışarı çıktım, bahçeye yöneldim, gözlerim dikenli, az gölgeli akasya ağacına emanet ettiğim babamı aradı. Babam bastonu bir tarafta, yüzükoyun yatmaktaydı. Başucunda olduğumu anlayınca gülümseyerek kalktı ve sınavların nasıl geçtiğini sordu. İyi dedim sessizce. Oğlum dedi babam dün bütün gece Allah’a dua ettim bu okula gidebilmen için ve inanıyorum Allah seni yarı yolda bırakmayacaktır. Babamın sözlerini duyunca bir aralık babamı, annemi, her yağmur yağışında akan kulübemizi, ışıksız evimizi, mum ile ders çalıştığım geceleri düşündüm. İçeri koştum ve tamam dedim, sizin öğrenciniz olmayı kabul ediyorum. Öğretmenin yüzü güldü ve beni bağrına bastı Türk koleji. Bu başlayan beraberlik Türkçe Olimpiyatı sayesinde doruğa ulaştı. Şimdilerde ben daha ümitli bakıyorum yarınlara, çünkü benim arkamda dünyalarını bir bavula sığdıran yiğitler var ve bu yiğitlerin ardında varlıklarını bu okullara adayan Türk insanı var.”

  • turkcede.org.google play
  • turkcede.org.twitter

    

 Sosyal ağdan bizi takip ederek yeniliklerden haberdar olabilirsiniz.

Telif hakları için tıklayınız...                                                        
Copyright © 2010 Türkçede.org                                                 Türkçenin öğretiminde katkısı olması dileğiyle...